KATEGORİLER

Gezi (27) Günce (613) Kitaplarım (220) ÖYKÜ (124) Sohbet (310) ŞİİR (3)

31 Aralık 2019 Salı

YENİ BİR HAYAT BÖLÜM 40

YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 40 ***

Zamanının büyük bir bölümünde hiç istemediğin halde ailenden uzak kalacaksın. Bu yüzden eşinin butik işine  bile destek olamayacaksın. Hem çocukların bakımı hem de işi birlikte yürütmekte eşin zorlanacak tabii. Mal bitecek, İstanbul'dan mal almanız gerekecek fakat sen işlerinin başından ayrılamayacaksın. Eşinin teyze oğlu işin erbabı, senelerdir bu işi yapıyor. Egoist, kendini beğenmiş, fırsatçı biri. Eşine yardımcı olmak bir tarafa, avını gözüne kestirmiş bir şahin gibi dolaşacak çevrenizde. Hani bu işi yapamayasınız da kendisine muhtaç olasınız diye bekleyecek. Fırsat buldukça dükkana gelip işleri soracak eşine. Denize düşen yılana sarılır evlat. Ortaklık teklif edeceksiniz ona mecburen. Bu durumda mal alım işini o üstlenecek, çevresi sayesinde İzmir'den mal  İstanbul'a gitmeye gerek kalmayacak. Fakat adam uyanık. Yakın akraba olduğu halde yardımcı olacağına, bir yabancı gibi know-how'ını satacak eşine. Mal alımında yardımcı olurum ama yarı yarıya ortaklık isterim diyecek. Çaresiz kabul etmek zorunda kalacaksınız. Bir müddet sonra işi elinizden almaya kalkacak. Ama onun bu hayali gerçek olmayacak, ortaklık kavgalı bir şekilde bozulacak ve dükkanı başka birine devretmek zorunda kalacaksınız.    

Sen ise kendi işinin başındasın. Yeni aldığınız bir köprünün yapımına başlayacaksınız. Suya karşı yaptığın zorlu mücadelelerden sonra temel betonlarını dökeceksin. Köprü ayakları yükselecek. Tabliye için ilk açıklığa iskele kuracak ve kalıp montajını tamamlayacaksınız. Betonu döktükten hemen sonra yağmur başlayacak ve derenin suyu hızla yükselecek. İlk başlardaki tedirginliğin gelen sel suları ile korkuya dönüşecek. Talihine küseceksin. Beton henüz mukavemetini kazanmadığı için, iskeleye ihtiyacı var döşemenin. Azgın sular ahşap iskele direklerini birer birer önüne katıp sürüklemeye başlayacak gözünün önünde. Fakat inanılmaz bir şey olacak, daha 24 saat geçmediği halde köprünün uzun açıklığında döktüğünüz beton çökmeden yerinde kalacak. 

Yeni aldığınız ekskavatörle Zonguldak çevresinde on üç köyün içme suyu kanallarını açmaya başlayacaksınız. Her köyde işçiler için kalacak yer bulmak mümkün olmayacak. Köylerden birinin muhtarı size yardımcı olmak için sadece burası var deyip caminin avlusuna açılan bir odayı gösterecek. Odanın içinde boş tabutlar var. İşçi ayaklanacak, tabuthanede yatamayız biz diyecekler hep bir ağızdan. İşçileri ikna etmen boşuna. Tamam diyeceksin, madem ruhlardan, hortlaklardan korkuyorsunuz, onlardan ben koruyacağım sizi. İlk birkaç gece işçilerle birlikte tabuthanede yatacaksın. Madem çıktın yola, her işi çözmek senin görevin evlât. Bir zamanlar oruçluyum deyip kaytarmaya çalışan işçilere örnek olman için Ramazan ayı boyunca oruç tuttuğunu unutma. 

Akşamları yazıhane olarak kullandığınız bir dairenin odasına kalacaksın. Fehmi'nin oğlu Fethullah Hoca efendinin müridi olmuş. Fehmi üzerine düşmese de muzdarip bu durumdan. Yazıhaneye bol miktarda Zaman gazetesi geliyor, belli ki hayır olsun diye çocuğa satıyorlar bu gazeteleri. Sen de bu adamı merak edeceksin. Akşamları iş dönüşlerinde yemeğini yedikten sonra Samanyolu kanalını açıp her akşam hoca efendinin hutbelerini dinleyecek ve dediklerini anlamaya çalışacaksın. Bazen aşka gelip salya sümük ağlayacak hoca, cemaat de onun peşinden. Bir sürü uydurma hikayenin dışında ele avuca gelen bir şey bulamayacaksın anlattıklarında. Seninki sadece merak. Milyonları peşinde sürükleyen bu adam nasıl bunu başarıyor! O ağlamaya başlayınca seni bir gülme tutacak. 

Yazıhaneninizin hemen yanı başında sizin ölçeğinize göre büyük sayılabilecek bir ihale açılacak. DSİ Zonguldak Şube Müdürlüğü tarafından yapılacak ihaleye katılacaksınız. Artık diğer müteahhitler ve İdareler sizi aralarına almış durumdalar. İşi almak için diğer müteahhitlerle yoğun bir temasa geçecek, sizi desteklemelerini isteyeceksiniz. Büyük bir bölümü bu iş size yakışır diyecek. İtiraz edenleri diğerleri ikna edecek. O gün yapılacak ihalede beş ayrı iş daha olacak. Hepsi büyük çaplı dere ıslahı işleri. Bu işi almanız sizin için bir dönüm noktası evlât. Zira işin kontrolünü yapacak kişi senin Ereğli'deki barajının kontrol mühendisi. Şube yakınlarında bir kahve salonunda ihaleye teklif verecek firma sahipleri toplanacak. İlk ihalenin size verileceğini kabullenmiş görünecekler. Çek defterleri cebinde. Diğer ortakların, araya sızma olmasın diye kapıda teyakkuz halinde. İhale saati yaklaşırken gerilim artacak. Seni sıkıştırmaya başlayacaklar, çekleri vermen için. "Yoksa biz zarfımızı vermeye gidiyoruz." deyip korkutacaklar. Ortaklarını arayacak gözlerin, ulaşamayacaksın. Eğer bir kişi oyun bozanlık etse vermiş olduğun çeklerlin üzerine bir bardak soğuk su içmek durumunda kalacaksınız ki, bu sonunuz demek. Ya herru, ya merru deyip teker teker çekleri imzalamaya başlayacaksın. İhale kapanış saatine dakikalar kala anlaştığınız tenzilatı yapıp zarfınızı vereceksiniz. İhale salonunda sessizlik hakim. Teklif zarfları açılmaya başlanacak. Her an bir gol yiyeceğiniz korkusu peşinizi bırakmayacak. Son zarf açıldığında derin bir oh çekeceksiniz. Bu iş oldu evlât. Diğer işlerin ihalesi sizin için formaliteden başka bir şey değil. Sonuncu ihalede hakediş salonu birbirine girecek. Küfürler havalarda uçuşacak, silahlar çekilecek. Adamın biri çıkmış, zarfını verip kimseye görünmeden terk etmiş salonu. Ama onların adamları var. Bu işi yanlarına bırakmayacak. Bütün masraflar gizlice zarf atan firmaya ödetilecek ve aldatılan firma işi ondan devir alacak. Aynı şey sizin de başınıza gelebilirdi evlât, ama sizin silahlı adamlarınız yok bu işi temizleyecek. Kaderinize razı olurdunuz böyle bir durumda. Hatta bu sizin sonunuzu da getirirdi.

Yıl sonuna kadar işler yolunda gidecek. Geliriniz ile kullandığınız kredi borçlarını rahatlıkla karşılayacaksınız. Lakin yılın sonuna doğru ödenekler bitip gelir kesilince borçlarınızı ödeyebilmek için yeniden kredi kullanmak zorunda kalacaksınız. Borçlarınızın hemen tamamı aldığınız onlarca ihaleye karşılık diğer müteahhitlere ödediğiniz komisyonlar. Elbette onların geri dönüşü olacak ancak banka faizleri çok yüksek. O yıllarda enflasyon % 130'ları aşmış, kredi faizlerini sen düşün. İşin gerçeği, kendinize değil, aslında bankalara çalışıyorsunuz. Bu gerçeği kabul etmek zorunda kaldığında moralin bozulacak.  Fakat son aldığınız iş moralini yeniden yükseltecek. Gözün daha yükseklerde artık. 

Her şey Zonguldak şubenizde çalışan sekreterin bir telefonuyla başlayacak. TKİ Zonguldak'ta büyük bir işin ihalesine çıkacakmış. Bu işle ilgilenir misiniz diye soracak kız. İlgilenmez misiniz hiç, ihale artık sizin işiniz. Sekreter tanıdığı bir kişinin size bu işi ayarlayabileceğini söyleyecek. Birilerinin ayarlaması lâzım zaten. Yoksa TKİ, tanıdığınız bir İdare değil. Biliyorsun artık, İdare'yi tanımıyorsan boşuna para harcayıp teklif vermeyeceksin Ortağın Fehmi ile birlikte işi ayarlayacak kişiyle randevulaşacaksınız. 


