KATEGORİLER

7 Nisan 2020 Salı

KARANTİNA KORONA 8

Koronavirüs dışında bir şey yazmak istemiyorum bu aralar. Hayır, bu bir paranoya değil. Bu konu hakkında bilgilenmek, yaşamım boyunca başıma gelen en büyük küresel bu olay karşısında değerlendirme yapmak hoşuma gidiyor.  Bu çalışmamda ülkemizle birlikte Covid-19 virüsünden en çok etkilenen dört ülkeyi masaya yatırdım.  Gerçek vaka ve can kaybı sayıları üzerinden birçok tablo ve grafik hazırladım. Hepsini buraya alıp kafa karışıklığı yaratmayacağım. Amacım ülkemizin felaketten ne kadar etkileneceğine, olayın hangi sonuçlar doğuracağına dair tahminlerde bulunmak ve bu konularda fikir yürütmek. Aşağıdaki tabloda değerlendirmeye aldığım beş ülkenin 04/04/2020 tarihi itibarıyla nüfusları, vaka ve can kaybı sayılarının dünya genelindeki payları görülmektedir.

NÜFUS
KİŞİ SAYISI
Dünya Nüfusuna Oranı
T.V/D.T.V
T.Ö/D.T.Ö
1
CHN
1.437.932.539
18,49%
7,31%
5,32%
2
USA
330.515.693
4,25%
24,15%
11,18%
3
TR
83.154.997
1,07%
2,11%
0,80%
4
IT
60.243.406
0,77%
10,99%
24,47%
5
SP
47.100.396
0,61%
11,00%
18,71%
T.V: T. VAKA;    D.T.V: DÜNYADAKİ T. VAKA;   T.Ö: T. ÖLÜM;  D.T.Ö: DÜNYADAKİ T. ÖLÜM

Yukarıda görüldüğü üzere, şu an itibarıyla dünyada vaka sayısı en yüksek ülke ABD, can kaybı bakımından Covid-19'dan en fazla etkilenen ülke ise İtalya'dır. İspanya bu ülkeleri hemen arkalarından takip etmektedir. Türkiye, bunların arasında oldukça iyi durumda görünüyor olsa da oransal vaka sayısının nüfusa kıyasla iki katına yakın bir seyir izlediği, can kaybının ise biraz daha iyi durumda olduğu anlaşılıyor. Bu durumda şu ana kadar ülkenin mevcut sağlık sisteminin, vaka sayısını karşılayabildiğini gösterdiği söylenebilir. 

TOPLAM VAKA
VAKA SAYISI
Tpl Vaka S.na Oranı
T. N.sa Or.
1
USA
273.808
24,15%
0,08%
2
SP
124.736
11,00%
0,26%
3
IT
124.632
10,99%
0,21%
4
CHN
82.930
7,31%
0,01%
5
TR
23.934
2,11%
0,03%

Üstteki tabloya baktığımızda, yapılan yoğun testlerin sayesinde ABD'de tespit edilen vaka sayısının dünyadaki toplam vaka sayısının neredeyse 1/4'üne ulaştığını görüyoruz. Ancak bu sayı toplam nüfusun sadece % 0,08'ine denk geliyor. Oysa 04/04/2020 tarihi itibarıyla İspanya'da vaka sayısı, nüfusun % 0,26 sına, İtalya'da ise % 0,21'ine denk geliyor. Diğer bir deyişle nüfusa göre bu ülkeler ABD'nin üç katı civarında vaka tespit etmiş. ABD'nin yolun henüz başında olduğundan bahsedilebilir. Sahip olduğu nüfusa göre Çin ve Türkiye'de tespit edilen vaka sayısı oldukça az.   

TOPLAM CAN KAYBI
CAN KAYBI
Tpl Can K.na Oranı
T. N.sa Or.
1
IT
15.362
24,47%
0,0255%
2
SP
11.744
18,71%
0,0249%
3
USA
7.020
11,18%
0,0021%
4
CHN
3.338
5,32%
0,0002%
5
TR
501
0,80%
0,0006%

04/04/2020 tarihindeki verilere dayanarak dünyada Covid-19'dan hayatını kaybeden toplam kişi sayısının neredeyse dörtte biri İtalya'da. Bu ülkeyi İspanya ve ABD takip ediyor. İtalya salgında zirveyi aşmış görünüyor, vaka sayıları günden güne düşmeye başladı. Çin'de 04/04/2020 tarihindeki vaka sayısı 55, can kaybı sayısı ise 3, burada salgın artık sona ermek üzere diyebiliriz. Dünyada tespit edilecek toplam vaka sayısının tahminen 4.500.000'u geçeceğini, hayatını kaybedecek kişi sayısının ise 250.000'i bulacağını, ABD'nin bu olayı kapitalist yapısı gereği sağlık hizmetlerinin paralı olması nedeniyle en ağır kayıpla kapatacağını, Trump'ın dile getirdiği kadar olmasa da bu ülkede en az 100.000 kişinin yaşamını yitireceğini düşünüyorum. Ülkemizde daha önceki yazımda toplam can kaybı sayısının 1.932 olacağı iddiasında bulunmuştum. Bu iyimser can kaybı sayısını neye dayandırdığımı soracak olursanız, dünyanın bütün bilim insanları ve Trump nereye dayandırıyorsa aynı yere dayandırdığımı söylemem mümkün. Zira Covid-19 hakkında hiç kimsenin yeterli bilgisi olmadığı açık. Tamamen korunma önlemlerine bağlı vaka ve ölüm sayıları hakkında yanılırsam, yanıldım der, bunun nedenlerini araştırırım.

