KATEGORİLER

20 Kasım 2016 Pazar

SON "GÜNLER"

19/11/2016 Cumartesi, Tire
Sabahın seher vaktinden itibaren temizlik ve kahvaltıya hazırlık çalışmaları açılış saatimizden az önce bitti. Adnan Şefin özellikle biraz geç gelmesini istedim. Hüseyin erkenden temizliğe başlayıp ilk onun mesaisi bitecek.

Salonda yanan şömine soba soğuğu iyice kırdı. Havaların soğuması mıdır etken yoksa öyle mi denk geldi bilmiyorum. Merak edip geçerken çay içmeye, bilgi almaya gelenlerin dışında pek gelen giden yok erken saatlerde. Bunu fırsat bilip havuzun yakınındaki iki ağaçlardaki muşmulaları topladım. Sonuna doğru Hüseyin yardıma geldi. Taş Ev'in hemen altında büyük bir ağaçtaki muşmulaları topladık sonra. Yere iki büyük yaygı serdi ki meyveler sarmaşıkların arasında kaybolmasın.

Öğleden sonra yine "Güncü" ler var, Evde Yazar'ın ifadesiyle. Eşim dünkü halimi görüp gün sahibinden özellikle rica etti çekirdek getirmemesini. Gün sahibi iyi niyetli, düzgün bir hanımefendi. Ben de tanırım kendisini. Dünyalar iyisi biri. "Hiç çekirdek yenir mi sizin orda?" demiş. Yine yarımşar porsiyon köfte ile perde kapandı. Yok bu böyle olmayacak. Bundan sonra ekiple bu konuyu masaya yatırmam lazım. Pilav üzeri az kuru gibi bir şey oluyor bu. Söz verilen bir gün daha var, bu son olacak. Bundan sonra az porsiyon olmayacak ya da tam porsiyon yirmi lira ise yarım porsiyon on beş lira olacak. Hiç kimse şaşırmasın. Bütün maliyet hesapları porsiyona göre yapılıyor. Hiç bonfile yarım porsiyon istenir mi? Burada isteniyor.

Sevdiğim arkadaşlardan biri arıyor Aydın'dan. Eşiyle birlikte rezervasyon yaptırıyorlar. Onların uğuru mudur bilmem, birden rezervasyonların ardı arkası kesilmiyor. Millet sökün ediyor Taş Ev'e. Aydın'dan gelen misafirimizi karşılıyoruz. İlk kez işten bu denli elimi ayağımı çekiyor kontrolü ekibe bırakıyorum. Adisyonları Adnan tutuyor. Salonun bütün masaları dolmasına rağmen bir aksama olmuyor. Biz eşimle birlikte misafirlerimizin masasında oturup durumu uzaktan takip ediyoruz.

Gecenin ilerleyen saatlerinde kötü haber geliyor. Vitrin soğutucusu arızalandı, soğutmuyor. İçi meze dolu dolabın. Yarın için bir sürü rezervasyon var. Planlar yapıyorum. Dikey tip meşrubat soğutucu dolaplarından birini boşaltıp mezeleri oraya mı koysak? Aşkın Şef'e soruyorum tanıdığı tamirci var mı bu işlerden anlayan. Hüseyin yetişiyor imdada yine. Telefon ediyor bir arkadaşına. Bir saat sonra geliyor alet edevatıyla. Soğutucunun içindeki motor ikinci el diyor. Hayır, biz bu soğutucuyu yeni aldık ve ikinci el almadık hiçbir şeyi. Millet üçkâğıtçı olmuş. Uğraşıp bir şeyler değiştiriyor. Dolap soğutmaya başlıyor. Bir motor alalım yedek ne olur ne olmaz. Hüseyin çoktan gitti, usta dolabı çalıştırabilirse ona bir sürprizim olacak, söz verdim.

18 Kasım 2016 Cuma

"GÜN" LÜK MİSAFİR

18/11/2016 Cuma, Tire

Soğuk ama güneşli bir sonbahar sabahı. Saati sekize kurmuştum dün gece. Bu meslekte ilk kez bir iş görüşmesine gideceğim. Yüz kişiyi aşkın konuk... Taş Ev'in kapasitesinin epey üzerinde. Önemli bir işletmenin, personeline vermek istediği eski yılı uğurlama ve yeni yılı karşılama partisi. Bizi aşar bu sayı deyince dışarıya catering servisi verip vermeyeceğimizi sormuşlardı.

