KATEGORİLER

16 Eylül 2020 Çarşamba

Anadolu'nun Hayaletleri Bölüm 55

 


BÖLÜM 37

İki ay sonra, 5 Ağustos 1915

Mikael, Şirak’ı yanına alıp bezgin insanların kuyruğunda kendine bir yer buldu.

“Ekmek alabildin mi?" diye sordu Kristina.

"Sadece bir parça," diye sinirle cevap verdi. Bayat bir ekmek uzattı. "Üstelik üzeri küflenmiş.”

"Bir dahaki sefere verdiklerinin hepsini al. Şimdi getir onun üstünü kazıyalım." Kristina ekmeği aldı ve dikkatlice parçalara ayırdı. Şirak'a bir parça, Mikael'e de başka bir parça verdi. "Bu ekmek için sana şükürler olsun, Tanrımız Mesih. Cömertliğine güveniyoruz ve tüm ihtiyaçlarımızı karşılayacağını biliyoruz. Baba'ya, Oğul'a ve Kutsal Ruh'a hamdolsun, şimdi, her zaman ve çağlar boyunca, Âmin." İzabella'yı kucağına aldı ve bir lokma kopardı. Küçük kızın ağzına tıktı. “Yavaş ye meleğim.”

İzabella yüzünü buruşturdu. “Bunun tadı çok kötü, anne.”

“Olsun, sen yine yemeye çalış. Elimizde olan sadece bu."

Mikael, İzabella'nın dizini okşadı ve ona ekmeğinden bir parça koparıp verdi. Bir deri bir kemik kalmış küçük kız lokmasını çiğnerken boş boş tavana bakıyordu. “Sen yemiyor musun anne?”

“Hayır, oğlum, sen yemene bak. Umarım gelecek sefere biraz fazla verirler."

Şirak ekmeğini uzattı. "Anne, lütfen benimkinden al biraz."

"Teşekkür ederim. Baban seninle, her üçünüzle de çok gurur duyacak." Kristina bir lokma kopardı ve ağzına attı.”

Kilisenin arka tarafında çaresizlik çığlıkları yankılanırken, sıralarını paylaşan yaşlı kadın eli boş bir şekilde sürünerek geldi. "Tanrı merhametlidir. Ama burada hepimizi açlıktan öldürecekler."

Şirak kalan ekmeğini uzattı. “Bunu alabilirsiniz, Bayan Arulian.”

“Çok iyisin ama ona benden çok senin ihtiyacın var. Vartan, bize daha fazla ekmek bulmaya gitti."

“Elizabeth’le beraber gitmeliydik. Açlıktan ölmekten daha kötü bir şey olamaz,” diye mırıldandı Kristina. "Bir aydan beri yiyecek bulamıyoruz, üstelik suyumuz da çok az kaldı. Bize yardım et sevgili Tanrım."

Yüzüne umutsuzluk çökmüş Peder Leonian, sıraların önünden geçerek sunağa doğru yürüdü. Yavaşça merdivenlere çıktı, kalabalığa doğru döndü ve kollarını kaldırdı. "Lütfen, beni dinler misiniz?" diye seslendi, boğuk bir sesle. "Size duyurmak istediğim bazı şeyler var. Bugün aldığımız tüm ekmeği ve pilavı dağıttık, bu yüzden size verdiklerimizi idareli kullanın. Vartan'ı yine yiyecek bir şeyler aramaya gönderdim, ancak Halep'te ciddi kıtlık var. Dua edelim ki, herkesin ihtiyacını görecek kadarını bulsun."

Genç bir kadın çılgınca, "Bebeğim iki gündür ağzına bir lokma ekmek koymadı," diye bağırdı.

Peder Leonian, “Üzgünüm,” diye yakındı. “Aranızda Bayan Veorkian’la ekmeğini paylaşmak isteyen var mı?

Genç annenin arkasındaki sırada oturan yaşlı bir kadın öne doğru eğildi ve ekmeğinden bir parça koparıp uzattı.

Peder Leonian, "Tanrı sizleri korusun," diye seslendi. “Hepinizin bildiği gibi Halep tam bir kaosa sürüklendi. Kuzeyden her gün daha fazla insan geliyor ve maalesef hepsine yetecek kadar yiyecek yok. Ve şimdi size bir haberim daha var: Bölge Valisi, şehirdeki tüm Ermenilerin, yarından sonraki gün Deyrizor'a* giden kafilelere katılmasını emretti."

Mülteciler arasında bir uğultu yükseldi.

