KATEGORİLER

Gezi (27) Günce (613) Kitaplarım (220) ÖYKÜ (124) Sohbet (310) ŞİİR (3)

5 Mayıs 2019 Pazar

KATARAKT

İyice ilerlemiş yaşlarda karşılaşılan bir rahatsızlık olarak bilirdim bu meredi. Katarakt göz merceğinin saydamlığını kaybederek matlaşması sonucu yaşanan görme kaybı olup yaşam kalitesini ciddi oranda etkileyen bir rahatsızlıktır. Genellikle orta yaş üzerindeki kişilerde görülürmüş. Sağlık konusunda çok titiz biri olduğumu söyleyemem ama mecburen yolum hastaneye, doktora düşüyor işte bazen. Böyle durumlarda en önemlisi şans faktörü ve belki yine buna bağlı olarak doktor seçimi. Şimdi, yaşadıklarımı halk diliyle anlatırsam belki birilerine faydası dokunur ve sevgili bloguma dönmek için güzel bir bahane bulmuş oluyorum böylece.

Dört sene kadar önce eşimle bir ay kaldığımız Muscat'tan henüz dönmüştük. Fırsat buldukça gezmek, ülkeyi tanımak ve hoşça vakit geçirmek için çevre şehirlere arabayla yolculuk yapıyorduk. Yön ve trafik bilgi levhalarını görmemde ciddi olarak zorlandığımı ilk kez o zamanlarda anladığımı söyleyebilirim. Aslında bundan birkaç ay önce Umman'da ehliyet almak için görme testine girdiğimde ışıklı levhada yazılı harflerin yarısını göremediğimi fark etmiştim. Gözlüklerimi değiştirmemin zamanı geldi anlaşılan diye mırıldanmıştım kendi kendime. Yine de ehliyeti alırken sorun olmaması şaşırtmıştı beni doğrusu. Şehirler arası yollarda ilerlerken levhaları okumakta zorlandığım için yanımda oturan eşime soruyordum ne tarafa döneceğimizi. Trafik kuyruğunda önümde duran arabanın plakasını dahi okuyamadığımı fark edince ülkeye döner dönmez ilk işimin bir göz doktoruna görünmek olduğunu iyice kavramıştım.

Sene 2015, yurt dışından dönüşümüzün ertesi günü Ankara'da nam salmış bir ihtisas hastanesi olan Kudret Göz Hastanesindeyiz. Beklentim basit bir muayene ve belirlenecek yeni gözlük numaraları. Kontroller yapıldıktan sonra ilk doktorum beni yanlış hatırlamıyorsam Seda ismindeki başka bir doktora yönlendiriyor. Bir üst katta basit bir cihaz kontrolünden sonra teşhisi koyuyor doktor hanım. Katarakt. Ondan sonrası tam bir pazarlama. O kadar basit bir ameliyatmış ki bu birkaç dakika içinde hem yakını hem uzağı net olarak görebilecek ve asla bir gözlüğe ihtiyaç olmayacakmış bir daha. Vay anasını, demek teknoloji o kadar ilerledi demek. O tatlı dili, kendinden emin duruşu ve ikna kabiliyeti beni mest etmişti. Bekliyorum ki ameliyat için gün versinler. Hanımefendi isterseniz hemen şimdi yapabilirim ameliyatınızı deyince şaşkınlığım daha da artmıştı. O kadar basit yani... İki göze birden mi? diye sormuş, "Evet, tabii neden olmasın." diyerek beni şaşırtmaya devam etmişti. Oysa ben gözlük numarasını belirlemek için gelmiştim. Bu kadarı fazla deyip yarın olsun bari dedim. Bu ameliyat nasıl bir şey, yan etkileri var mı, doktor bu işte ne kadar uzman düşünmeksizin ertesi güne randevu aldık. En kaliteli mercek kullanacakmış, multifokal. Yani ne uzak ne yakın ne de astigmat için gözlük derdi kalacak, yeniden doğmuş gibi olacağım.