Şefi de yanıma almayı düşündüm. Önce hale uğrayıp boş kasaları bırakıp salatalık ve biber aldım. Bugün küçük pazardan alacağım fazla bir şey yok. Aşkın Şefle buluştuktan sonra sabah ilk işimiz bu ziyaret oldu. Sorumlu Müdire hanım bizimle ilgilendi, yerleri gösterdi. Bu özel yemek için işletme bir salonunu ve servis için bir odayı tahsis edecekmiş. Sıcaklar dışarıya kurulacak bir mangalda pişirilecek. En az üç ayrı yerden fiyat alınacakmış ama en düşük fiyata vermek zorunda değillermiş. Geçen sene dışarıda bir restoranda yapmışlar bu aktiviteyi ama herkes zehirlenmiş. Bu yüzden seçimde bu yıl çok hassaslar.

Pazardan yeşillik alıyorum sadece. Bir köylü kadının tezgahında gördüğüm kabak çiçeğini kaçırmıyorum. Salı günü çok aradığım halde bulamamıştım. Bundan sonra hiç bulamayız artık. Fırından ekmeğimizi alıp koyuluyorum dönüş yoluna. Taş Ev'i karşıdan gördüğüm ilk yerde durup bizim dağların sonbahar resmini çekiyorum. Arabayı yanaştırdığım yerler cam kırıklarıyla dolu. Bir toplumun medenilik ölçüsü kişi başı milli gelir üzerinden değil böyle yerlerden ölçülmeli. Öğlen için hanımların gün yemeği rezervasyonu yapılmış. Bekliyoruz.

Her yerin adeti, görgü ve geleneği farklı elbette. Dışarıdan gelen bizler alışmaya çalışıyoruz. Eşim bu memleketin yerlisi olsa da otuz seneden fazla dışarıda yaşamış. O bile şaşırıyor bazı tuhaf hallere. Bana sorarsanız zıvanadan çıkıyorum bazen. Misafir her zaman haklı olmasa kimse dayanmamı beklemesin karşılaştığım trajikomik durumlara.

"Yok yazma her şeyi, müşteri kaybedersin." diyorlar. Ben Taş Ev'i gerçekten bir ev, ağırladığımız herkesi birer konuk olarak görmeye çalışıyorum. Ama konuğunuz evinize gelip perdelerinize ayakkabılarını silerse hoşunuza gitmez herhalde.

Buraların hanım günleri var. Ankara'da da vardı. Herkes yediğini içtiğini öder, gün sahibi yanında bir pasta veya tatlı getirir ve katılanlar gün sahibine belli bir miktar para öderler. Eskiden evlerde yapılan bu toplantılar ikram masraflarını karşılamak, biraz da ev sahibinin eline toplu para geçmesini sağlamak amacıyla düzenlenirdi. Şimdilerde amaç toplu para elde etmek. Evlerdeki günler çoktan tarihe karıştı. Gün sahibi bir restoran ayarlıyor yanında bir tepsi de tatlı götürüyor. Evler buz gibi tertemiz, bütün pislik orada kalıyor. Aslında fikir harika görünüyor. Bir de madalyonun arka tarafı var elbette.

Çok takipçim olduğunu iyi bilerek paylaşıyorum bütün bunları. Hatta muhatapların kulaklarına gideceklerini bile bile. Restoranın normal misafiri ile "Gün" lük misafir arasındaki farklardan başlayalım mesela:

Normal misafir eşini, çoluk çocuğunu alır genellikle. Ya da iş yemeği olur, arkadaş toplantısı olur. "Gün" lük misafirler her zaman olgun yaşta hanımlardan oluşur. Gençler nadiren katılır bu toplantılara.

Normal misafir porsiyon bölmez. Mezesini, içkisini söyler, sohbetini eder. "Gün" lük misafirlerin çok azı tam porsiyon söyler. Kahir ekseriyet yarım porsiyon söyler ya da hiç söylemez.

Normal misafir yemeğin üstüne tatlı ya da rakısının yanına kavun, peynir söyler.  "Gün" lük misafir dışarıdan getirdikleri tatlının servis edilmesini bekler, tatlının üstüne yine dışarıdan getirdikleri ay çekirdeği çitler, patlamış mısır yer.

Normal misafir restoranda çalan klasik müziği dinler, nadiren Türkçe müzik ile değiştirilmesini ister. "Gün" lük misafir gürültüden müziğin sesini duyamaz. Ne çalındığı çok önemli değildir. Yemekten sonra oyun havası ister.

Normal misafir genel olarak hoş görülüdür. Hata aramaz. "Gün" müşterisi detaycıdır, hata arar. Bazı istisnai durumlarda hata bulduğunu zannedip olay çıkarır. Oysa diğerleri aynı konuda onunla aynı fikirde değildir.