"Çölde açlıktan ölmektense burada ölmeyi tercih ederim!" uğultunun arasında, yaşlı bir adam bağırdı. "Orada kumdan başka hiçbir şey yok!"

"Kana susamış haydutlar ve çocuk çalan şeytanlar var!" genç bir kadın feryat ederek ağlamaya başladı.

Peder Leonian ellerini kaldırdı. “Vali yardımcısı, kafileleri korumak için muhafız görevlendireceğine söz verdi. Ayrıca kiliseye bundan böyle yiyecek verilmeyeceğini söyledi. Yani burada kalmak bir çare değil. Kafilelerle seyahat eden herkesin ekmek bulabileceğine dair kendisinden özel teminat aldım. Hepiniz yanınıza neyi alacağınıza ve geride ne bırakacağınıza artık karar vermek zorundasınız. Yalnızca taşıyabildiğiniz kadarını yanınıza alın."

Kilisenin arka taraflarından bir kadın, "Sizinle kalmak istiyoruz," diye bağırdı.

“Üzgünüm ama size yardım etmek konusunda yapabileceğim başka bir şey yok. Bana da kafilelere katılmam söylendi. Hepimiz Tanrı'nın merhameti ve rehberliği için dua etmek zorundayız. Bu korkunç krize yol açan savaşı sona erdirmek için her birinizden Tanrı'ya dua etmenizi rica ediyorum. Pazar ayini yarın sabah saat onda yapılacak. Ertesi gün, yolculuğumuza hazırlık için yarın akşama başka bir dua ve ayinimiz olacak. Tanrı hepimizi korusun." Peder Leonian, başını öne eğip, sıraların arasından yürüdü ve koridorun sonunda gözden kayboldu.

*Deyrizor: Suriye'nin kuzey doğusunda, Fırat Nehri kıyısında bir şehir.

(Devam Edecek)


6 yorum:

  1. Valinin amacı ne ki acaba? Gelen günler geçenleri aratacak gibi geliyor bana Mr. Kaplan.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Her devirde olan şeyler bana kalırsa. Kraldan çok kralcı diyoruz bu tür insanlara ya. Şimdi doğuda başta Rus ve Fransızların dolduruşuna gelen bazı Ermeniler, bağımsızlık kazanacakları vaadiyle vatandaşı oldukları Osmanlı'ya karşı bayrak açtılar ve masum Türk ve Kürtler de dahil olmak üzere vahşi katliamlara giriştiler. Bu doğal olarak bir nefret doğurdu. Osmanlı yönetimi de çaresizlik içinde kurtuluşu tehcirde buldu. Tehcir sırasında Ermenilerin katliam haberlerini duyan ve bu yönde yayılan haberlerden etkilenen yerel idareciler de masum ya da düşman ayırt etmeden bütün Ermenileri düşman gözüyle görüp bu acı olayların müsebbibi oldular. Öyle bir atmosfer düşünün ki, bölgedeki Osmanlı vatandaşları, karşılarındaki bütün Ermenileri, Naziler, Yahudileri nasıl gördüyse öyle gördü. Elbette sebepler farklı olabilir ama ben burada kin ve nefretten bahsediyorum. Bölge Valisi Reşit, bu kin ve nefretin yanı sıra başka karakterlere de sahipti. Mesela, daha önceki vali Ermenilere bu kadar gaddar davranmadığı ve isyanları bastıramadığı için görevinden alınmıştı. Bu yüzden kendisi gaddarlık konusunda ondan bir isteniyorsa on katını yaptı hükumetin gözüne girsin diye. Bir de karakter olarak acımasız ve gücünü kuvvetliden yana kullanan bir tipti sanırım.

      Durum böyle olunca, evet çok acı şeyler olmaya devam edecek ve bu miras Türkiye Cumhuriyeti'ne kalmış olacak. Biraz uzun bir cevap oldu kusura bakmayın Mrs. Kedi:)

      Sil
  2. yine yol göründü :) demekki bu şekilde önce avrupa sonra amerikaya gitcekler :) halepte o zaman baklava yokmuş demekki kıtlıkta yapamamışlar :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Avrupa'ya niye gitsinler, Amerika'ya gitmek için aktarma yapacaklarını düşünüyor olmalısın. İnsanlar orada kuru ekmek bulamıyorlar savaş döneminde, ne baklavası:)

      Sil
    2. evet yani ordan amerikaya vapurla gitmek aylar sürer ya, avrupada bence daha uzun yol vapuru bulacaklardır :)

      Sil