Değineceğim birkaç nokta daha var: Birincisi, yapılan doğru dürüst bir araştırma mevcut olmadığı halde uzmanlar tarafından aşağıda belirttiğim yaklaşımı rasyonel buluyorum.

Virüsle tanışan insanların;
- % 30'u Covid-19 olarak isimlendirilen bu virüsü bünyesinde taşıdığı halde herhangi bir belirti göstermiyor. Genellikle genç nüfustan oluşan bu grup virüsü en çok yayan insanlardan oluşuyor.
-  % 55'i hafif belirtilerle hastalığa yakalanan insanlardan oluşuyor. Bu kişiler daha ziyade evde geçiriyorlar hastalığı ve önemli bir kısmı maske kullanmadığı için virüsü sağlıklı insanlara yaymaya devam ediyor.
- % 10'u hastalığı ağır belirtilerle geçiriyor hastalığı. Bu insanlar hastanede tedavi altına alınan kişiler.
- % 5'i ise hastalığı oldukça ağır geçirenlerden oluşuyor. Bu hastalar yoğun bakıma alınacak kişiler, çoğu solunum cihazına bağlanmak zorunda ve büyük bölümü hayatını kaybediyor.

Şimdi iki konu kafamı kurcalıyor. Birincisi, Çin' Halk Cumhuriyetinin Covid-19 küresel felaketini bu kadar ucuz atlatmasını anlamakta hala zorluk çekmekteyim. Dünya virüsten inim inim inlerken Çin eski yaşamına dönecek birkaç ay sonra. Onlar için tek tehlike dışarıdan ülkeye girebilecek yabancı Covid-19 taşıyıcıları. Bunu kontrol etmek de hayli zor ama ülkeleri içinde normal yaşamlarını sürdürebilecek Çinliler. Diğer konu ise ülkemizin durumu. Evet, Türkiye de virüsün ilk dalgasını belki diğer pek çok ülkeye nazaran daha az kayıpla atlatacak. Bu durum sevindirici olmakla birlikte benim esas korkum, vaka ve can kayıpları iyice azaldıktan sonra yasakların kalkması, maskelerin bir tarafa atılıp yaşama devam edilmesi ve yurt dışından gelebilecek taşıyıcılar yüzünden aynı problemi bir kez daha yaşamak durumunda kalmamız. 

Yaşadıklarımızı unutup eski alışkanlıklarımıza dönmek, tehlike geçtikten sonra özlediğimiz yaşantımıza hızlı bir giriş yapmak, tedbiri bırakıp sahillere, eğlence yerlerine, alışveriş merkezlerine koşmak bu kez bizi altından kalkamayacağımız bir felakete sürükleyecektir. Korkarım ne toplumumuz ne de devletimizi yönetenler buna hazır! 

5 Nisan 2020 Pazar

KARANTİNA KORONA 7/1

Koronavirüs bize çok şey öğretecek gibi. Basit bir ayrıntı maske. Dün maske kullanımına dair bir yazı yazdıktan sonra yine aynı konuya dönme ihtiyacını hissettim. Cerrahi maskenin kendi sağlığımızı korumak için yetersiz olduğuna inandırdılar bizi. Şimdi toplum baskısıyla kalabalık yerlerde zorunlu tuttular maske takmayı. Aynı konu üzerinde bitmek tükenmek bilmeyen tartışmalar devam ediyor hala. Sevgili blogdaşım Rehitu dünkü yazıma bıraktığı yorumdan sonra bir kez daha düşündüm.