Aracı tipsiz herifin teki. Uzun boylu, zayıf, mavi gözlü bu adam size ihaleye teklif verecek bütün firmaları ve İdare'yi bağlayabileceğini, sadece bir firmadan icazet alması gerektiğini onun onayını aldıktan sonra işe koyulabileceğini söyleyecek. Şartları konuşacaksınız. Firmalarla görüşme yapması için sizden bir cep telefonu isteyecek, peki diyeceksiniz. Çetin bir pazarlık neticesinde bu işin sizde kalmasına müteakip işin ihale bedelinin yüzde beşi kadar bir komisyon ödemeyi kabul edeceksiniz.
 (Devam edecek)

YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 1 ***                 
YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 38 ***
YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 39 *** 

AĞAÇ EV SOHBETLERİ # 18

Moderatörlüğünü şimdilik Sade ve Derin (Deep Tone) ile İrem Can'ın birlikte yürüttüğü Ağaç Ev Sohbetlerinde bu yılın son konusu İrem Can'dan gelmiş. Eski yılı uğurlayıp yeni yılı karşıladığımız bu günlerde bizleri düşünmeye sevk eden bir konu. İşte haftanın sorusu:

"2019 senin için nasıl geçti, zor veya kolay bir yıl mıydı? 2020 yılı için beklentilerin neler?"


2019 yılının başında uzun yıllar ayrı kaldığım memleketime, İzmir'e geri döndüm. Bana unutamayacağım günlerimin geçtiği Taş Ev Restaurant'ı hatırlatan, ağırlıklı olarak doğan ürünlerin satıldığı, Taş Ev adında küçük bir şarküteri dükkanı açtık. Göztepe semtinde benzer işi yapan çok sayıda dükkan arasında bu işe soyunmak pek çoklarına göre akıl karı değildi. Baştan beri bu işten aşırı bir beklenti içinde olmadığım için hayal kırıklığı yaşamadım. Herkesin yakındığı ekonomik krize rağmen ilk yılımızı geçirdik ve bu bizim çevreyi tanımamızı, bulunduğumuz muhitte yaşayan insanların neler talep ettiğini ya da hangi ürünlere ilgi göstermediklerini anlamaya yaradı. Öncelikle şunu gördük. Göztepe, eğitim ve gelir düzeyi yüksek bir yer olmaktan çıkmış. Ankara'da olduğu gibi İzmir'de de gelir düzeyi yüksek, genç ve orta yaşlı nüfus yeni kurulan semtlere göçerek site yaşantısını tercih etmiş. Geriye kalanlar eğitim düzeyi yüksek ama çoğunluğu emekli bir kesim. Yaş ortalaması hayli yüksek olduğundan hepsinin sağlık sorunları var. Hiçbir yerde göremeyeceğin sayıda alzheimer hastası cadde boyunca bir aşağı bir yukarı gidip geliyor. Kiminin şekeri var tatlı yemez, kimine tuzlu dokunur. Dünya hali ne kadar yaşayacağımız belli değil düşüncesine sahip yaşlı amcalar, teyzeler sadece emekli maaşıyla yetinmek zorunda kaldıkları için "A o bana fazla oğlum, sen bana ucundan azıcık kesiver." modundalar. Bir kısmı eşini kaybetmiş, yalnız başına. Hangi yaşta olursan ol, yine de can kıymetli. Apartman dairelerinin çelik kapıları yetmemiş, korkuları sebebiyle her zaman kilitli tuttukları çubuk demirden güvenlik kapıları yaptırmışlar. Pek dışarı çıkamıyorlar, demir parmaklıklar arasından isteklerini apartman görevlilerine söylüyorlar. Bu görevlileri elde etmek için onları hoş tutmak içime sinmedi bir türlü. Çevrede ayrıca çok sayıda Migros türünde marketler var. En ucuzu oradadır şeklinde bir algı oluşmuş. Sana gelince fiyat soruyorlar, "A, çok pahalı" derken büyük marketlere gidip fabrikasyon ürünleri daha yüksek fiyatlarla satın alıyorlar. Ayrıca ekonomik krizin etkisiyle doğal gıda tüketimini bırakıp ucuza kaçıyor halk.

Aynı Taş Ev Restaurant'taki gibi gelen gidenle yaptığım tatlı sohbetlerden büyük zevk aldım yıl boyunca. Her birinin ayrı bir hayat hikayesi vardı. Onların anlattıklarından güzel öyküler çıkar. Yaz ayları İzmir'in nüfusu ciddi oranda azalıyor. Hemen herkesin Çeşme ve diğer sahil beldelerinde birer yazlıkları var. Doğal olarak bu dönemde işler etkileniyor. Bunu fırsat bilerek bir aylığına dükkanı kapatıp Ayvalık'ta tatil yaptık. Bir önceki yıl yaz tatilini geçirdiğimiz Foça daha çok hoşumuza gitmişti ama yine de fena değildi. Kitap okumakla ilgili bu yıl bir hedef koymamıştım kendime fakat yine de fırsat buldukça okumaya zaman ayırdım. Özellikle yaz aylarında artan kitap okuma sayım son zamanlarda blog okuma ve yazmalarım sebebiyle sekteye uğradı. Bundan hiçbir zaman rahatsızlık duymadım. Çünkü bazı blogger dostlarımın yazıları ve onlardan öğrendiklerim kitapları aratmadı. 

Yılın en sevindirici olaylarından biri oğlumun sürpriz bir şekilde evlenmesiydi. Diğeri ise kızımın zorunlu hizmetini tamamlayıp yanımıza gelmesi. Ufak tefek sorunlar dışında ciddi bir sağlık problemi yaşamadım. Bu yıl yeni bir ortamı tanıma, ona ısınma ve ayak uydurma dönemiydi. Bu sebeple 2019 yılında minimalist bir yaşamı tercih ettim. Kolay bir yıldı benim için diyebilirim. Fakat aksiyon ve macera sever  biri olarak bu yıl biraz sönük geçti gibi geliyor yine de bana.

2020 yılı için kendime büyük hedefler koymak niyetinde değilim. Bir ihtimal internet üzerinden satışa başlayabiliriz. Bu yıl yine kitap okumayı ve daha fazla yazmayı düşünüyorum. 2016 yılında yayınladığım yazı sayısı 422'lere ulaşmasına karşın bu yıl yayınladıklarım 130'u bulamadı.  Onların da büyük kısmı yılın ikinci yarısında yazdıklarım. Hedef koymak istemiyorum ama 2020 yılında yaklaşık 300 yazı yazmayı geçiriyorum aklımdan. Sanat ve kültür etkinliklerine, özellikle tiyatro ve konserlere daha fazla zaman ayırmayı planlıyorum. 

Elbette hedeflerimden biri de YENİ BİR HAYAT dizisini tamamlamak. Kaç bölüm çıkar daha, tahmin etmek zor. 40 bölümde tamamlanır dediğim dizide bölüm sayısı şimdiden buldu bu sayıyı. Eğer günümüze kadar sürecekse bu öykü, anlatacağın 23 koca yıl daha var.

Evet, yeni yılın ülkemize, siz sevgili blogger arkadaşlarıma ve yazılarımı okuyan kıymetli dostlarıma şans getirmesini diliyorum bu vesileyle. Sağlık başta olmak üzere bütün istedikleriniz gerçekleşsin, her şey gönlünüzce olsun. Sevgilerimle,                  

30 Aralık 2019 Pazartesi

YENİ BİR HAYAT BÖLÜM 39

YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 39 ***

O şehirden bu şehre koşmak yorucu evlat. Bir şoför tutmanı önerecekler. Arkadaşının tavsiyesi üzerine birini bulacaksın. Şoförle birlikte gittiğin İstanbul'daki bir ihaleye katılacak, hiç oyalanmadan dönüş yoluna çıkacaksınız. Yalova'yı geçtikten sonra yolda uzun bir kuyruk oluşmuş. Yüklü kamyonlar sabrınızı zorluyor. Senin şoför'ün gözü pek. Karşı şeride geçip bütün araçları sollayacak. Aşırı hız yapıp Mercedes ve BMW' lerle kapışacak. Henüz Orhangazi'ye varmadan yoldaki serbest malzeme aracı kontrolden çıkarınca şarampole yuvarlanacaksınız. Araç yan yatacak, emniyet kemeri sayesinde canını kurtaracaksın. Şoförün cam kırıklarından dolayı ufak tefek sıyrıkları var, biraz da sırtını incitmiş. Bir kurtarıcı ayarlayıp aracı tamir için Zonguldak'a göndereceksin. Onun yerine piyasaya yeni sürülen metalik yeşil renkli bir Toyota Corolla alacaksın. Ertesi günü İzmir'e döndüğünde ailen bayılacak arabaya. Oturduğunuz binanın önüne park edeceksin. Her zaman olduğu gibi gece ikiye kadar oturacak, daha sonra yatmaya gideceksin. On dakika sonra eşin, kulağına bir sesler geldiğini söyleyecek. Kedidir, deyip uykuya dalacaksın. Sabah kalktığında eşin balkonu yıkarken arabayı nereye park ettiğini soracak. "Kapının önüne" cevabın üzerine, arabanın yerinde olmadığını söyleyecek. Evet, evlat iki günlük araban çalınacak. Üstelik henüz kasko sigortasını bile yapmamışsın. Hırsız balkondan sürgülü camı açarak eve girdikten sonra anahtarı alıp çalmış güzelim arabanı. Polise bildireceksin durumu. Sen de boş durmayacak, bir arkadaşının arabasını alıp İzmir'in daha önce hiç görmediğin semtlerinde arabanı arayacak, her gördüğün polise çalıntı arabandan haberleri olup olmadığını soracaksın. Tek tesellin kardeşinin ikazıyla her zaman torpido gözünde bulundurduğun ruhsatı yanına alman. Eğer ruhsat yanlarında olsa bulunması mümkün değil diyecekler sana. Bir hafta geçecek, tam da umudunun tükenmeye başladığı sırada kapı çalınacak. Polis, Yeşilyurt karakoluna yakın bir sokakta pencereleri açık bir şekilde arabanın bulunduğunu söyleyecek. Seni araçlarına alıp götürecekler dedikleri yere. Çevre sakinleri haber vermiş karakola, anahtarı üzerinde, camları açık iki gündür bekliyormuş orada.  