Her iki gözüme aynı gün multifokal lens takıldı. Birkaç gün sonra gözlerim her şeyi görmeye başlayınca çok sevinmiştim. Bir hafta boyunca verilen göz damlasını kullanıyordum. Ne izin, ne istirahat. Serde iş ve görev aşkı var ya, ertesi gün ben Balıkesir yolunda araba kullanıyorum. Gözlerim gün ışığına karşı oldukça hassas henüz, yaşlar boşanıyor ve akşamları yanmaya başlıyor. Doktor bana araba kullanmayacaksın, istirahat edeceksin, ya da güneş ışığında kalmayacaksın demedi ki (!)

Neyse bir hafta sonra kontrole gidiyorum, her şey normal diyor doktor hanım. Yaşadığım sorunlar için bir göz merhemi veriyor. Bu o doktoru son görüşüm. İzmir'e taşınıyoruz birkaç ay sonra. Sol gözüm yine görmüyor, hatta eskisinden daha kötü. İzmir'de Kaşkaloğlu Göz Hastanesinin sahibi hakkıyla ün kazanmış Mahmut Kaşkaloğlu'na gitmeden önce başka bir iki doktora gidiyoruz. Multifokal lens yerinden kaymış, yapışmış, katlanmış gibi bir şeyler söylüyorlar. Durum vahim. Yine ameliyat görünüyor ancak bu kez ilki kadar kolay olmayacak. Zira bu riskli ameliyatı her doktor üstlenmiyor. Sadece iki doktor bu işin üstesinden gelir diyorlar. Biz en iyisine, Kaşkaloğluna gidiyoruz. 2016 yılının Mart ayı. Artık multifokal lens takmamız risk olur diyor hoca. O da bir aksilik durumunda körlüğe kadar gidecek bir sonuca karşı tedbirli davranıyor. Monofokal takacağız bu sefer, ama bu işin üstesinden gelirim diyor. Güveniyoruz, çünkü başka çaremiz yok. Sol gözüm mono, sağ gözüm multifokal olacak. Yani bir gözüm yakın gözlüğüne ihtiyaç duyarken diğer gözüm gözlüksüz görebilecek yakını. Psikolojik bakımdan rahatsızlık verici. Takma göz kullanıyormuşum hissi.

Ameliyat başarılı geçiyor. Zor bir ameliyat tabii, bayağı uğraştırıyor hocayı ama sonuçlar güzel. Üç yıl kadar böyle gidiyor. Son birkaç aydır görmemde yine sorun yaşamaya başlıyorum. İki göz arasında bir iletişim sorunu var sanki. E, lensler farklı ya ondandır, psikolojik olmalı. Unutursam, kafaya takmaz isem düzelir belki. Düzelmiyor... Bu arada yine Kaşkaloğlu Göz Hastanesine gidiyoruz. Kontrolü yapan hastanenin genç doktorlarından biri. Bundan sonra artık böyle idare edeceksiniz, yapacak bir şey yok gibi şeyler söylüyor. Kaderime teslim oluyorum. Ama görmüyorum. Aslında belki de görüyorum, gözler arasında koordine eksiği var. Gözlük kullanmıyorum, yakını artık hiç görememeye başladım. Uzak da hem var hem yok. 

Geçenlerde bir doktor akrabamızı ziyarete gittik. Karşıda kocaman televizyon. "Sizin televizyon bulanık mı gösteriyor ben mi net göremiyorum?" diye soruyorum. Aklıma o ana kadar hiç gelmeyen ama son derece basit bir test uyguluyor. "Sağ gözünü elinle kapat, şimdi görebiliyor musun?" diye soruyor. Evet, bulanıklık kayboldu, fena değil. "Şimdi de sol gözünü kapat bakalım." diyor doktor hanım. "Ne orada televizyon mu var?" O zaman anlıyorum ki problem sağ gözümde. Bunu ortaya çıkaramadığım için utanıyorum kendimden. Sorun ciddi görünüyor. Kendimi biraz rahatlatırım umuduyla, mal aldığında nasıl garanti belgesi veriyorlar imalat hataları için, doktorlar niye bunu yapmıyor diye dalga geçiyorum bizimkilerle. Mahmut Kaşkaloğlu'ndan randevu alıyoruz yeniden. 