Koronavirüs bazı şeyleri öğrenmeye zorluyor bizi. Aslında insanlığımızı hatırlamamızı istiyor. Niye maske takmak zorundayız? Kendimizi korumak için mi? Ben, sen, o ve birçoğumuz düştü aynı tuzağa. Evet, ne anlamı var dedik tam olarak bizi korumayan bir bez parçasını takmaya. Avrupa, Amerika ve Dünya Sağlık Örgütü ve ülkemizin kıymetli bilim adamları da destek verdiler bu fikre. Cerrahi maske kullanmak sadece sağlık personelinin işine yarar dediler ağız birliği etmişcesine. Oysa hepimiz kendimizi düşünüyorduk, kendi canımızı kurtarmaya çalışıyorduk sadece. Covid-19 bize dokunmasın diye çift maske takmaya, sadece enfeksiyon hastalıklarıyla ilgilenen sağlık mensuplarının kullandığı N95 özel maskelerinin derdine düştük. Oysa Koronavirüs bize farklı bir bakış açısı kazandırıyordu. Sen bir hiçsin diyordu, ister zengin ol isterse kral, hiç fark etmez benim için. Çevren olmazsa hiçbir şeysin diyordu. Biz hala var olmaya çalışıyoruz bir umudun peşinde. Hiçliğimizi kabul etsek var olacağız aslında, fakat farkında değiliz bunun. 

Evet, ne alakası var demeyin arkadaşlar. Maske burada bir figür sadece. Ben maskeyi kendi sağlığımı düşünerek takmayacağım. Seni, sizi, tanıdığım ya da tanımadığım diğer insanları kendimden korumak için yapacağım bunu. Çünkü belki de virüsü taşıyor ve onu yayıyorum çevreye. Hiçbir belirti göstermeyebilirim, kendim de virüsü kaptığımın farkında olmayabilirim. Fakat seni kendimden korumak zorundayım. Seni kendimden koruyabilirsem eğer, o zaman yaşamaya hakkım olur. 

Eskiden ceplerimizde mendil taşırdık, daha sonra kullan at kağıt mendiller çıktı. Hapşırdığımız, öksürdüğümüz, tıksırdığımız zaman ağzımızdan çıkan mikropları hapsederdik kendimizde başkasını düşünerek, ya da adab-ı muaşeret olarak benimserdik bu davranışımızı. Sonra yerleri tükürük hokkasına çevirdik. Maske şart değil. Standart olmasına gerek yok. Bir bez parçası, kaşkol, tülbent yeter. Konuşurken, öksürüp tıksırırken ağzımızdan çıkan mikroplardan koruyacağız karşımızdakini. Dünya düzenini değiştirmek zorunda bırakıyor bizi bu virüs. Kendimizi özne olmaktan çıkarıyor. Bütün alışkanlıklarımızı, bencilliğimizi, aymazlığımızı yerle bir ediyor. Atasözlerimiz bile anlamını yitirecek. Önce canımızı, sonra cananımızı düşünmeyeceğiz artık. Düşünün ki korumamız gereken çevremiz, başkalarının sağlığı, kendimizin değil. Bunu yapmayıp, sadece kendimizi düşünürsek çok şey kaybederiz.   

Ahmet Selçuk İlkan ne güzel yansıtmış bu felsefeyi dizelerinde,

BEN ARTIK SEN OLMUŞUM

Ne varsa aradığım bil ki sende bulmuşum
Senden öncesi yoktu seninle var olmuşum
Sende bütün ümitler, sende bütün özlemler
Beni bende arama artık ben sen olmuşum

4 Nisan 2020 Cumartesi

KARANTİNA KORONA 7

Günlerdir konuşulan maske kullanımı hakkında yazmış olduğum yazıyı sildim az önce. Özetle cerrahi maske kullanımına karşı görüşte bir yazıydı. Bunu düşünmeme sebep, halkımızın maskenin kullanma amacını ve nasıl kullanılması gerektiğini bilmemesi. Cerrahi maske, virüs salgınından önce çoğunlukla sağlık personeli tarafından ameliyathanelerde kullanılan ve onların ağızlarından çıkabilecek zararlı mikroorganizmaların hastaya bulaşmasını önlemek amacını taşıyan bir malzeme. Ancak doğru dürüst kullanılmazsa faydadan çok zarar getirmekte. Japonya'da insanlar bulaşıcı hastalığa yakalandıklarında onu başkalarına bulaştırmamak için derhal maske takıyorlar yüzlerine. Orada olduğu gibi bazı Uzak Doğu ülkelerinde bu kültür var. Ancak ülkemizde sağlıklı insanlar başkalarından virüsü kapmasın diye ya da kullanmasını bilmediği halde başkalarına özenti duydukları için kullanıyorlar. Böyle olunca, gözlük gibi başın üzerine kaydırılmış ya da çenenin altına indirilmiş maske yanlış kullanım örneklerini sık sık gözlemliyoruz sokaklarda. Peki bu konuyla ilgili olarak daha detaylı yazdığım yazımı niye sildim? Çünkü, Güney Kore'li bir enfeksiyon hastalıkları uzmanıyla yapılan röportajı izledikten sonra maske konusunda Uzak Doğu uzmanları ile ABD ve Dünya Sağlık Örgütü yetkilileri arasında büyük fikir ayrılıklarını öğrendikten sonra biraz kafamı bulandı. Ellerin sık sık yıkanması, sosyal mesafe, izolasyon ve diğer koruma tedbirlerine tam olarak riayet etmemiz mutlak surette gerekli. Maske doğru kullanıldığı takdirde bile Covid-19'a karşı ancak % 30 ila % 70 oranında bir korunma sağlamakta. Bunun yanı sıra virüsün derimizden vücudumuza doğrudan girmesi mümkün görünmese de maskenin kapatamadığı gözlerimiz virüse karşı son derece savunmasız. Güney Kore'de Covid-19'den dolayı bugün itibarıyla 177 kişi hayatını kaybetti ki bu kişilerin yarısı dini bir tarikatın toplantısı nedeniyle hastalığı kapmış. Maske kullanımına önem veren Japonya'da can kayıplarının sayısı sadece 69. Maskenin hastalığa yakalanan kişiler tarafından mutlaka takılmasının önemi açık. Bu kişilerin zaten diğer insanların arasında elini kolunu sallayarak dolaşmaması gerekiyor. Burada önemli olan tespit edilen vakaların yaklaşık %20'sini oluşturan asemptomatik olanlar. Yani Covid-19 pozitif çıkmış fakat vatandaşın bundan haberi yok, aramızda bomba gibi dolaşıyor. İşte özellikle bu şahısların maske takması çok daha önemli. Kimse onların kim olduğunu bilmiyor. Belki sen, ben veya komşumuz, iş arkadaşımız, hatta ailemizden biri olabilir. Bütün bu bilgilerin ışığında maske kullanımının virüsün yayılmasında ne kadar önemli olduğu çıkıyor ortaya. Kendimizi korumak için değil başkalarını korumak için maske takmalıyız. Bunda toplum olarak ne kadar başarılı olacağız? Göreceğiz.