Kızın okumayı sökecek. Onunla birlikte bir oyun oynayacaksınız. Abonesi olduğun ihale dergilerini açıp ihale sonuçlarına göre hangi işin anlaşmalı hangi işin normal bir ihale olduğunu soracaksın kızına. Hiç hata yapmadan doğru cevap verecek sana. Düşüneceksin, okumayı yeni öğrenen küçücük bir çocuğun bildiğini koca devletin yetkilileri bilemiyor. Bal gibi biliyorlar evlat, bal gibi biliyorlar. Bir iş almak istiyorsan önce İdare'yi tanımalısın. Aksi takdirde ihaleye dört dörtlük bir dosya, en düşük fiyatı teklif etsen de boş. Bolu'da Bayındırlık Bakanlığı tarafından çıkarılan bir ihaleye teklif vereceksiniz. İhaleye katılanlar çoluk çocuk. Onlardan birini konuşturmaya çalışacaksın. Çocuk, saf, Ankara'dan geliyormuş. Şirket'in vekaletini almış. Öğrenmek için soracaksın ona. "Yahu bu işler nasıl oluyor? Bizim dosyalar hep eksik bulunuyor, bir türlü iş alamıyoruz." Abi diyecek, çok geç kaldınız. Sene başındaki toplantıda işler paylaşıldı, herkes alacağı işi biliyor, liste dışından gelen firmaları da idare eliyor zaten. Ya öyle mi? diyeceksin, hayret içinde. Evet ya, diyecek. Peki kim organize ediyor bu işi. "Nuri Ayna" isminde biri diyecek. Bu ismi hafızana kazıyacak, yıllarca unutmayacaksın ama hiçbir zaman onun kapısını çalmayacaksın.

Evlat, devlet ihalelerinde üç aktörün bulunduğunu anlayacaksın. Bunlardan ilki, işi ihaleye çıkaran, yani işin sahibi. Elbette yetki, kurumun görevlendirdiği ihale komisyonunda. İhale komisyonu tanıdığı şirketlerin teklif dosyalarında bir hata eksiklik görseler dahi el altından bunu tamamlatırlar. Eğer tanımadıkları bir şirket ise, mükemmel hazırlanmış teklif dosyalarına dahi kulp takarlar, hatta içinden evrak çalıp elenmesini sağlarlar. Böylelikle teklif sayısını azaltarak tanıdık firmalara ister ihaleyi kazansın isterse kazanmasın önemli bir avantaj sunarlar. Bütün bunu yapmalarına sebep şirketlerden beklediği menfaattir. Bu yüzden müteahhit firmalar, tanınırlığını muhafaza etmek için İdareleri, ihale döneminde olsun ya da olmasın hoş tutmak zorundadır.

Devlet ihalelerinde ikinci aktör ise işi almak isteyen müteahhit firmalardır. İhale iki şekilde olur. Nadiren de olsa ihalede anlaşma olmaz, ya da anlaşma her hangi bir nedenle bozulur. O zaman ihale kıran kırana geçer ve yüzde yetmişlere kadar yapılan tenzilatlarla bir firmanın üzerinde kalır iş. Bu ilk bakışta devletin işine geliyormuş gibi görünse de aslında güzel bir sonuç getirmez. Çünkü yüksek kırımda müteahhit kaliteyi düşürmek ve malzemeden çalmak zorundadır. Hesap ortada, teklif edilen fiyatla işin yapılabilmesi mümkün değil. Bu yüzden İdare, müteahhide koltuk çıkar. Mesela zarar kalemlerinin yerine yeni fiyatlar yapar, yapılmayan işleri yapılmış gösterir vs. Böyle sonuçlanan işlerde İdare ve müteahhidin işin başlamasından sonra ilişkiye girmesi söz konusudur. Eğer şirket İdarenin taleplerini usulünce yerine getirirse, iş kör topal yürür ve tamamlanır. Aksi halde işin tamamlanması mümkün değildir, müteahhit o işte batar. İkinci şekil müteahhitlerin ihale öncesi anlaşmasıdır ki, işlerin büyük kısmı böyle gerçekleşir. Bazen bir kahvehanede, pastahanede, bazen beş yıldızlı bir otelin gözlerden ırak salonunda, bazen İdarenin gözü önünde ihalenin yapıldığı dairenin bahçesinde hatta koridorlarında müteahhitler kendi aralarında anlaşır. İşi almak isteyen firmalar (alıcı) arasında kura çekilir. Alıcı firma düşük bir tenzilat verecek şekilde teklifini hazırlarken ihaleye katılan fakat alıcı olmayan diğer firmalar, alıcı firmadan işin büyüklüğüne göre ihale bedelinin % 3'ü ila % 10'u arasında değişebilen oranlarda eşit pay alırlar. İhale saatinden önce hamiline çekler firmalara dağıtılır. 

Ve nihayet üçüncü aktör "çantacı" tabir edilen sözüm ona müteahhitlerdir. Bunların iş yapmak gibi niyetleri yoktur. Yurt genelinde ihale edilen bütün işleri takip eder, alıcı olmadıklarından ihalesine katıldıkları her işten komisyonlarını alırlar. Şöyle bir örnek vereyim sana; Mesela 100.000.000 TL'lik bir ihale olsun. İhaleye katılan otuz beş firma arasından işe talip olan yirmi beş firma varsa, yirmi beş firmadan biri kur'ada alıcı seçilecektir. Kur'aya katılanın komisyon hakkı olmayacağından, on firma örneğin % 3 komisyonu yani 3.000.000 TL'yi eşit olarak paylaşmış olacaklar. Çantacı şirketin sadece bu ihalede kazandığı 300.000 TL. Taş atıp kolu yorulmadan. Devlet bilmiyor mu bunları? Biliyor elbette evlat, benim bildiğimi bilmez mi devlet.   

Ülkenin çarpık sistemi çözeceksin ama bu iş sana epey pahalıya mal olacak. Sonunda çevrenin olduğu yere yani Kdz. Ereğli'ye geri döneceksin. Zonguldak'ta bir şube açacak, DSİ, Kara Yolları, Köy Hizmetleri, Bayındırlık ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığının ihalelerine katılacaksınız. Önce Erdemir limanı inşaatını yürüten bir firmaya ait taş ocağını işletmek ona taş temin etmek için sözleşme yapacaksınız. Civarda oturan sakinler eylem yapıp sizi çalıştırmayınca iş yarım kalacak, sözleşmenizi feshedeceksiniz. Daha sonra birbiri ardına içme suyu, köprü inşaatları, taşkın koruma ve dere ıslahı işleri alacaksınız. Cebindeki tek kuruşa varıncaya kadar harcadığın yetmeyip eşinin butik dükkanına da çörekleneceksin. Nasıl olsa Fehmi'nin parası var. Öyle mi? Öyle değil mi? O parasını koyacak, sen mühendisliğini diye konuşmadınız mı? Sen öyle zannet evlat. İş adamının parası olur mu hiç? Bunu da öğreneceksin. Fehmi'ye bende para bitti, dediğinde bende de bitti diyecek. Ama takma kafana bende bir sürü daire var, onları teminat gösterir, kredi kullanırız diyecek. Bak evlat, bu işte kredi kullanmak zorunda kalacağını bilseydin bu işe asla girmezdin, biliyorum. Fakat bu vakitten sonra dönüş yok. Onunla birlikte sen de gönüllü olarak kendi evini teminat göstereceksin. Bir anda birçok işiniz olacak. İhale mevzuatını (!) öğrendin nasıl olsa. Şantiyeden şantiyeye koşacaksın. Her hakediş döneminde Kastamonu'ya gidecek, gecikmeden olmaksızın hak ettiğiniz ödemeler yapılacak. İşler iyi gidiyor gibi gelecek gözüne. Köy Hizmetleri, Kastamonu Bölge Müdürlüğünde Zonguldak köylerinin içme suyu ihalesine katılıp bir iş daha alacaksınız. İlk kez tanışacağınız bir şube müdürü çağıracak sizi odasına. "Biliyorsunuz, kalem benim elimde. Bana çok işiniz düşecek. Haliyle benim de ufak tefek işlerimi göreceksiniz." Şaşıracaksın, eğer dediğini yapmazsan batırır sizi bu adam. Fehmi bu işlerin erbabı, "Emret müdürüm" diyecek. "Bizim hanım sulu halı yıkama makinası istiyormuş, fiyatı şu kadar falanmış." Derhal, diyecek Fehmi, kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez elbette. Aslında kaz falan beklemiyorsun onlardan, işi yokuşa sürmesinler yeter. Ama biliyorsun ki taleplerini yerine getirmezsen işi yokuşa sürecekler. Bunu sadece sen değil, devlet de biliyor ama sessiz. Müdür, "Yok, benim bir arkadaşım var ondan alacağım, siz bana bir çek yazın yeter." diyecek. Vay anasına (!) Çek tehlikeli, adam gerçekten cesur. Fehmi bile korkacak. "Efendim, nakit verelim, hani bir şey olmasın sonra" diyecek. Müdür kaşarlı, "Yok, yok ne olacakmış" İstediği çeki verip, üstüne bir de teşekkür edeceksiniz.         

