KATEGORİLER

13 Mart 2022 Pazar

ZAMİR - HAKAN GÜNDAY

Kitabın Adı: ZAMİR

Yazar: Hakan GÜNDAY 

Sayfa Sayısı: 368

Yayınevi: Doğan Kitap 

Türü: Roman 

Zamir, yazar Hakan Günday'ın okuduğum ikinci kitabı. Daha önce ilk romanı Kinyas ve Kayra'yı sevmiştim. Yeraltı edebiyatının kuvvetli kalemlerinden biri olan yazar, bu kitabında sömürüye, savaşların sebep olduğu acı sonuçlara, insanlar üzerinde oluşturulan algılara gerçekçi bir şekilde değinerek zihinleri zorlamış. Yazarın dile getirdikleri, geçmişin acı gerçeklerini ortaya döken bir distopya aslında.

Henüz altı günlükken Türkiye sınırına yakın, Suriye'nin El Aman kentindeki bir mülteci kampına bırakıldıktan sonra meydana gelen patlama nedeniyle yüzü ciddi şekilde hasar gören Zamir'in hikâyesini öğreniyoruz. Zamir'in sıra dışı yaşamının tohumları hayata gözlerini açtığı Türkiye topraklarında atılmış. Onu çocuk yaşında dünyaya getiren Zerre'nin çektiği acılar ise bulunulan coğrafyada kadının toplumdaki yerini gösteriyor. 

Yazarın üslûbu, kelime seçimlerindeki ustalığı ve benzetmeleri takdire şayan. Bunların yanı sıra toplumsal sorunlara gerçekçi yaklaşımı ve sorunların kaynağına ilişkin makul tespitleri dikkat çekiyor. Bazı okurlara sıkıcı gelebilecek ancak benim son derece ilgimi çeken siyasal ve felsefi düşüncelerinin yanı sıra zekice plânlanmış bir kurgu, romanı sürükleyici hale getiriyor. Yazar, Kinyas ve Kayra'dan farklı olarak insanların bireysel hikâyeleri dışında birçok toplumsal soruna ışık tutmuş kitabında.           

"Bu dünya öyle bir yer ki... Sizi barıştıran her kimse, savaştıran da odur ve sizi kim doyuruyorsa bilin ki aç bırakan da odur!"

Hakan Günday, dünyaya farklı pencereden bakan bir yazar. Bir röportajında insan neden yazar sorusuna cevaben yazmak bir bakıma düşünmektir diyerek niyetini ortaya koymuş. Sadece yazarken değil yazarın kitaplarını okurken de bilmediğimiz, bize acı vermesi nedeniyle bildiğimiz halde görmekten, öğrenmekten kendimizi alıkoyduğunuz gerçekleri bir bir önümüze seriyor.  

"Sadakayla sadakatin kökeni aynı... Birilerinin sana sadık kalmasını istiyorsan onlara sadaka vereceksin. Ama bunun için de ilk yapman gereken şey, insanları sadakaya muhtaç hâle getirmek!"

Eser, bir yandan yakın tarihe ışık tutarken diğer yandan siyasi konulara, uluslararası yardım örgütlerinin bilinmeyen yüzlerine dair sır perdesini aralıyor. Elbette, bunu kurgusal bir dille yapıyor, herhangi bir kanıt göstermiyor ama şahit olduğu olaylarla, gözlemlerine dayanarak bağlantı kuran okur için yazarın anlattıkları hiç de şaşırtıcı değil. İç siyasete ilişkin tespitleri, gerçekleri tokat gibi insanın yüzüne vuruyor. Özellikle Milli ve Yerli liderimizin insanları etkilemek için uyguladığı yöntemlere ilişkin dile getirdiği gerçekler, yazarın cesaretini gösteren en çarpıcı örneklerden biri.

Günday, okuru görünenin dışında görünmeyeni düşünmeye zorlarken onun asıl hedefi sürekli barışın sağlanması. Aslında böyle bir şeyin olmayacağını kendisi de biliyor. Kitabın başkahramanı Zamir'in tek amacı dünyada daha az insanın ölmesi. Bunun için silâh kullanımı dışında, sahtekârlık yapmak, yalan söylemek dahil etik olsun ya da olmasın her türlü davranış ve araçtan yararlanıyor. 

"Belki de insanın dışı suya, içi de toprağa yansıyordu... Dünyanın bütün gölgeleri bu yüzden kapkaranlıktı.