3 Nisan 2020 Cuma

KARANTİNA KORONA 6

Güncel olayları bloguma taşımayı pek tercih etmezdim aslında. Korona adını duymaya başladığım ilk günlerde, hatta bazı bloglarda arz-ı endam ettiği yayılma sürecinde bile bu konu hakkında yazmayı düşünmüyordum. Ne var ki, bu sefer durum farklıydı. Bütün dünyanın değişmez gündemi haline gelen Koronavirüs, sonu belli olmayan bir yazı dizisinin içine çekti beni. Birkaç gün öncesine kadar endişeyle takip ettiğim iç karartıcı haberlerden ve değişik kaynaklardan  edindiğim bilgiler ışığında (kendi çapımda) bir analiz yapmış ve bir önceki "Karantina Korona 5" yazımı hazırlamıştım. Bu çalışmamın arkasından ülkemizde muhtemel can kaybı sayısını 1.932 olarak tahmin ettikten sonra biraz olsun rahatlattım kendimi. Elbette bu sayıda korkunç fakat İtalya'da her gün binlere varan virüs kurbanlarından sonraki panik halimden biraz olsun sıyrılmış oldum. Hemen şunu ifade edeyim; burada yazdıklarım herhangi bir kaynaktan alıntı olmayıp tamamen şahsi düşüncelerim. 

Her ne kadar ABD'deki bir grup avukatın 20 milyon trilyon dolarlık dava açmaya kalkması, virüsün ilk ortaya çıktığı ülke olması ve nüfusu dikkate alındığında dünyanın çaresizlik içinde kaldığı bu felaketi nispeten cüzi hasarla atlatması, bütün dikkatleri Çin Halk Cumhuriyeti üzerinde toplamış olsa da Coronavirüs'ün biyolojik silah olarak nitelendirilmesi hususunda kesin bir yargıda bulunmak şu an için mümkün görünmüyor. Geçenlerde Wuhan kentinde hayatın normale döndüğüne, hatta virüsün çıkış noktası olan vahşi hayvan pazarının açıldığına dair haberler okumuştum. Dün bir televizyon kanalının haber programına bağlanan Pekin Büyük Elçimiz bütün bu haberleri yalanlayarak alışveriş merkezlerinin hala kapalı olduğunu belirtti. Görüldüğü üzere bilgi kirliliği had safhada. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ayırt etmek oldukça zor bu günlerde. Fakat net olan şudur: İtalya, İspanya ve diğer pek çok Avrupa ülkeleriyle ABD'de vaka sayısının bir milyonu aşmasına karşılık, Koronavirüs, Çin başta olmak üzere Hindistan'ın da içinde bulunduğu yoğun nüfuslu Asya ve Uzak Doğu ülkelerine çok daha az zarar vermiş ve artık kontrol altına alınmıştır. Daha önce hiçbir kaynakta yer almadığı halde ben bu farklılığın genetik faktörlere dayalı olabileceğini düşünmekten kendimi alıkoyamadım. Bu durum doğanın kendini dengelemesi mi yoksa işin içinde insan parmağı mı var konusunda bir şey söylemek için henüz vakit erken. Bugüne kadar Covid-19'a karşı hiçbir ülke tarafından herhangi bir aşı ya da ilaç geliştirilmediğine tanık oluyoruz. Bu ülkeler arasında Çin'i de sayabilir miyiz emin değilim. Covid-19 tedavisinde uygulanan aslında sıtma tedavisi için yıllar önce geliştirilen bazı ilaçlar. Ayrıca vücudun bağışıklığını artıran buna benzer bazı tedbirlerin cüzi fayda sağladığı söyleniyor.  Nedeni ne olursa olsun buna benzer pandemik hastalıklar yaratan bakteri ya da virüslerin gelecekte dünyayı her yönden etkisi altına alacağını söylemek mümkün. Bu yazımda kısaca Koronavirüs dediğimiz Covid-19'un dünya düzenini ve sosyal yaşamı nasıl etkileyip değiştirebileceği hususunda fikirlerimi paylaşacağım. 