(Devam edecek)

YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 1 ***                 
      

28 Aralık 2019 Cumartesi

YENİ BİR HAYAT BÖLÜM 38

YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 38 ***

Her genç mühendis gibi senin de, zamanı gelince kendi işini yapmak var aklında. Bu iş için kendini şimdiden yeterli görüyorsun. Müteahhitlik dediğin nedir ki? Okuma yazmasını bilmeyenler bile bu işe soyunuyor. Senin neyin eksik? Üstelik diğerlerine göre artıların var. Proje ve hesap işlerini, şantiyelerdeki uygulamayı, idari ve mali işleri, ihale mevzuatını biliyorsun. Üstelik en iyi okulda bunun eğitimini almışsın. Cebine de A grubu karneyi koyduğuna göre bir an önce denemende fayda var. Olmadı, barajlara geri dönersin, kapı gibi diploman var cebinde. Bu düşünceler içinde kafandaki plânı eşinle paylaşacaksın. Aslında tek başına müteahhitliğe soyunamayacağını biliyorsun. Biriktirdiğiniz para ile tek iş makinası bile alamazsın. Eğer Fehmi ile ortak girerseniz bu işe, para konusu da hallolmuş olacak. Onun durumu iyi nakliyecilik yapıyor, benzin istasyonu var, kendi adına ufak tefek müteahhitlik faaliyetlerinde bulunmuş, kendisine ve kardeşine ait kaba inşaatı yeni tamamlanmış kırk dairesini satışa çıkarmış. Üstelik şeytan gibi her işin üstesinden geliyor, siyasetle ilgileniyor, bir partinin ilçe belediye meclisi üyesi, dürüst, herkes tarafından seviliyor. 

Eşin bu düşüncene karşı durmayacak. Start verildi, artık yeni bir hayata başlaman için çalıştığın şirkette senin canını sıkacak en ufak bir olay bahanen olacak. Bahane hazır aslında, şirketin sözüm ona genel müdürü milli damat! Soğuk bir kış günü sabahın erken saatlerinde evden ayrılıp şantiyeye gitmek üzere yola çıkacak, öğlene varmadan Kayseri'nin ilçesi Yahyalı'ya varacaksın. Yeni görevlendirdiğin şantiye şefi adayın görevinin başında. Bir ekskavatör trafo temel kazısına başlamış. İşçiler, temel çukurunun etrafında toplanmış, bir şeyler konuşuyorlar. Yanlarına gidip ne olduğunu öğrenmek isteyeceksin. İşçilerden birinin elinde kılıç kınına benzeyen, işlemeli, sarı renkli bir metal parçası var. Kalabalık define çıkar ümidiyle ekskavatörün çukuru derinleştirmesini merakla izliyor. Derhal Rauf Beyi arayıp durumu anlatacaksın. Birden panikleyecek, tarihi eser çıkar da iş sekteye uğrar endişesiyle hemen parçayı gömüp üzerini betonlamanız talimatını verecek. Denileni yapacak, gömünün bulunduğu yere trafonun betonarme temelini oturtacaksınız. 

Ertesi gün DSİ Bölge Müdürlüğü'ne uğrayıp oradaki işlerini halledecek ve akşam üzeri Ankara'ya doğru yola çıkacaksın. O yıl olağan üstü bir kış yaşanıyor. Her yer kalın bir kar tabakası ile kaplı. Kara yolunun belli kesimlerinde yolun ulaşıma kapandığı haberleri gelecek kulağına. Ne gam, İzmir'den çıkalı yıllar olmuş, ne karlı, buzlu yollarda araba kullanmış, gözünün perdelendiği, arabanın burnunu dahi göremediğin sislerden geçmişsin. Yol boyunca geçtiğin rampalarda kamyonlar birbiri ardına dizilmiş, yolun açılmasını bekliyorlar. Sabit bir hızla yoluna devam ederken şans yüzüne gülüp önünde debelenen araçların arasından sıyrılacaksın. Çünkü biliyorsun ki bir an dursan yeniden hareket imkânı olmayacak. Bu gerilimli yolculuk Ankara yakınlarına kadar devam edecek. İlk benzinlikte durup arabanın haline bakacaksın. Arabanın altı tamamen buzla kaplanmış, seni hiç sollayan olmadığına göre muhtemelen o saatlerde şehre giren tek araç seninki. 

Sabah seni şirket merkezinde gören milli damat hayalet görmüşcesine gözlerini açarak neden döndüğünü soracak. İşim bitti, döndüm diyeceksin. Yüzüne hayretler içinde  kaldığını gösteren bir maske takarak "Hiç iş biter mi şantiyede, Allah Allah?" diyerek sessizce ayrılacak yanından. İşte aradığın bu. Öğleden sonra Rauf Bey'e durumu anlatıp işten ayrılmak istediğini söyleyeceksin. "Hayırlı olsun" diyecek. Öğleden sonra da Maruf Bey'in kapısını çalacak, milli damatla yaptığınız soğuk savaştan bahsetmeyip esas niyetinin Fehmi ile birlikte ortak iş kurmak olduğunu söyleyeceksin. İçinde bir his milli damadın seni şantiyeye gitmeye zorladığını patronun da bildiğini söylüyor. Öyle olmasa bile Rauf Bey mutlaka söylemiştir zaten. Rauf Bey seni bırakıp sağlam yolu tercih etti de milli damadın yanında mı yer aldı, hiçbir zaman bilmeyeceksin. Maruf Bey, tamam, merkezde kal dese belki ayrılmayacaksın şirketten. Fakat o da hafiften gülümseyip "Hayırlı olsun" demekle yetinip kendi isteğinle ayrılmana rağmen birikmiş kıdem tazminatının ödenmesi için muhasebeye  talimat verecek.

Fehmi haberi alır almaz atlayıp gelecek Ankara'ya. Şirket merkezi İzmir olacak. Konut inşaatlarına, taşeronluk işlerine bulaşmayacaksınız. Bunlar aslında senin taleplerin. Fehmi ağzından ne çıkarsa tamam diyecek. Evi İzmir'e taşıyacaksınız. Kısa zamanda şirket kuruluşunu tamamlayıp Ankara'nın batısında olmak şartıyla karnenin yettiği ve yetişebildiğiniz bütün şehirlerde açılan ihalelere teklif vermeye başlayacaksınız. Öyle ki gün gelecek, sen Eskişehir'de, Fehmi Bursa'da ve Fehmi'nin kardeşi Adil, İstanbul'da aynı günde farklı işlerin ihalelerine katılacaksınız. İşler dışarıdan göründüğü gibi değil evlât. İşin içinde iş var. Sen zannediyorsun ki, eksiksiz bir dosya sunarsan teklifin açılacak, eh bir de en yüksek kırımı yaptıysan iş size kalacak. Biliyorum senin bu konulara çok uzak olmadığını. Fakat yine de öğreneceğin o kadar çok şey var ki... 

Sen bu işlerle uğraşırken eşin de boş durmayacak. Kemeraltı çarşısında, yıkılan Sema sinemasının yerine yeniden inşa edilen bir alışveriş merkezinde bir dükkân kiralayacak, içini dekore edip bayan giyim üzerine çalışacak. İstanbul'a birlikte gidip tanınmış markaların ürünlerini seçecek ve butik işletmeciliğine soyunacaksınız. Çocuklar yeni okullarına kaydolacaklar, okul dışı saatlerde kreşe gidecekler. Okul ve kreş masrafları dışında bir yandan butik dekorasyonu ve mal alımı diğer yandan ihale hazırlama ve teminat mektubu komisyonlarını ödeyebilmek için oluk oluk para harcayacaksınız. 

Aylar geçecek, elinizde hiçbir iş yok. Devamlı ihalelere katılıyorsunuz fakat pek çok İdare sunduğunuz ihale dosyanızı alıp sudan bahanelerle, daha doğrusu bilerek ve isteyerek teklif mektubunuzu açmadan eliyor sizi ihaleden. En azından bir iş alabilmek için çırpınıyor, o şehirden bu şehre koşturuyorsunuz, neticede hayâl kırıklığı. Artık sadece baraj, dere ıslahı, balıkçı barınakları, kara yolu ihalelerine değil, Bayındırlık ve Kültür Bakanlıklarının kültür merkezleri ve okul inşaatları ihalelerine de teklif vermeye başlayacaksınız. Yeter ki elinizde bir iş olsun. DSİ ve DLH'nın dışında kalan idarelerin hemen hemen tamamı, verdiğiniz dosyalarda, yok imzanız pulun üzerine geçmemiş, yok efendim evrakınız eksik gibi bahanelerle teklifinizi geçersiz sayacaklar. Oysa senin bilmediğin, eksik dedikleri evrakı dosyandan kendilerinin çıkardığı.