Romanın içeriğinde bir miktar küfür, pornografi, şiddet, alkol, uyuşturucu gibi öğeler söz konusu ki bunlar zaten yeraltı edebiyatının olmazsa olmaz öğeleri. Bazı okurlar, kitabın bir yerinde, dünyada yapılan katliamları sayarken "Türklerin Ermenileri katletmesi" ifadesinden çok rahatsız olmuşlar ve yazara kızıp bundan sonra hiçbir kitabını okumayacaklarını ifade ederek tepki vermişler. Aklını kullanan, dikkatli her okur, bu tepkinin nedenlerini kitabın içeriğinde gayet kolay bulacaktır. Millet olarak ne kadar katı kurallarımız var, ne kadar tahammülsüz olduğumuz bu vesileyle bir kez daha ortaya çıkıyor. Önemli olan kitabın vermek istedikleri. Benim olumsuz olarak eleştireceğim kitabın final bölümü oldu sadece. Elbette bir insanın çıkıp dünyada barışı getirmesi pek inandırıcı olmazdı. Rasyonel bakış açısıyla, bütün gayretine rağmen insanı yola getiremeyen Zamir'in intihar etmesi beni şaşırtmayacaktı. Oysa yazar, güzel bir mesaj içerse de biraz aceleye getirdiği kanaatine vardığım sonuç bölümünü basit bir şekilde bitirmiş. Ben severek okudum, yazarı ve türü sevenler için hafızada iz bırakacak kaçırılmaz bir eser. 

14 yorum:

  1. Hayatın içinde hali hazırda o kadar çok dram var ki bir de kalkıp kitap halini okumak bana fazla geliyor Mr. Kaplan, içim dayanmıyor :( Ben kitap okurken ya da film izlerken iyi hissetmek istiyorum; mutlu olmak, heyecanlanmak, merak etmek ve mümkünse bıkıp usanmadan kitabı/filmi bitirmek istiyorum. Bu yüzden bu tarz kitaplara hiç yaklaşmıyorum ama sizin beğenmenize sevindim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Peki, Mrs. Kedi gözlerimizi kapattığımızda ya da yaşadığımız kötü olayları bir an için yok saydığımızda sorunların üstesinden gelebiliyor muyuz? Eğer bunu başarabiliyorsak ne mutlu! Mutluluk veren eğlenceli şeylere odaklanalım OK, fakat yakın ya da uzak çevremizde olup bitenler hâlâ yerinde duracak ve sonunda gelip bizi bulacak. O zaman sorunun üzerine gitmek mi çözüm? Buna da dayanamayabileceğimiz bir hale düşeriz belki. O zaman benim bulduğum çözüm, yaşamın sadece eğlenceden ya da dramdan ibaret olmadığını kabullenmek. Bunu kabullenmek suretiyle sanki daha fazla dayanma gücü buluyor, arada keyif verici mutlu anlar yakaladığımda tadını çıkarmak istiyorum. Yaşamı bu şekilde kabullenmek muhtemelen insanın sabrını biraz daha yukarı taşıyor:)

      Sil
  2. Çokça karşılaştığım ama kendisine karşı çekince taşıdığım bir kitap, yazdıklarınızla çekincelerim gerçeğe evrildi:) Yeraltı edebiyatı kesinlikle bana göre değil, buna kanaat getirdim.

    Sadaka ile ilgili Orwell'in Paris ve Londra'da beş parasız kitabındaki alıntı geldi aklıma. " Her zaman sadakayı alan , sadakayı verenden nefret eder. Bu insan doğasının değişmez bir özelliğidir " Bu çok etkilemişti beni.Sadakati satın almak için uygun bir yol olmayabilir :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de yukarıda yazdıklarımla karşılaşsaydım muhtemelen aynı tepkiyi gösterirdim:) Ancak daha önce yazarın Kinyas ve Kayra kitabını okudum ki çok daha fazla şiddet içeren bir romandı. Buna rağmen ilgimi çekti ve sevdiğimi gördüm. Belki merak duygusu belki kurgusu belki de üslûbundan etkilendim. Uzun bir aradan sonra Hakan Günday'ın kitabını ele aldığımda yine seveceğimi tahmin ediyordum, yanılmadığımı anladım.