İngilizce zafer (Victory) kelimesinin baş harfi olan "V" harfiyle sembolize edilen, işaret parmağı ile orta parmağın açık, diğer parmakların ise kapalı tutularak gösterildiği bu el işaretinin aynı zamanda "Virüs" sözcüğüne de bir anlam kazandırması ilginç bir tesadüf. Evet, kabul etmek gerekir ki 3 mikronluk bu mikrop, zengin fakir, soylu soysuz, evli evsiz ayırmaksızın 7,8 milyarlık dünya nüfusunun keyfini kaçırmış ve zaferini ilan etmiştir. Hemen hemen bütün ülke sınırlarından giren virüsün Yeni Dünya Düzeni - YDD (New World Order - NWO) getireceğine inanıyorum. Henüz işin başında olmamıza rağmen bugün Fırıncılar Odası Başkanı ekmek satışlarının % 35 oranında azaldığını söylüyor. Elbette iyi ya da kötü çok daha önemli değişiklikler olabilecek YDD'de. Bunlara hazır mıyız? Henüz değil. Fakat emin olduğum bir şey var ki, evet buna hazır olmak zorundayız. Yaşanması muhtemel değişikliklerden ilk aklımıza gelenleri şöyle sıralayalım, detaylarını diğer yazılarımda derinlemesine tartışabiliriz.

Başta ABD ve Avrupa olmak üzere virüsün etkili olduğu bütün ülkelerde;

1. Milyonlarca kişi işini kaybedecek, işsizlik  inanılmaz oranlara yükselecek. 
2. Savunma sanayi harcamaları azalacak.
3. Sağlık harcamaları ciddi oranda artacak 
4. Başta sağlık ve teknoloji konuları olmak üzere AR&GE faaliyetlerine ağırlık verilecek
5. İnsanların satın alma gücü önemli ölçüde azalacak
6. İç ve dış turizm ile eğlence sektörü ciddi derecede zarar görecek
7. Moda sektörü en olumsuz etkilenen sektörlerden biri olacak 
8. Temizlik ve Hijyen harcamalarına bütçeden daha fazla pay ayrılacak, toplum sağlık konusunda daha bilinçli olacak.
9. Sağlık sigortası önem kazanacak. 
10. Petrol tüketimi önemli ölçüde azalacak.
11. İnsanlar hızlı yaşantısını terk edip daha mütevazı bir yaşam sürdürecekler.
12. E-ticaret, kargo, kurye hizmetleri ve bankacılık sektörü önem kazanacak.
13. Şehirlerden kırsala göç başlayacak. Çok daireli apartman yaşamı terk edilip nüfus daha geniş bir alana yayılacak şekilde bahçeli tek katlı evlerde yaşamaya başlayacaklar. 
14. Lüks harcama kalemleri azalacak.
15. İthalat ve ihracat rakamları düşecek, işsizliğe çözüm olarak insanlar yerli üretime önem verecek.
16. Sanatsal faaliyetler için salonlar kullanılmayacak, film, tiyatro, konser vb. etkinlikler internet üzerinden izlenebilecek.
17. Sağlık elemanlarına ve sağlık tesisleriyle ilgili ekipman ve malzemelere büyük ihtiyaç duyulacak.
18. Home-Office çalışması ağırlık kazanacak.
19. İnşaat sektörü ciddi şekilde olumsuz etkilenecek.
20. Büyük alışveriş merkezleri, camiler ve kiliseler başta olmak üzere insanların toplu olarak bulunduğu mekanlar kapatılacak.
21. Otomotiv sektörü büyük zarar görecek. 
22. Nakit para kullanımı ortadan kalkacak, vatandaş kazancı oranında vergisini ödeyecek.
23. İnsanlar ailesiyle birlikte daha fazla zaman geçirecek
24. Eğitim on-line olarak sürdürülecek.
25. İnancın ticaret ve siyasete alet edilmesi mümkün olmayacak. Herkes inancının gereklerini kendi evinde yerine getirecek, Diyanet İşleri ve diğer dini örgüt ve cemaatler ortadan kalkacak.
26. Psikologlara ve psikoterapi uzmanlarına daha çok ihtiyaç olacak
27. Zorunlu askerlik kalkacak, asker sayısı azalacak