(Devam edecek)

YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 1 ***                 

27 Aralık 2019 Cuma

YENİ BİR HAYAT BÖLÜM 37

YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 37 ***

Çamlıca I HES Zamantı Çayının üzerinde kurulacak bir hidro elektrik santral. BOT (Built-Operate-Transfer) sistemine göre ihale edilen ilk projelerden biri. Mevzuat yeni yeni şekilleniyor. Üretilecek enerjiyi belli bir fiyat üzerinden devletin satın alma garantisi var. Yağışlı ya da kurak geçecek senelerde suyun azalıp çoğalması, dolayısı ile plânlanan enerji üretiminin altında kalınması ya da üzerine çıkılması durumunda gerekli düzenlemeler yapılmış. Yani anlayacağın evlât, eğer maliyetini doğru çıkarırsan gönül rahatlığıyla bankadan kredi kullanır ve vadesi geldiğinde borçlarını rahat bir şekilde ödeyebilirsin. 

Zamantı Vadisi daha önceden görmediğin bir topoğrafyaya sahip. Nehir, yaklaşık on kilometre boyunca genişliği sadece 30 metre olan dar bir kanyonun içinden akıyor. Suyun her iki yamacında düşey bir duvar oluşturan yamaçların yüksekliği ise üç yüz metreyi buluyor. Üst kısım, göz alabildiğine uzanan geniş ağaçsız bir plato. Köylüler genel olarak hayvancılıkla uğraşıyor. Yahyalı ilçesi hudutları içinde yer alan bu bölgenin suyuna doyum olmaz. Toprak yolların üzerinde önünüze çıkan çeşmeleri kaçırmamalısın evlat. Avucunuzu dayayıp içeceğin buz gibi  pınar sularının lezzeti hiçbir yerde yok. Santralin kurulacağı yere ulaşmak zahmetli. Regülatörle aralarında kuş uçuşu on kilometre mesafe olmasına rağmen santral yerine gitmek için köy yolları üzerinden otuz beş kilometre yol katedeceksiniz. Bu bölgede köylülerin ikram ettiği kırmızı üzümlerin tadı da bir başka. Projeye adını veren Çamlıca Köyünün eteklerinde kurulacak santral yerine ulaştığınızda muhtar sizi köy kahvesinde ağırlayacak. Onun tek isteği köydeki gençlere iş vermen. Elbette bu senin de tercihin aynı zamanda. Muhtar, sarışın ve mavi gözlü. Birden kanın ısınacak adama. Nedenini anlayacaksın az sonra. Meğer bu köy eski adı "Faraşa" olan meşhur bir Rum köyüymüş zamanında. Hatırlarsın, küçükken annenin evi süpürürken çıkan çer çöpü topladığı küreğin adıydı "faraş". Aslına uygun dilimize çevrilseydi, köyün adı muhtemelen "Kürekli" olacaktı.

Eskiden kanyonu oluşturan vahşi kayalıklarda yer alan ulaşılması güç mağaralarda altın madeni işlenirmiş. Köyün gençleri dağ keçisi kadar kıvrak olmalarına, araziyi avuçlarının içi gibi bilmelerine rağmen üç beş altın bulurum ümidiyle bu mağaralara erişmeye çalışmışlar yıllar boyu. Bazısı umduğunu bulmuş, bazısı eli boş, hüsranla dönmüş. Fakat onlarcası da bu uğurda uçuruma yuvarlanarak can vermiş. Yolu bırakıp kayalıklar arasında ilerleyecek, cebri boruları yerleştireceğiniz yerleri ve açacağınız on kilometrelik enerji tüneline bağlantı yapabilmeniz için üç ayrı noktadan uygun ulaşım tüneli girişlerini etüt edeceksiniz. Oldukça tehlikeli bir yolculuk bu. En küçük dikkatsizlikte uçurumun dibini boylayabilirsiniz. Doğrusu sana göre değil bu işler evlât. Senden yaşça daha büyük olan Necmi Beyin bu tür yürüyüşlere yatkınlığı fark edilecek. Tehlikeli kayalıkların arasında ilerlerken hep geride kalacaksın. Aslında tehlikenin seni nerede beklediğini asla bilemeyeceksin. Neyse ki ecel terleri dökerek yürüdüğün kayalıklar arasında başına kötü bir şey gelmeyecek.

Bak şimdi aklıma geldi. Sana anlatmayı unutmuşum. Ereğli'deki baraj buradaki arazi koşullarına göre çok daha iyiydi. Orada tek sorunun her yağmur yağdığında resmen sakız kıvamına gelen kildi. Çizmelerini bir kaptı mı yandın. Ayağını çizmeden çıkarıp ellerini kullanarak var gücünle asılır, çeker, zorlukla çıkarırdın çizmelerini çamurdan. Koca dozerler balçığa saplanır, diğer bir dozerle onu kurtarmaya çalışırken o da batar, çalıştığın alan bir anda makina mezarlığına dönerdi. Bütün bunlara zaten alışmıştın. Yani ne Karakaya ne de Zamantı vadisi kadar çetin ve tehlikeli topoğrafya vardı oralarda. Buna rağmen günün birinde bir haber ulaşacaktı sana. Taş ocağı yolunda heyelân meydana gelmiş, akan çamur malzeme makinaları önüne katıp metrelerce sürüklemiş. Hemen olayın olduğu yere gidecektin. Manzara tam bir felâket. İki Cat kaya kamyonu sıvı haline gelmiş çamurun üzerinde adeta bir gemi gibi yüzerek üç yüz metre aşağı sürüklenmiş, büyük bir yükleyici içinde operatörü olduğu halde uçurumun kenarında yan yatmış, birkaç işçi çamur deryasının içinde bata çıka yol almışlar. Şükürler olsun ki kimsenin burnu kanamamış. Erdemir'den büyük zorluklarla temin ettiğin vinçle askıda kalan yükleyiciyi kurtarmaya çalışacaksın. Çalışma alanında seninle birlikte onlarca kişi var. Meydana gelebilecek en ufak bir hareket yeni bir heyelânı tetikleyebilir. İşte o zaman makinalarla hep birlikte cehennemin dibini boylayabilirsiniz. Neyse ki sabaha kadar süren kurtarma çalışmalarında korktuğunuz başınıza gelmeyecek. İşte böyle evlât, arazi şartları ne olursa olsun yaşamın boyunca Azrail'le selâmlaşıp yoluna devam edeceksin.

Yahyalı'da kiraladığın bir dairede haftada iki ya da üç gün kalıp Ankara'ya döneceksin. Sana kalırsa her türlü zorluğa ve tehlikeye rağmen şantiye en güzeli. Bir şeyler üretiyor, bir eser koyuyorsun ortaya. Fakat ailene olan sevgin daha üstün. Eşin Yahyalı'ya gelmeye razı, yeter ki aile bölünmesin. Ankara'da geçen günlerin de güzel. Sinema, tiyatro, opera ve konserlere gidiyorsunuz fırsat buldukça. Çocuklar oturduğunuz evin yakınında bir kreşte geçiriyor günlerini. Proje firmasının ortağı samimi olduğun bir sınıf arkadaşın. Irak'ta bedelli askerlikten faydalanmak için geldiği Bekhme Barajında bir süre beraber çalışmıştınız onunla. Yahya, başarılı bir mühendis ama sosyal yönü sıfır. İşinden başka bir şeyle uğraşmıyor. Öyle ki sana evleniyorum demesine bile şaşıracaksın. Sana göre onu yaşama bağlayan tek şey hesap kitap işleri. Göz açıp kapayana kadar evlenecek ve eşlerinizle birlikte dışarıda bir yemek yiyeceksiniz. Eşini tanıştırdığında bir kez daha şok olacaksın. Nilüfer İzmir'den cıvıl cıvıl, hayatı dibine kadar yaşayan bir kız. Yani Yahya'nın karakteriyle taban tabana zıt. Eşinle Nilüfer çok iyi dost olacaklar. Artık onlarla birlikte her fırsatta barlara, eğlence yerlerine gideceksiniz. Gittiğiniz yerlerde Yahya yanınızda somurtup otururken siz neşe içinde eğleneceksiniz. Bir türlü aklın ermeyecek onların böyle bir ilişkiyi nasıl yürütebildiğine.  

Bir yandan şantiye tesisleri kurulurken diğer yandan tünel kazılarına ve yaklaşım tünellerine ulaşım yolu inşaatına başlayacaksınız. Niyetin bir şantiye şefi bulup geçici olarak üstlendiğin şefliği üzerinden atmak. Patlayıcı madde ruhsatını çıkartmak için istenen savcılık temiz kâğıdında ertelenen bir ceza aldığını tesadüfen öğreneceksin. Ereğli'deki ölümle sonuçlanan iş kazalarından birinde belli oranda kusurlu bulunmuş ve aldığın ceza tecil edilmiş. Oysa sen mahkemeye çıkarılmadığın için ceza almadığını düşüneceksin. Bu durumda beş yıl içinde sorumlu tutulacağın başka bir kaza yaşamamalısın. Yoksa kodese atılma riskin var. Bir taraftan Erdemir'deki daire başkanı Rusya'ya gitmiş, seni yanına çağırıyor. Eşin seni (doğal olarak) yalnız başına Rusya'ya göndermeye hiç niyetli değil. A grubu müteahhitlik karneni alır almaz aklına Ereğli'de bulunduğun sırada sana yapılan teklif gelecek. Fehmi'yi arayacak, karnenin çıktığını ve müteahhitlik yapma fikrine sıcak baktığını söyleyeceksin.