      Her birimizin ilgi alanı ve hoşlandığı şeyler farklı tabii. Bu yüzden yazdıklarımdan bağımsız olarak bu türe bir şans verebilirsiniz belki. Ha, size hitap etmiyorsa, o zaman tamam ben bu tür bana göre değil diyebilirsiniz. Sadakat ile sadaka ilişkisini özellikle bu dönem şahitlik ediyor bana göre. Üretime yöneltmek yerine insanlara çalışma imkânı yaratmak yerine onları yardıma muhtaç kılarak yoksul insanların sadık birer kul haline getirildiği aşikâr:)

      Sil
  3. Hakan Günday ismini pek sık duyuyorum şu aralar. Senaryolarda da çok başarılı, özellikle masumiyet dizisi benim için başyapıt. Kitaplarda da bir denemem gerek. Tanıtım için teşekkürler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, Youtube'ta pek çok söyleşileri, yazma etkinlikleri var. Bugün de onlardan birini izledik. Yeraltı edebiyatı türünde eserler veriyor. Bence Zamir sizin için iyi bir başlangıç olabilir:) Ben teşekkür ederim.

      Sil
  4. "Türklerin Ermenileri katletmesi" ifadesine kızmışlar derken okuyanlar yanlış mı anlamış yani yazar aslında bunu söylemek istemiyor mu demek istiyorsunuz? yoksa böyle bir ifadeye kızılmamalı mı? Açıkçası ikinci duruma hiç katılamam emperyalistlerin yalanlarına ortak olanları okumamak gerekir net. Açıklarsanız sevinirim. Elinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır, bir yanlış anlama yok:) Bence böyle ifadeye yazarı kara listeye alacak derece kızılması doğru değil. Bu ifadenin doğru ya da yanlış olduğu konusunda tartışabiliriz, bu ayrı. Ancak bu yazarın görüşü, katılırsınız ya da katılmazsınız. Bunun gibi durumlarda bulunduğunuz yere göre farklı duygular içine giriyoruz. Bizim açımızdan Ermeniler Kurtuluş Savaşı yıllarında Ruslar ve Fransızlarla bir olup masum halkımıza katliam yaptı. Ermeniler ise o dönemdeki olayları bir soy kırım olarak değerlendiriyor. Hangisi doğru, bunu tarafsız bir gözle değerlendirmenin gerektiğini düşünüyorum. Her iki halk da savaştan büyük zarar gördü. Bugün Ukrayna için durum aynı. Rus tarafından bakıldığında haklı sebepler çıkartılıyor, Ukrayna tarafından bakılırsa durum farklı.

      Amerikalı bir yazardan Anadolu Hayaletleri adında bir roman çevirisi yapmıştım. Harika bir romandı. Tarafsız olarak ele alınmasına rağmen böyle bir romanın ülkemizde yayımlamaya korkuyorum alacağım benzer tepkiler nedeniyle. Sonuçta her iki halkın da büyük acılar çektiğini ve katliamın sadece bir tarafa mal edilmemesi gerekir. Bugün bir savaş çıksa düşman askeri bize her türlü eziyeti yaptı, camilerimizi yıktı, kadınlarımıza tecavüz etti, masum çocukları öldürdü denildiğinde inanıyoruz ama aynı durumda Türk askerinin bunları yapabileceğini kabul etmiyoruz. Bu bana pek inandırıcı gelmiyor.

      Eğer yazarın kullandığı ifade "Ermenilerin Türkleri katletmesi" şeklinde olsaydı sorun olmayacaktı. Benim itirazım buna. Umarım derdimi anlatabilmişimdir. Ben Türklerin Balkanlardan, Girit'ten sürülürken göç sırasında çektikleri sıkıntılara üzüldüğüm kadar Anadolu'yu yurdu görmüş Rumların her şeyini bırakıp Yunanistan'a göçe zorlanmasına da üzülüyorum. Zira sıkıntıyı çeken masum halklar olmuştur. Savaş çok kötü bir olay. Savaşta masum halklara taraflarca yapılan saldırıların hepsi bana göre katliamdır.

