KATEGORİLER

28 Şubat 2018 Çarşamba

ROMA II

07/02/2018 Çarşamba

Odamız temiz ve sessiz, yatağımız rahattı. Bu sayede başımı yastığa koyar koymaz dalmışım. Sabahleyin uyandığımda dünkü telefon çaldırma olayını hala kafamdan atamamıştım. Yapılacak bir şey yoktu. Dün karakoldaki polis saat dokuzda tekrar yanına gitmemi istemişti ama bunun boş yere zaman kaybı olacağını biliyordum. Caddeye bakan pencerenin perdesini çektim. Sonunda güneş göstermişti kendini. Bugünü tamamen Roma şehrine ayırmıştık. Dün akşam yanı başımızdaki marketten aldıklarımla kahvaltımızı yaptıktan sonra dışarı çıkıyoruz.

Via Cavour caddesi boyunca yüksek tavanlı tarihi binaların arasında bir buçuk kilometre kadar yürüdük. Şehrin en ünlü tarihi yapısı Collesium karşıladı bizi. Giriş kapısının önünde her zamankinden daha az kuyruk vardı. MS. 80 yılında yapımı tamamlanan ve dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilen amfi tiyatro bir zamanlar gladyatörlerin kanlı gösterilerine sahne olmuş. Daha önce birkaç kez gördüğüm tarihi yapıyı bu kez eşimle birlikte görme mutluluğuna eriştim. Güneş yavaş yavaş bulutların arasında kaybolurken yine yağmur çiselemeye başladı. Collesium çevresi yeni gelen turist gruplarıyla kalabalıklaşırken gladyatör kılığındaki adamlar birlikte fotoğraf çektirilmesi karşılığında bahşiş kopartsınlar diye turistlere türlü şirinlikler yapıyorlar. 


Via dei Fori Imperiali caddesi ile ikiye ayrılan Antik Roma'nın ticaret, siyaset ve dini yaşam merkezi kabul edilen Roma Forumu oldukça geniş bir arkeolojik alan görünümünde. Tarihi anıtlar, taklar, bazilikalar ve heykeller arasında yolumuza devam ediyoruz. Venezia meydanına geldiğimizde karşımıza beyaz mermerden muhteşem bir yapı çıkıyor. Son derece etkileyici bir görünüme sahip Vittorio Emanuele II abidesinin önünde Roma'nın kurucusu sayılan Victor Emmanuel II'nin at üstündeki heykeli bütün ihtişamıyla bizi selamlıyor. Giriş kapısının önünde genç bir hanım güzel İngilizcesiyle kuralları hatırlatıyor.

Basamaklarda oturmak, sigara içmek, sakız çiğnemek yasak. Bembeyaz mermer basamakları tırmanıyoruz. Birkaç kat çıktıktan sonra binanın çevresini boylu boyunca dolaşan geniş teras harika bir manzara sunuyor bize. Süslü sütunlarda dinlenen martılar insanlara alışmışlar. Terasın arka cephesinde yer alan ücretli asansör çatıya çıkmak isteyenlere hizmet ediyor. 

Navigasyonu İtalyanca üç yol çeşmesi anlamına gelen ancak bizim daha çok aşk çeşmesi olarak adlandırdığımız Fontana di Trevi'ye ayarlıyoruz. Yağmurun başlaması üzerine ıslanmamak için Afrika kökenli sokak satıcılarından bir şemsiye daha alıyoruz. Aşk Çeşmesine ulaştığımızda eşimin uzun yürüyüşten dolayı şikayetleri başlıyor. Güzel bir pastanede Roma'nın meşhur "gelato" dondurmasının tadına bakıyoruz. Açık söylemek gerekirse oldukça hoşumuza gidiyor bu güzel mola. Daha görecek çok yerimiz olduğundan kalkmakta acele ediyoruz. İşte karşımızda Aşk Çeşmesi.

Havanın yağışlı olması bile ziyaretçileri etkilememiş görünüyor. Herkesin elinde kamera, selfi çubuğu fotoğraf çekiyor. Fontana di Trevi, nam-ı diğer aşk çeşmesi için bir rivayet ağızdan ağıza dolaşıyor. Deniz atlarının çektiği arabada bir Neptün heykelinin bulunduğu havuza arkanızı dönüp geriye doğru bozuk para atarsanız Roma'ya bir kez daha düşüyormuş yolunuz. Ben bunu denedim kesinlikle doğru. Eşim elindeki şemsiyeyi bıraktıktan sonra arkasını dönüp atıyor parayı havuza. Ben de aynısını yapıyorum. 