 (Devam edecek)

YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 1 ***                 

YENİ BİR HAYAT BÖLÜM 36

YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 36 ***

Fehmi'nin verdiği numarayı arayacaksın hemen. Eşinin yakınlarından biri çıkacak karşına. Gün içinde arkadaşları ile hafta sonu toplanacakları yaylada yiyip içmeleri için erzakları hazırlamış. Akşam tv deki maçı izlerken annesinin hazırladığı kahvesini içmiş ve yatmış. Sabah annesi hadi kalk artık geç kalıyorsun diye seslenmiş ama cevap alamamış. İşte böyle evlât, akşam sağlıklı olarak yatıyorsun sabahına kalkmak nasip olmuyor. Eşine babasını kaybettiğini söylemek kolay değil. Ereğli'den İzmir'e sekiz saatlik yolunuz var. Önce Rauf Beyi arayıp bilgi verdikten sonra vakit geçirmeksizin arabana atlayıp eve gideceksin. Sükûnetini muhafaza etmeye çalışarak babasının rahatsızlandığını ve hastaneye kaldırıldığını söyleyeceksin. İlk tepkisi sende şok etkisi yaratacak. Ellerini havaya kaldırıp "Ey Allahım, ne falcıymış bu!" Ne falı, ne falcısı? Doğruyu söyle babam öldü, değil mi? diye sorup sıkıştıracak seni. Yalandan, hayır diyecek, babasının hastanede yoğun bakıma alındığını söyleyeceksin. Sana değil, iki gün önce arkadaşlarıyla gittikleri falcıya inanacak. Ünlü bir falcıymış, üç gün içinde babanı kaybedeceksin demiş. Stresli bir yolculuktan sonra İzmir'deki eve girdiğinde kalabalığı görür görmez yalanın çıkacak ortaya. Sen de çok üzüleceksin, kayın pederin ve arkadaşlarıyla birlikte içki sofralarında yaptığınız tatlı sohbetler hoş birer anı olarak kalacak aklında.

İşin sonuna geleceksin, bütün yoğunluğun kesin hesapta. Yüzde seksen keşif artışı ile bitirmene rağmen işi sana verilen süreden evvel tamamladığın için sözleşme gereği erken bitirme primine hak kazanacaksınız. Komşuda pişer, bize de düşer hesabı sana da bir pay düşer diye ümitleneceksin. Oysa şirket, vergiden dolayı iş bitim tarihini uzatmanı isteyecek. Nihayet dört ay sonra geçici kabul için İdareye yazı yazacaksın. DSİ ve Erdemir yetkililerinden oluşan kalabalık bir kabul heyeti barajı gezecek, hiçbir kusur bulamayacaklar. Akşam Erdemir Genel Müdürü şirket yetkililerine bir kokteyl verecek. Aslında onun niyeti güzel bir kabul yemeği. Fakat yetki konusundaki anlaşmazlık her iki idarenin bir arada olmasına engel olacak. Aynı akşam sadece DSİ kabul heyeti ve yetkililerine Akçakoca Otel'de özel eğlenceli bir kabul yemeği vereceksiniz. Rauf Bey bunun için İstanbul'dan özel olarak dansöz getirecek. Ancak Erdemir Genel Müdürü'nün sizi bırakmaya hiç niyeti yok. O yine eski anılarını anlatmakla meşgul(!) En sonunda Lâz şivesiyle, Rauf Bey, "Haydey fondipleyalum." diyerek kadehini kaldıracak, arkasından oradan ayrılıp soluğu otelde alacaksınız. Geç vakitlere kadar süren eğlencenin sonunda misafirleri otele yerleştirip eşinle birlikte evin yolunu tutacaksın.

Kesin hesabın sonuna doğru şantiye tesisleri sökülmeye başladığından dolayı çalışmalarınıza kiraladığınız bir köy evinde devam edeceksiniz. İşinizi tamamladıktan sonra bir hafta bölgede, bir hafta da genel müdürlükte soruları cevaplandıracak, hesaplarında her hangi bir düzeltme yapılmadan Erdemir'in yolunu tutacaksın. Kontrol için Erdemir hakediş müdürü, yapımı devam eden liman inşaatında görevli cin gibi beş mühendisi bilgisayar başına oturtacak. Bu yetmeyecek, senin de onların yanında bulunman ve soracakları soruları cevaplaman istenecek. Çünkü baraj konusuna çok uzaklar. Haftalarca devam edecek bu süreç. Hakediş müdürü senin bir açığını yakalamak peşinde. Hesapları didik didik etmelerine rağmen bir hata bulamayacaklar. Üçüncü hafta içinde bir şey bulduk diyecekler ama bu senin lehine. Hak ettiğin bir miktarı dahil etmemişsin. Oysa durum onların anladıkları gibi değil. Sesini çıkarmayacaksın. Bu onlara aklınca verdiğin bir ceza. Fakat durumu patronuna bildirdiğinde sana beklemediğin bir talimat verecek. "Hemen git ve doğrusunu söyle." Ertesi gün patronun istediği gibi işin doğrusunu söylemek ve eksik aldığın bir miktar bulunmadığını göstermek için yanlarına gideceksin. Ancak ihale müdürü buna fırsat bırakmadan çağıracak seni yanına. "Hata bizim, senin kesin hesapta eksik koyduğun bir şey yok fakat sen bunu bildiğin halde bize söylemedin, bizi yanlış yönlendirdiğini düşünüyoruz." diye suçlayacak seni. Yanlış yönlendirdiğin falan yok aslında, bunu kendi yaptıkları hataya ses çıkarmadığın için söyleyecek. O zaman bana gerek yok deyip ayrılacaksın yanlarından. Bir hafta sonra kesin hesabı hiçbir değişiklik yapmadan onaylayacaklar.

Evet evlat, başından sonuna kadar tek başına sorumlu olduğun ilk barajından ayrılma vakti. İlk olarak fizibilite çalışmalarına başladığın Birecik, daha sonra en güzel yıllarını geçirdiğin Karakaya ve nihayet savaş nedeniyle tamamlamadan bıraktığın Bekhme barajlarından sonra bu dördüncü barajın. Çocukların büyüdü, Fırat ana sınıfına başladı. Onların iyi bir eğitim almasını istiyorsun. Ankara'ya yerleşip bir ya da birkaç projenin sorumluluğunu alarak gerektiğinde gereken sürelerde şantiyelere destek sağlamayı düşüneceksin. Bu senin kafandaki plan. Ancak yeni görevin hakkında sana herhangi bir bilgi verilmeyecek. Diğer taraftan hak kazandığın müteahhitlik karnesi için müracaat edeceksin.

Kdz. Ereğli, işle ve şirketle bazen tatlı bazen zor günlerini geçirdiğin ama mesleki bakımdan kendini geliştirdiğin bir yer olacak. Bu şirin ilçeye ilk geldiğiniz günden itibaren evinizde yatılı kalan Gülcan'la aralarında sıcak bir bağ kuran çocukların, ablalarından ayrılmak zorunda artık. Bu dönemde iki kardeş iyi anlaşacak ve müthiş bir işbirliği yapacaklar. Bir ara Gülcan'ın affedilmez bir hata yapması üzerinde onu değiştirmeye kalkacaksınız. Fehmi'nin bulup getirdiği kız on beş yaşlarında, yani o da henüz bir çocuk. İlk gece çocukları ona bırakıp eşinle birlikte ilçeye gelen bir tiyatro oyununa gideceksiniz. Eve döndüğünüzde gördükleriniz sizi şaşkına çevirecek. Kızcağız bir köşeye sinmiş, ağlıyor. Henüz biri dört, diğeri altı yaşındaki çocuklarınız ellerine birer bıçak almış zavallı kızı sıkıştırıyorlar. "Gideceksin sen, seni istemiyoruz, Gülcan ablamızı istiyoruz biz." diye bağıracaklar kızın başında. Sizin küçük teröristlerin ilk silahlı eylemi başarıya ulaşacak ve ertesi gün Gülcan ablalarını yeniden işe almak zorunda kalacaksınız. Eşin bir süre devam ettiği özel dershanede sigorta primlerinin yatırılmaması üzerine görevinden ayrılacak. MEB'e başvurup tayin isteyecek. Kısa sürede eş durumundan atandığı okulda devlet memurluğuna ilk adımını atacak. Çalıştığı süre içinde onun da geniş bir sosyal çevresi olacak. Ereğli serüveni şimdilik sona erecek evlat. Şimdilik diyorum, çünkü ileride burada içeceğin daha çok su yaşayacağın çok macera var.