      Sil
    2. Savaş zamanı Anadolu'ya ölüm yağdı, aslında suçlu savaş ve her iki taraftan da bir sürü kişi öldü olaya böyle bakılması gerek. AMA bizi zor duruma düşürmek isteyen emperyalistler bunu kullanıyor ısrarla tekrar ediyorlar. Objektif davranıyorum ayağına yatıp soykırım diyemezsiniz o başka bir şey, yoksa her iki tarafta da çok vahşi şeyler yapılmıştır bunu inkar eden yok. Bizim işgüzar ve uluslararası ödül kovalayan yazarlarımız (biri de Orhan Pamuk) sayesinde de emperyalistler kendilerini temize çekiyorlar. Tıpkı yetmez ama evetçiler sayesinde iktidarın ve yandaşlarının zamanında kendini onaylattığı gibi. Hiçbir yalana ortak olmamak gerek, ki bu durum başta Rus ve İngiliz arşivlerinde kanıtlandı ama vazgeçmiyorlar neden? bir söz var bilirsiniz ''mermeri delen suyun sertliği değil ısrarıdır'' sonunda belki tazminat belki ülkemizi zayıflatmak gibi bir sürü saik var. Yazarların (diğer aydınların) buna alet olmaları çok kötü. Merak ettim şimdi Günday'da Nobel'i mi kovalıyor acaba? tek kitabını okudum türü bana uymuyor, zaten devam etmeyecektim ama bunu öğrendiğim de iyi oldu. Yazarın hala okunmaması görüşündeyim, hatta zamanında okuduğum Orhan Pamuk romanlarına bile sinirleniyorum.

      Sil
    3. "Soykırım" ayrı. Zaten bu terim Ermeni olaylarının olduğu 1915-1916 yıllarında yoktu. Ben de Osmanlı yönetiminin yaptıklarını soykırım olarak değerlendirmiyorum. Yazar Günday da soykırım ifadesini kullanmamıştır. Bununla birlikte her iki taraftan masum halklara vahşet derecesinde zulüm yapıldığına inanıyorum. Ermeni çeteleri de yapmıştır bunu kraldan çok kralcı bölge valileri ve her milletten fırsatçı haydutlar da. Elbette tercih sizin. Lâkin eğer Nobel Ödülü kazanmak ya da herhangi bir çıkar sağlamak adına yapılmadıysa yazarın inandığı düşünceleri yazma özgürlüğü bulunması gerektiği inancındayım. Bazı yazılanlar hoşa gitmeyebilir, haklı bulmayabilirsiniz ancak bunlar bir kurgu ya da yazarın kendi zihninde oluşan fikirler olabilir. Kendi düşüncesini saklayıp tepki almasın diye okurun hoşuna gidecek tarzda yazmaktansa inandığı şeyleri yazanları tercih ederim. Bu benim yazarla aynı görüşte olmamı ya da onun yazdıklarına inanmamı ya da yazdıklarını doğru bulmamı gerektirmez.

      Günday Nobel Ödülü almaya namzet bir yazar değil bence. Böyle bir düşüncesi olduğunu sanmıyorum. Bana göre Orhan Pamuk'tan önce Nobel Edebiyat Ödülünü hak eden kıymetli yazarlarımız da var. Hakan Günday'ın tercih ettiği tür pek çok insana ters gelebilir. Koca kitabın içinde sadece üç kelimelik bir cümleyi cımbızla çekip almak ve yazarı yerin dibine batırmak da bence doğru değil. Eserlerinden bağımsız olarak Günday'ın düşünce yapısını ve hayata bakış açısını beğeniyorum. O üç kelimeyi maksatlı olarak kullandığını da sanmıyorum. Çok teşekkür ederim:)

      Sil
    4. Tabii ki her yazar özgürce istediğini yazar (her okurda istediğini okur) burada sorun yok. Benim söylemek istediğim ''bu konularda'' özgürce yazmakla, kullanışlı aptal olmak arasında çok ince bir çizgi olduğu. Ben teşekkür ederim.

      Sil
    5. Ben yazarın ilk sınıfa girdiğini düşünüyorum. Kullanışlı aptallarla işim zaten olmaz:) Sizin gibi okurları bile karşısına alıyorsa maksadını aşan bir eylemde bulunduğu düşünülebilir belki:)

      Sil
  5. zamirden önceki tüm romanlarını okudum 2 yıl önce yazmıştım hepsini blogda, bunu da okuycam tabisi
    günday hayranları bu romanından hoşlanmadı, hafif buldular, bencesi de kinyas kayra dışındaki tüm romanları birbirinin aynı, gittikçe hafifledi o da, iyi yazar tabi, ama tür değiştirsin artık, yeraltında çok yazdı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hakan Günday yeraltına inmiş bir kere. Çıkacağa benzemiyor:)) Zamir de güzel, okursun tabii:)

      Sil