Bir sonraki durağımız meşhur İspanyol Merdivenleri. Yolumuz üzerinde kilise ve bazilikaları geziyoruz. Ahşap sıralarda biraz dinlenme imkanı veriyor bu dini yapılar. Yağmur çok şiddetli değil. Bazen hünerlerini sergileyen sokak çalgıcılarıyla karşılaşıyoruz. Hepsi tanınmış müzik eserlerini başarılı bir şekilde icra ediyorlar. Nihayet bir ristorante bulup hayalini kurduğum "risotto" yeme fırsatı geçiyor elime. Sürpriz bir şekilde eşim de yemek tercihini aynı yönde yapıyor. O mantarlısını tercih ederken benimki her zamanki gibi "di mare" oluyor. Porsiyonlar oldukça doyurucu. İspanyol Merdivenlerinin bulunduğu Piazza di Spagna'ya yani İspanya meydanına ulaştığımızda şehri bir günde gezmenin mümkün olmadığını anlıyoruz. Merdivenler üstteki Trinita dei Monti kilisesine ulaşım için yapılmış. Ne var ki kiliseyi görmek için onca basamağı çıkmak gözümüzde büyüyor.

Daha görülecek yığınla yer var önümüzde. Merdivenlerin hemen önünde heykelli bir süs havuzu "Fontana della Barcaccia" bulunuyor. Şu sıradan merdivenleri böylesine meşhur yapan başka ne olabilir diye düşünüyorum. Meydanın ve merdivenlerin bu kadar popüler olmasının diğer bir sebebi de belli sahneleri bu mekanda çekilen, Gregory Peck ve Audrey Hepburn'un oynadığı 1953 yılı yapımı "Roma Tatili" filmi olmalı.




Tarihi yapıların arasından meşhur Via dei Condotti caddesine geçiyoruz. Bu cadde dünyanın en ünlü markalarının bulunduğu bir cadde. Alışveriş yapmasak da vitrinlerine baka baka Vatikan'a doğru ilerliyoruz. 









Aziz Petrus Meydanı Vatikan'ın ünlü meydanı. Papanın halka hitap ettiği alan oldukça geniş. Uzunca bir kuyruk var. Çevredeki dükkanlarda Katolik dünyasının ilgisini çekebilecek hatıralık eşyalar satılıyor. Meydanda yer alan görkemli yapı Michelangelo ve Raphael gibi Rönesans ustalarının tasarladığı Aziz Petrus Bazilikası.







Diğer taraftan Sistine Şapeli'nin tavanında büyük usta Michelangelo'nun sanatını konuşturduğu dini temalı bir çok resim bulunduğunu biliyorduk bilmesine ama kendimizi daha fazla zorlamanın alemi yoktu. Zaten kapalı olan hava akşam karanlığı ile birleşti. Fotoğraflarımızı çekip otelimize doğru yola koyulduk. En yakın istasyondan metroya binip otelimize vardık. Yatağa girip Suat Derviş'in hayatının konu edildiği kitabı okumaya başlamadan evvel TV kanallarını karıştırdım. Bir önceki geceden aşina olduğum bir yarışma programı çıktı karşıma. "Guess My Age" adındaki show programı İtalyanca sunulmasına  rağmen olayı anlamamız hiç de zor değildi. İki yarışmacıya podyuma gelen muhtelif yaş ve mesleklerdeki insanların kaç yaşında olduğu soruluyor. Para ödüllü bu eğlence programının Avrupa'nın bazı ülkelerinde yayınlandığını öğrendim. Yakında bize de geleceğini tahmin ediyorum. Yarın sabah erkenden Bolonya yolculuğumuz başlayacak.  

5 yorum:

  1. Ne kadar güzel tarihi yapılar. İzlemesi ve okuması bile keyifli..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, İtalyan milleti korumasını bilmiş. Gereken zamanlarda bakım ve onarımını yapıyor. Diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi tarihten muazzam para kazanmasını biliyorlar. Yüzlerce, hatta binlerce yıllık eserleri görünce esas hayranlığım onları bugüne kadar korumasını bilenlere oldu. Önemli anıt ve yapılar bazen yıllarca süren onarım ve restorasyon görüyor. O dönemde kapalı olmasından dolayı büyük gelir kayıpları oluyor. Buna aldırmayıp eserleri bugüne ve gelecek nesillere kavuşturmanın çabası içindeler. Hem geçmişi gözler önüne seriyorlar hem de geleceğe yatırım yapıyorlar. Maalesef yurdum insanı bu zihniyete çok uzak.

      Sil
  2. Roma hakkında yazılanları okumak , Roma 'yı gezmek kadar güzel . Elinize sağlık

    YanıtlaSil