Şantiyeci olmak zor. Onlarca kez ev taşıyacaksınız. Bir de aynı şehirde olup daha iyisini bulunca değiştireceğiniz evler var. Ereğli'de üç ev değiştirdikten sonra Ankara'ya Cinnah caddesini kesen Alaçam sokağında bulduğunuz bir daireye yerleşeceksiniz. Şirket yap işlet devret modeline göre Kayseri'nin bir ilçesinde yapılması düşünülen nehir santralini üstlenmiş. Projelendirme, kamulaştırma, izinler vs. işlerle ilgilenmen istenecek. İyi tanıdığın bir proje şirketiyle sözleşme imzalanacak. Kadronu kardeş enerji şirketine alacaklar. Kayseri'ye işin yapılacağı yeri görmeye gidecek, DSİ Bölge Müdürlüğü'ne ziyaretlerin başlayacak. Ankara'da bulunduğun süre içinde de proje ve Enerji Bakanlığı'yla işlerin olacak. Fırat ilkokula başlayacak. Eşin yine eş durumundan Ankara'ya tayin isteyecek. Belge noksanlığı nedeniyle tayini Bitlis'e çıkacak. Hemen müdahale edip eksik olan belgeyi tamamladıktan sonra Ankara'da bir liseye atanacak bu kez. Enerji şirketinin genel müdürü patronun ailesinden bir kız almış ve milli damat olmuş, elektrik mühendisi. Ukala, kibirli bir tip, hiç hoşlanmayacaksın. Rauf Bey ve Necmi Beylerle iş ilişkin devam edecek. Necmi Bey'le sık sık yanınıza projeciyi alıp projenin yapılacağı yeri gezmeye gideceksiniz. Tünel güzergahı nasıl olmalı, ulaşım imkanları neler, regülatör yeri, şantiye tesisleri nereye kurulmalı gibi sorulara cevap arayacaksınız bu ziyaretlerde. Kayseri-Adana yolu üzerindeki bu ilçe demir ve krom gibi madenlerin çıkarıldığı bir havzada yer alıyor ama senin ailecek yaşayabilme imkanın yok. Evlerin hepsi geniş bir salona açılan bir sürü odadan oluşuyor. Bu evlerde yöre halkı din içerikli toplantılar yapıyorlarmış. Batının köyleri bile daha yaşanacak yerler görünecek gözüne. Hani git götür buraya aileni deseler asla kabul edemeyeceğin bir yer.

Şantiyenin kuruluş çalışmaları ile birlikte şantiye şefi arayışına başlayacaksın. Senin orada sürekli kalmak istemediğini Rauf Bey, Necmi Bey ve hatta patronun bile anlayacak, bu yüzden sessiz kalacaklar. Fakat milli damat, şantiyeden her dönüşünde sana göz atıp "Hayırdır." diyecek. Bunun anlamı şu: Ne işin var burada, senin yerin şantiye. Ona "Hayır, hayır" derken aranızda böylelikle soğuk savaş başlamış olacak. Zaten patronlar da söz verdikleri halde senin iş bitirme priminin üzerine yatmışlar. Bu şekilde günden güne soğuyacaksın şirketinden.        

 (Devam edecek)

YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 1 ***                 

26 Aralık 2019 Perşembe

YENİ BİR HAYAT BÖLÜM 35


YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 35 ***

Evet evlât, Rauf Bey'i karşına alacağına git şeytanı karşına al. Bu kez yanına kontrol baş mühendisi Nezih Beyi çekeceksin. Onunla ortak hareket etme konusunda sözleşeceksin. Rauf Bey bu arada boş durmayacak elbette. O da telefon edip şube müdürünü sıkıştıracak. Bir anda kim devleti savunuyor kim devleti satıyor birbirine karışacak. Apar topar Maruf Bey gelecek şantiyeye. Her şey kusursuz olmasına karşılık bu kez suni bahaneler yaratacak lâf söylemek için. Önce derivasyon tüneli su alma yapısının üzerinden tatlı bir meyille geçen yola takacak, kamyonları zorluyorsun diye. Bey baba bunlar Cat, yüzde otuz beş meyile tırmanır diyemeyeceksin, patrondan iyi mi bileceksin? Sonra mekanik atölyeye gidip bir su pompasını gösterip onun nereden geldiğini soracak. Eskişehir şantiyesinden gelen kamyona yüklemişler Ankara'ya götürmek için. Yani senin şantiyenle alâkası yok. Bunu sen bilemeyince köpürecek.  Neyse, patrondur ne yapsa yeridir diyecek sineye çekeceksin. Rauf Bey hakedişten kesilmesini istediğin fazla ödemeyi gündeme getirdiğin için sana küsmüş, seni hiç muhatap almıyor. Öğlen yemeğinden sonra toplantı salonuna geçeceksiniz. 

Maruf Bey'e konuyu açacaksın. Rauf Bey ona zaten ne haltlar karıştırdığını anlatmış. Ama sen saf saf patronun senin yanında yer alacağına inanacaksın. Savunamayacağın şeyin altına imza atma diyen o değil miydi? İşte tam onun dediğini yapıyorsun şimdi. Hatta böyle davrandığın için bir de teşekkür bekliyorsun. A benim saf çocuğum, var mı öyle biri bu dünyada. Patronun dersini çalışmış, konuyu evirip çevirecek, ne kadar yanlış düşündüğünü söyleyip seni ikna etmeye uğraşacak. Mızrak çuvala girer mi evlât, sen sonuna kadar haklısın. Oysa onlar senin konuyu bilmediğini, hakedişten bir kesinti yapılmasına gerek bulunmadığını iddia edecekler. Maruf Bey, git çağır Nezih Bey'i diyecek. Eğer kontrol mühendisini de yanlarına alırlarsa tek başına kalacaksın evlât. Nezih Bey'in odasına gidip kararınızda dik duracağınız konusunda güven tazeliyeceksiniz birbirinizle. Evet, Nezih Bey, "Orhan Bey haklı, ilk hakedişte keseceğiz haksız yapılan ödemeleri" diyecek. 

Ertesi sabah, Nezih Bey Zonguldak'tan seni arayacak. Görevden alınmasını talep eden dilekçeyi müdürün masasına koyduğunu söyleyecek. Olayın gittikçe büyümesi huzurunu kaçıracak. Öğlene doğru DSİ şube müdürü seni makamına çağıracak. Hem seni, hem de Nezih Beyi karşısına alıp nasihat edecek. Sen sözleşmeyi açıp ilgili maddeleri gösterdikten sonra yapılan yanlışlığın birinci derece sorumlusu olarak kendinin ve kontrol mühendisinin görüleceğini, bu yüzden hakedişte gerekli düzeltme yapılmadan imza atmayacağını söyleyeceksin. İşte evlât, güzel yurdumun kimlerin eline kaldığını gör de anla. Şube müdürü ne diyecek sana biliyor musun? "Sen şirketinin çıkarlarını savunamıyorsun, şimdi git, bana patronların gönder (!)" 

Moral bozukluğu ile döneceksin şantiyene. Artık senin de bavulunu toplayacak zamanın geldi. Bu arada beklemediğin bir gelişme yaşanacak. O seni gecenin ikisinde pijamalarla karşılayan bölge müdürünün yerine Adana'dan yeni bir bölge müdürü atanmış. Muhtemelen şube müdürünün onu arayıp Nezih Bey'in görevden alınması için verdiği dilekçeden bahsetmesi üzerine, bölge müdürü Nezih Beyi acilen Kastamonu Bölge Müdürlüğüne çağıracak. Ertesi gün, Nezih Beyin seni mutlu bir şekilde aramasına şaşıracaksın. Sana güveniyorum demiş bölge müdürü ona. Göreve başladığı tarihten itibaren önüne koyduğu her tutanağı imzalayacağına söz vermiş. Kesinti konusunda haklısın ama bundan müteahhit de zarar görmesin demiş. Bu şekilde Nezih Beyin istifa dilekçesi işleme konulmadan çözeceksiniz işi evlât. Nasıl mı? Evet, dediğiniz gibi birim fiyat tariflerine göre hakedişten kesmeniz gereken tutarı bir kalemde düşecek, meydana gelen farkı nakliye mesafeleri ile oynayıp düzenleyeceksiniz. Yine de bir hakedişte yapılan onca kesinti ve onca eklenti dikkati çekecek diye huzursuz olacaksın fakat işi büyük ölçüde kitabına uydurmanın rahatlığına da kavuşacaksın böylece. Bu durum Rauf ve Maruf Beyin pek hoşlarına gitmese de ceplerinden paranın çıkmaması onları da memnun edecek. Onlara ne kadar büyük bir iyilik yaptığını Erdemir'in kesin hesap kontrollerinde anlayacaksın. Bu davranışınla hem kendini hem kontrolü büyük bir dertten kurtaracaksın evlât.

Baraj gövdesi, dolusavak yapısı tamamlanıp su tutma aşamasına gelinecek artık. O sene müthiş bir kuraklık yaşanacak. Sanayi suyuna ihtiyacı olan koca Erdemir fabrikaları neredeyse durma noktasına gelecek, duyurular yapılıp bahçelerin sulanmaması, suyun israf edilmemesi istenecek. Bir an önce yağmur yağması, derenin suya kavuşması ve birkaç milyon m3 depolama hacmine sahip Gülüç barajının dolması lâzım. Karadeniz'de yağmur demek sel demek. İşte beklenen o yağmur sele dönüşüp Erdemir'in minik barajını doldurunca su tutma izni çıkacak sana. Rauf Bey'i arayacaksın. Necmi Bey'le birlikte baraja gelecekler. Erdemir Genel Müdürü, birkaç DSİ yetkilisiyle birlikte ufak çaplı bir tören düzenleyip su alma yapısının kapaklarını indireceksiniz.  Rauf Bey kapaklar inerken Lâz'lığın verdiği alışkanlıkla silâhını çıkarıp takır takır saydıracak. Misafirleri uğurladıktan sonra kaderinle baş başa kalacaksın.  Henüz sel suları etkisini yitirmediği için su seviyesi hızla yükselecek. Acemilik! Bir hafta beklesen belki bu kadar sıkıntı çekmeyeceksin. Sızıntı olup olmadığını kontrol etmek için derivasyon tüneline gireceksin. Sızıntı ne kelime, tünelin içinden dere akıyor. Sızdırmaz olduğu söylenen kapakların cidarlarından yüksek miktarda su kaçıyor. Sadece o olsa. Su alma yapısında beton içinde bırakılan kalıp gergi çubuklarının geçmesine yarayan delikler kapatılmamış. O deliklerden muazzam bir basınçla su fışkırıyor. Tünelin içinde yaklaşık bir metre su birikmiş. İşçiler alelacele kalın demir çubuklardan yaptıkları sehpaların üzerine kalaslar koyup üzerinde cambazlık yaparak ilerleyebiliyorlar. Aydınlatma ve elektrikli araçların kablolarında meydana gelebilecek bir kaçak suya sirayet ederse sen ve yanındakiler için büyük tehlike. İşte evlât manzara bu ve yalnız başınasın (!) 