Randevu gününde sorunu anlatmaya başlıyorum. Hani siz sağ gözümü ameliyat etmiştiniz ya birkaç sene evvel. Ha, işte o göz şimdi görmüyor. Biraz daha detaylandırmak için devam ediyorum. Hani Ankara'da ameliyat olmuştum da, lens kaymıştı, siz de yapışan, kayan multifokal lensi çıkarıp yerine monofokal takmıştınız. İşte o göz şimdi görmüyor. Hoca şaşkın bir şekilde soruyor, "Hiç mi görmüyor?" Hiçe yakın işte. Karşıdaki harfleri okutmaya çalışıyor. Sol gözüm gayet iyi görürken, sağ gözümle en kocaman harfleri dahi okuyamıyorum. Bir yandan da içimden bak bu ameliyatı sen yapmıştın, hatanı düzeltmene imkan veriyorum düşüncesi aklımdan geçmiyor değil. Hadi bakalım doktor şimdi ne yapacaksan yap artık havalarında, biraz da küstahça. Doktora güveniyorum yine, eğer varsa bir hatası düzeltecektir elbette. Ama yine de bu tür şeyleri kafaya fazla takmayan ben "korkuyorum". Görmemenin şeker ile ilgisi olabilir, aynı göze üçüncü kez ameliyat fazlasıyla risk içerecek. Keşke bir gözlükle sıyırabilsem. 

Doktor önceki kayıtlarına bakıyor. "Ben," diyor. "Sizin sağ gözünüzü değil, sol gözünüzü ameliyat etmişim görünüyor Mart 2016'da. Ama yine de yanlış yazılmış olabilir ben bir bakayım, siz emin misiniz ameliyatı sağ gözünüzden olduğunuza" Hayır, hayır. Kısa bir kontrolden sonra durum anlaşılıyor. Sağ göz, multifokal lensin olduğu Ankara'da yapılan operasyondan sonra müdahale edilmeyen göz. E, bu sevindirici. Çünkü daha önce iki kez müdahale edilen göze üçüncüsü yapılmayacak demek. Doktor diyor zaten, ameliyat ettiğim sol gözde hiçbir problem yok. Sağ göz için değişik cihazlara sokuyor, göz tomografisi midir nedir bir film çekiliyor. Renkli baskıda hangi gözün görmediği ve durumun vahameti açıkça belli zaten. Hocanın kafası karışık, sen görmüyorum diyorsun, bu durumun şekerle falan alakası da yok ama nedenini hala anlamadım. Şekerle alakası olmaması beni nedenin ortaya çıkmaması sorunsalından uzaklaştırıyor birden. Olsun, onu yeme dokunur, bunu yeme dokunur davası olmasın da. Rahatsızlığın nedenini anlamadım diyen doktorları seviyorum ben. Anlamadan yanlış teşhis çok daha kötü. Kafamı yeniden bir cihaza sokmamı istiyor. Çeneni oturt, alnını daya. "Hah, tamam şimdi anladım." diyor, hoca, yüzünde rahatlatan bir gülümsemeyle. Katarakt ameliyatlarında % 5 oranda merceğin altında bir kesiflik kalabilir. "Yoğunluk yani" diyorum. İtiraz ediyor, "Hayır yoğunluk değil." Anlatmak istediğinin bir tortu, birikim, kalıntı gibi bir şeyle olduğunu tahmin edebiliyorum. "Küçük bir operasyonla bunu temizlersek, her şey hallolacak." diyor. "İsterseniz randevu alabilirsiniz, isterseniz hemen yapabilirim." diyor. Birkaç dakikalık lazerle temizleme operasyonu. Hemen olsun diyoruz. Alt kata inip ameliyat parasını yatırıyoruz. Hemen çağırıyor ve kısa, basit bir ameliyat sonucunda gözümdeki o perde anında kalkmış oluyor. Mucize gibi bir şey bu. Bir hafta boyunca günde dört kez damla damlatılacak gözüme. On beş gün sonra kontrole gel ya da rahatsızlığın yoksa gelmesen bile olur diyor doktor. Ne diyeyim şimdi. Hayat böyle, bazen işler umduğunun tersine kötü gidiyor, bazen beklediğinin tersine güzel sonuçlarla karşılaşırsın.