1 Nisan 2020 Çarşamba

AĞAÇ EV SOHBETLERİ # 32

Sevgili Deep Tone, Ağaç Ev Sohbetleri'nin 32. hafta konusunu kendisi belirlemiş. Arkadaşımızın konu seçiminde, halen içinde bulunduğumuz karantina günlerinin etkili olduğunu düşünüyorum. Bu etkinliğin gedikli müdavimlerinden birisi olarak elbette sohbete katılacağım. Sizlerin de aramızda münazara edeceğimiz farklı fikirleriniz varsa çekinmeden önümüzdeki haftaların konusunu belirleyebilirsiniz. Ve işte haftanın konusu:

Obsesif misiniz? Obsesif kompulsif bozukluğu olan arkadaşlarınız var mı?

Hayır, obsesif değilim. Bakın bunu ben söylemiyorum, bilim söylüyor. Bundan emin olmak için Bilted Psikolojik Danışma Merkezi'nin şu testini yaptım.  Puanım 2, evet sadece iki. Sonuç olarak diyor ki, "Obsesif Kompulsif bulgularınız yoktur." Ufak tefek şeyleri saymazsak tabii. Onlar da patolojik bir duruma getirmez beni sanırım. Örneğin duvardaki tablo biraz yamuk dursa dikkatimi çeker, gider düzeltirim. Az da olsa simetri hoşlandığım bir şeydir. Arabamın kapısını kumanda anahtarıyla kilitlerim. Bunu yaparken ne yaptığımı düşünmem, alışkanlık düşüncemin önüne geçer çoğu kez. Sonra durup düşünürüm, "Ya, ben arabayı kilitledim mi acaba?" diye. Kilitlediğim anı hatırlamam mümkün değil. Dert olur o zaman bana. Dönüp kontrol ederim. Yüzde doksan dokuz kilitlemişimdir, alışkanlıkla. Yüzde bir, açık bulurum. O zaman sırtımı sıvazlarım, iyi ki dönüp kontrol etmişim diye. Bir kere olsun kilitlemediğimi görmek, bu tedirginliğimi pekiştirir. Daha sonra bir süreliğine işin kolayını bulurum. "Evet, aklım başımda ve ben şu an arabamı kilitliyorum." Artık yaptığımı bilirim, endişeye mahal yok. Evet, hepsi bu. 

Eşime aynı testi yaptım. Neyse ki onun puanı 15 çıktı. Bu skora göre sonuç: "Hafif düzeyde Obsesif Kompulsif bulgularınız vardır." Ağır olsaydı burada yazamazdım. Evet, onun takıldığı konuların tamamı temizlikle ilgili. Karantinadan sonra iyice arttı bu hassasiyet. Manavdan domates mi alınacak, acaba kimler elini sürdü, o ellerini nerelerine sürdüler. Aklımın ucundan geçmeyecek senaryolar üretir eşim. Beş yıldızlı otelin kar beyaz çarşaflarına güvenmez. İlla ki çarşafını, yastık kılıfını yanında taşır. Sabun, çamaşır suyu (biz İzmirliler klorak deriz ona) ve deterjanların en iyisi en organiği, en temiz yıkayanı, en çok mikrop öldüreni en büyük dostlarıdır. Teflon tencere, tavada mikron seviyesindeki çizik onun atılmasını gerektirir. Kanserojen ne varsa asla giremez bizim eve. Neyse konuyu fazla uzatmayayım da, akşam ifademi almasın en obsesifinden.

31 Mart 2020 Salı

KARANTİNA KORONA - 5

SUS OLRIC! DÜŞÜNÜYORUM.
Sanırım alışmak gerekecek Cavit Efendiyle birlikte yaşamaya. O da bu birlikteliğe razı olur muhtemelen. Çünkü bizsiz o da yaşayamaz.

İçimizdeki kötülükleri atsam da aklıma gelenleri kolay kolay atamıyorum. Caddeler, meydanlar bomboş, herkes evinde. Tanrı esirgesin, bu aralar bir deprem olsa, düşünmek dahi istemiyorum. Madem Cavit Efendi ile yaşamayı öğreneceğiz dedik, moralimizi bozmadan yaşantımızda ve yeni dünya düzeninde muhtemel değişiklikler üzerine biraz kafa yoralım o zaman. Blog yorumlarımdan birinde geleceğin gözde olacak mesleklerini sıralamıştım. Bu listenin başına sağlıkçıları eklemek gerek. Özellikle genetik mühendislerini elbette. Cavit Efendi yakamızı bırakmayacağına göre olur da bu sınavdan geçersek, ona efendilik edebilmemiz için yeni dünya düzeninde ne tür değişikliklere hazır olmamız, hangi alışkanlıklarımızı değiştirmemiz lazım? Falcı olmaya gerek yok, sadece düşünmek yeter. Hep birlikte düşünelim öyleyse:

Önce şu Cavit Efendiyi (Covid-19) tanıyalım. Bu zat tesadüfen bir hayvandan mı bulaştı insanlara, yoksa bir insanın eseri mi? 1.400.000.000 nüfuslu dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin'in 50 milyon nüfusa sahip Wuhan eyaletinde dünyaya gözlerini açan Cavit-19 insanlarca bilinen Cavitgiller familyasının son üyesi. Acayip sırnaşık, bulaşıcı bir özelliği olan 0,1 mikron büyüklüğünde bu yarı canlı Çin gibi yoğun nüfusa sahip bir ülkede bu kadar kısa zamanda kontrol altına alınabilir mi? Basit bir hesap. Deniyor ki, virüsü kapan her kişi ortalama 5 kişiye daha bulaştırıyor. Hadi bu kadar da olmasın, diyelim ki ortalama 3 kişiye bulaştı. 26 gün içinde bu virüs bütün Çin nüfusuyla tanışmış olur. Çin'de bugün itibarıyla tespit edilen toplam vaka sayısı 81.966. Enfekte olduğu tespit edilen kişi sayısının toplam nüfusa oranla ihmal edilecek düzeyde. Çünkü yapılan test sayısı ne olursa olsun virüsün yayılma hızını azaltmak konusunda pek bir işe yaramaz. 

- Bu düşüncelerimde kendimi çok yalnız hissediyorum Olric...
- Yalnızlık iyidir efendimiz.
- O zaman ben iyi miyim şimdi?
- Hayır efendim, yalnızsınız.
- Beni bırakmayacaksın, değil mi Olric? 
- Sizi ne zaman yalnız bıraktım, efendimiz?

Bu işin içinde bir iş var. Ya virüs söylendiği kadar bulaşıcı değil, ya da başka bir durumla karşı karşıyayız. Hayır tabii ki bulaşıcı, İngiltere Veliaht Prensi Charles Philip Arthur George'un ne işi olabilirdi Cavit Efendiyle! O halde sanki bir casus bu Cavit. Öyle değil mi? Üşenmedim, bilimsel bir araştırmaya giriştim. Aldığım bilgiler Covid-19 Küresel Yayılım Panelinden. İşte referansım. Bilimsel dedim, ya referans vermeden olmaz. Aşağıdaki Excel tablosu hazırladım. Yalnız bir şeyi hatırlatayım. Bu tablodaki sayılar her saniye artan vaka ve ölüm sayılarıyla değişiyor. 31.03.2020 tarihi itibarıyla durumumuz aşağıda:


COUNTRY
POPULATION
DEATH #
EVENT #
DEATH RATE
DEATH # PER MILLION

1.
IT
60.243.406
11.591
101.739
11,39%
192,40

2.
SPN
46.733.038
8.189
94.417
8,67%
175,23

3.
B
11.449.656
705
12.775
5,52%
61,57

4.
NL
17.302.923
865
11.817
7,32%
49,99

5.
FR
67.076.000
3.030
45.171
6,71%
45,17

6.
SW
8.508.904
373
16.176
2,31%
43,84

7.
IRAN
83.721.115
2.898
44.605
6,50%
34,61

8.
BR
67.796.627
1.412
22.465
6,29%
20,83

9.
USA
330.515.693
3.170
164.610
1,93%
9,59

10.
D
83.149.300
650
67.051
0,97%
7,82

11.
CHN
1.437.932.539
3.309
82.276
4,02%
2,30
969.112  
12.
TR
83.154.997
168
10.827
1,55%
2,02

13.
RUS
145.918.862
17
2.337
0,73%
0,12

14.
PAK
219.799.303
25
1.865
1,34%
0,11

15.
IND
1.376.584.858
32
1.251
2,56%
0,02

51,96%
SUM
4.039.887.221
36.434
679.382
5,36%
9,02
93,36%

WORLD
7.774.402.198
39.025
802.967
4,86%
5,02


 
Listeye alınan ülkeler dünya toplam nüfusunun yaklaşık yüzde 52'sini kapsıyor. Ancak dünya genelinde Cavit Efendiye bağlı ölümlerin % 93'ten fazlası bu ülkelerde vuku bulmuş! Açıkça görülüyor ki pembeye boyadığım ülkeler çoğunlukla Avrupa geni taşıyan insan toplulukları. Yani Cavit Efendi'nin kendine en yakın bulduğu insan ırkı. Falan ülke önce önlem almış, yok efendim halkı bilinçliymiş, sağlık sistemleri iyiymiş, bırakalım bunları. Sadece bir mukayese!