Bu durumda tünelin içinde tıkaç betonu dökemezsin. Ne yaparsan yap döktüğün betonu su alıp götürecek. Meslek hayatının en zor günü olacak o gün. Kâh su alma yapısına koşup suyun hızla yükselişine bakacak kâh gittikçe daha tehlikeli bir hâl almaya başlayan tünelin içine. Her birinden basınçlı su fışkıran onlarca deliğe ahşap takozlar çaktırman bir işe yaramayacak. Dışarıda yükselen suyun arttırdığı basınçla tıkaçlar bir füze gibi fırlayacak karşı duvara. Hemen mühendisliğini kullanıp ayak üstü bir hesap yapacaksın. Evet, sürgülü çelik kapakları vinç yardımı ile kaldırabilmen için sadece iki saatin var. Bu süreyi aşarsan yükselen suyun basıncı nedeniyle oluşan sürtünme kuvvetini yenecek vinç bulamazsın. Çabuk karar vermen gerekecek. Rauf Bey, bu işlerden anlamaz. Necmi Bey'i arayacaksın karanlık çökerken. Telefonu cevap vermeyecek. Bir süre kararsız kalacaksın. Erdemir Genel Müdürü gelmiş, törenle kapağı indirip su tutma işlemi başlamış. Nasıl diyeceksin ki, olmadı, yapamadım, tekrar kapağı kaldırdım. Artık çok geç. Lastik tekerlekli büyük bir yükleyiciyi sokacaksın tünele. Kepçesinde işçiler daha uygun şekillendirdikleri ahşap takozları deliklere çakacaklar. Suyun içinde tıkaç betonunun ön ve arka yüz kalıpları bin bir güçlükle yapılırken sanayiden temin ettiğin büyük çaplı bir boruyu kalıbın içine yerleştirip suyun önemli bir kısmını drene edeceksiniz. 

Sabaha kadar işin başından ayrılamayacaksın. Bu koşullar altında beton başlayacak. Tıkaç betonunun ön yüzünde biriken su seviyesi ile dökülen betonun üst seviyesi at başı gidecek. Öğlene kadar işi yarılayacaksın fakat her an önde toplanan su betonu seviyesini aşabilir ve büyük bir felâket yaşayabilirsin. Tam o sırada bir haber gelecek. Şube müdürü yemeğe gelecekmiş. Bir bu eksikti diyeceksin içinden. Görevi mühendisine bırakıp sırıl sıklam ıslanmış kıyafetlerini değiştirecek, müdürü karşılayacaksın.

Yemek esnasında durumdan habersiz şube müdürünün anlattıklarını dinler görüneceksin. Bütün aklın tünelde zamana karşı yarışan büyük mücadele. Yemek salonunun kapısında görevlendirdiğin mühendisin sana işaret edip konuşmak istediğini fark edeceksin. Kalkıp yanına varacaksın. Mühendis iki gözü iki çeşme ağlıyor. Beton patladı diyecek (!) Sakinleştirmeye çalışacaksın. Hemen temizliğe başlasınlar, bir çelik boru daha bulmamız lazım diyeceksin. Şube Müdürü yemekten sonra Vali'den aldığı bir telefon üzerine Zonguldak'a gitmek zorunda kalacak. Buna çocuklar gibi sevineceksin. Sil baştan aynı işlemleri tekrarlayacaksınız. Zorlukla tıkaç betonu tamamlanacak ama ömründen birkaç yılı orada bırakmış hissedeceksin.

Yaklaşık 200 km mesafeden kum taşıma işini üstlenen Fehmi neşeli ve sevilen bir tip. Erdemir'e de iş yapıyor. Zaman zaman Erdemir'in yapılar daire başkanı Timuçin Bey'le birlikte şantiyene geliyorlar. Bu kadar çalışıyorsun, işi de biliyorsun, milleti kazandıracağına kendin kazan diyecek Timuçin Bey her ziyaretinde. Bak benim çevrem var, size iş ayarlarım, Fehmi'de de para var, sen de mühendislik tarafını biliyorsun. Gel, üçümüz ortak bir şirket kuralım, başta ben dışarıdan desteklerim sizi diyecek. Bu fikir hoşuna gidecek. Ama başladığın işi bitirmen gerek. Kesin hesabı bitirene kadar bunu düşünmediğini söyleyeceksin. Bunun sebebi boşuna beklediğin iş bitirme primi ve hak kazanacağın A sınıfı müteahhitlik karnesi. Şantiyedeki odanda çalışırken bir gün Fehmi Bey seni arayacak. "Başın sağ olsun, kayın pederin vefat etmiş." deyip sana araman için bir telefon numarası verecek. "Nasıl olur? Adam daha genç, hiçbir şeyi de yoktu bildiğim, bu benim babam olmasın." diyeceksin. "Hayır, kayınpederinmiş." cevabını verecek. 

  (Devam edecek)

YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 1 ***                 

25 Aralık 2019 Çarşamba

AĞAÇ EV SOHBETLERİ # 17

Ağaç Ev Sohbetlerinin moderatörlüğünü Sevgili Deep Tone sürdürmeye devam ediyor. Bu güzel etkinliğin sene-i devriyesini görmek en büyük dileğim. 17. Haftanın konusu genç bir arkadaşımızdan gelmiş. Barış Doğan, halen içinde bulunduğu döneme ilişkin bir konu önermiş ve blogunda düşüncelerini samimi şekilde paylaşmış. İşte Ağaç Ev Sohbetlerinin bu haftaki konusu ve konu hakkında değerlendirmelerim.

Lisedeki aşk meşk olayları / lisede sevgili yapmak hakkında ne düşünüyorsun sence yapılmalı mı?

Ülkemizde karşı cinsler arasındaki ilişkilere tabu olarak bakılıyordu bir zamanlar. Bazı bölgelerimizde hala bu durumun tüm katılığıyla devam ettiğini düşünüyorum. Dinin, kültürün ve ananelerin bunda rolü büyük. Ben ilişkilerimde cinsiyet farkına bakmadan önce karşımdakinin insan olduğunu düşünürüm. Bunun yanı sıra kız erkek ilişkileri bireyin sosyalleşmesi ve karşı cinsin özelliklerini, duygularını anlayabilmesi bakımından önemli. Aşk konusuna fazla girmek istemiyorum. Bu bir hastalık, yaşa bakmaksızın farklı dönemlerde insanın başına gelebilir. Tehlikelidir. Aşk karşılık beklemeden birine duyduğun sevginin en tepe noktasıdır. Hastalıklı bir durumdur. Akıl dışıdır. Neyse ki zamanla insanın aklı başına gelir ve aşk biter. Gençlerin, özellikle okul çağında olanların bu durumdan sakınmaları gerekir dememin de anlamı yok. Çünkü aşk laf dinlemez. Ders çalışamazsın, okulunu bitiremezsin. Sonra aşık olduğun kişi okulunda başarısız olduğun için seni terk eder. Bunun sebebinin kendisi olduğu umurunda bile değildir. 

Sevgili yapmak sanırım yeni moda bir deyim. Nasıl sevgili yapılır bilemem ama bizim zamanımızda öyle inşaat yapar gibi sevgili yapılmazdı. Sevgili olunabilir bak. Evet özellikle lise çağlarında karşı cinsler birbirinden etkilenebilir. Bu şekilde güzel dostluklar da kurabilirler. Bu bir gereksinimdir. Aşırıya kaçmadan sürdürülecek bu ilişki hoştur, güzeldir. Bence bir sakıncası da yoktur. Fakat öğrenci önce derslerini düşünmeli. Sinemaya kız arkadaşı ile gitmek ne güzel. Fakat ertesi gün sınavı varsa, oturup önce sınavına çalışmalı. Çocuklarımın erkek veya kız arkadaşlarının olması beni rahatsız değil mutlu ederdi. Ama onlar da deep gibi derslerine yoğunlaştılar o dönemlerinde sevgilileri olmadı. Bense birinden hoşlansam da cesaret edip bunu söyleyemezdim. Liseye giden gençlerin yanında karşı cinsten arkadaşlarını, onların neşeli hallerini görünce mutlu oluyorum. Bu ilişkiler sosyal yönden de çok önemli. İki karşı cins birbirini anlamazsa bu durum toplumda büyük sıkıntılara yol açabilir. Kadına şiddet ve tecavüz olayları ilişkiye hoşgörüyle bakan ve bunu doğal bulan toplumlarda daha az görülür. Benim liseli gençlere önerim eğer hoşlandığınız biri varsa çekinmeden gidin bunu ona söyleyin. Olmazsa kafaya takmayın. Olursa tadından yenmez. Birbirinize karşı dürüst olun. Fakaaaaat, önce dersler. Dersleri bırakıp bu işlere soyunursanız hayatınızı karartabilir, başınızı taşlara vurursunuz. Benden söylemesi...