Eğer Cavit-19 Beyefendi İtalya'daki yayılma enerjisinin Çin'de göstermiş olsaydı, Çin'de virüsten ölen toplam kişi sayısı 3.309 değil tamı tamına 969.112 olacaktı. Yani neredeyse bir milyon kişi hayatını kaybedecekti. Oysa Çin, virüsün sebep olduğu düşünülen vahşi hayvan pazarını dün açtı yeniden!  Asya ırkından pek hoşlanmadığı açık Cavit Efendinin. Yukarıdaki tablo gösteriyor ki, yeşile boyalı ülkelerin tamamı Asya ülkeleri. Hem o kadar yoğun nüfus olacak, hem de Cavit Efendi rahat duracak, inanılır gibi değil. 

Burada iki ülke sırıtıyor tabloda. Bunlardan ilki İran. Asya'nın batı kenarında hemen hemen Türkiye ile yakın bir coğrafyada olmasına rağmen Avrupa ırkının Cavit Efendiye gösterdiği konukseverliği göstermiş. Bunun nedeni yine ırksal özelliklerde aranabilir. Aryan ırkını duymuşsunuzdur. İran'a adını veren bu ırk saf, soylu anlamında yıllarca ırkının özelliklerini korumuş ve diğer ırklara fazla karışmamış. Belli ki Cavit Efendi bu ırktan da epey hoşlanmış. 

Diğer ülke Türkiye. Orta Asya'dan geliyoruz bize de bir şey olmaz diye hiç heveslenmeyin. Yapılan genetik araştırmalarda en çok % 3-5 oranında Orta Asya geni bulmuşlar Anadolu insanında. Peki biz Türklerin taşıdığı risk nedir? Bunu anlatmadan önce kısa bir bilgi vereyim.

Canlıları oluşturan hücrelerde genetik materyal görevini üstlenen iki nükleik asit bulunmaktadır. Lise bilgilerinden hatırladığımız üzere bunlar deosiribonükleik asit yani (DNA) ve ribonükleik asit ya da diğer bir deyişle (RNA). Çift sarmal zincire sahip DNA'nın görevi genetik bilgilerin depolanması, nesiller arasında aktarılması ve hücrenin metabolizma faaliyetlerinin yönetimini sağlamak. tek zincirden oluşan RNA'nın görevi ise protein sentezi ve genetik bilgilerin taşınmasından ibaret. Cavit Efendi çeperi bir protein yağ tabakasıyla sarılı içinde sadece RNA'nın bulunduğu ve hiçbir metabolizma faaliyeti bulunmadığı için canlı sınıfına bile girmeyen garip bir varlık. İnsan vücuduna girince gideceği yapışacağı hücreleri biliyor. Doğrudan akciğer broşlarındaki hücrelerimize yapışıp kendinde olmayan DNA'larımızla hayat buluyor ve süratle onları değiştirip mitoz bölünmeyle çoğalmaya başlıyor. Yani görüldüğü üzere genlerle yakın bir ilişkisi var bu Cavit Efendi'nin.

Şimdi dönelim kendi durumumuza. Evet, Vikipedi'den aldığım bilgilere göre Hodoğlu&Mahley tarafından 2012 yılında yapılan çalışmada;
Aydınlı ve İstanbullu Türklerin genetik kökeni sırasıyla aşağıdaki gibidir:
Batı Asya: % 37 ; % 47,9, ortalama diyelim % 42,5
Atlantik ve Baltık: % 25,2 ; % 18,5, ortalama diyelim % 22,0
Akdeniz: % 24,5 ; % 24,7, ortalama diyelim % 24,6
Sibirya: % 8,1 ; % 3,5, ortalama diyelim % 5,8
Doğu Asya: % 4,4 ; % 3,7, ortalama diyelim % 4,0
Diğerleri: % 0,8 ; % 1,7 ve diğerleri ortalama: % 1,1

Özetle bu teori doğruysa Türklerin Cavit Efendi'den etkilenme oranı yukarıda renklerle ifade ettiğim üzere % 24,6 oranında ciddi, % 64,5 orta derecede ve % 9,8 oranında hafif derecede olacak. Buna göre dünya genelinde virüsten dolayı tespit edilen vaka sayısının toplam olarak iki katına çıkacağını düşündüğümüzde ülkemizde vuku bulacak can kaybı sayısı tahminen 1.932'ye ulaşmaktadır. 

Elbette Cavit Efendi'ye bir insan eli değmiş olması muhtemeldir. Teknolojinin genom haritasını tamamen deşifre ettiğini biliyoruz. Söz konusu gelişmeler tesadüf eseri ya da inananlar tarafından Tanrı'nın bazı toplumlara cezası gibi de görülebilir. Sebebi her ne olursa olsun, bundan sonra değişen dünya düzeni hakkında fikir yürütmeyi bir sonraki yazımıza bırakalım.