Normal misafir hesabı masada ister ve ödemeyi bir kişi yapar. Yöresel olarak masada değil de kasada ödeme alışkanlığı vardır buraların. Masada ödenirse hesap, bir de bahşiş derdi vardır çünkü. Bahşiş verse bir türlü vermese bir türlü. İki kişi üç yüz lira hesap öder, beş lira bahşiş vermeye eli gitmez. Kasada yapılan ödemede hangi masanın hesabını alacağını şaşırırsın. Çünkü bazı durumlarda bir masadan kalkıp diğerine, oradan kalkıp diğerine oturulmuştur. Hadi buna alıştık diyelim. "Gün" lük misafirler için kasa gider ayağa. Herkes yediği, içtiğinin hesabını öder. Kasada ne kadar bozuk para varsa gider.

Öyle ki biri çıkar mesela "Ben" der, "Çok açım, şekerim var." Pek çoğunun şekeri vardır zaten açlığa dayanamazlar. Aynı kişi der ki, "Ben sadece sahanda yumurta istiyorum, iki tane kırılsın." Devam eder yine bir kez daha. "Bana en önce gelsin ama." Hesaplar alınır. "Benim" der, "Benim, sadece yumurtam var, ne kadar?" Cevap verir bizim şef. "Tereyağında çift yumurta 5 TL.". Hanımefendi çantasından bir on lira uzatır. "Hanımefendi yumurtanın yanında bir kahveniz bir de çayınız var, kahve 4 lira, çay 2lira, toplam 11 lira ödeyeceksiniz" Hanımefendi şaşırır, "Aaa, siz burada kahveye de mi para alıyorsunuz?" Bedava sanmasa kahve değil çay da içmeyecek. Elleri titreyerek uzatıyor garsona parayı. "Başımı sallıyorum, tamam yeter verdiği."

Restoranda çekirdek alışkanlığına bir dur demeli. Sadece bu yüzden cinler tepeme çıkıyor. Restoran burası ya. Ama misafir haklıdır. Misafir daima haklıdır. Misafir daima haklıdır.

YUKARI YAYLANIN HAVUZU

17/11/2016 Perşembe, Tire

Erken kalkıp şehre indim. Saat sabahın on' unda yaylada sıcaklık 3 dereceyi gösteriyor. Şehre inince biraz artacak mı diye takip ediyorum. Şehir merkezi ile yayla arasında en az 3 derece sıcaklık farkı var derler. Aşağıda derece değişmiyor, yine 3. Nedense dünkü kadar üşümüyorum.

Her günkü gibi kasaba uğramak durumundayım. Siparişlerimi söyleyip hale doğru yoluma devam ediyorum. Halden domates ve kapya biber alıyorum. En son Adnan'ı da alıp dönüyorum yaylaya.

Yukarı yaylanın muşmulaları olmuş. Hüseyin ve oğlumla birlikte yeni açtığım dik yoldan çıkıyoruz yukarıya. Büyük havuz ağzına kadar su dolmuş. Üzerinde sararmış yapraklar ve dökülen muşmulalar yüzüyor. Suyun yüzeyine yanındaki ağaçların aksi vurmuş. Geçen yıl fazla işim yoktu, bütün ağaçlardaki muşmulaları bizzat kendim toplamış, gidip halde satmıştım.

Taş Ev'in artık bir web sitesi var. Bugün son düzeltmeleri yaptım. Dünkü neşem yok bugün. Nedeni bilinmez bir gerginlik içindeyim. İnsanoğluna kızıyorum.

İnsanoğlu önce haddini bilmeli. Kim olduğunu, nereden geldiğini, yarınının ne olacağını. İnsanoğlu eline geçen fırsatları değerlendirmeli, sabırlı olmalı, saygılı olmalı, çalışkan olmalı, terbiyeli olmalı, sözüne güvenilmeli. Kendine verilen görevleri savsaklatmamalı, laubali olmamalı, işinin hakkını vermeli. Büyüklerini saymalı, onlardan bir şeyler öğrenmeye bakmalı. Yeni başladığı bir işin üç günde alimi kesilmemeli, kendini bulunmaz Hint kumaşı görmemeli.

Kızıyorum, kalırsam iyi olmayacak. Arabanın sigortası da benim sigortam gibi atmış. Oto elektrikçiye gidiyorum geç vakit. Sigortalar değişiyor, araba  da ben de düzeliyoruz.

Bazen ummadığım kişiler çingene pazarlığı yapıyor benimle. Ekonomik menülerimiz grup menülerimiz var elbette. Ama diyorlar ki kuzu şiş olsun, pirzola olsun, bonfile olsun yanında şu olsun bu da olsun. Ama fiyat üç kuruşu geçmesin. Köfte olsa olmaz mı? Yok olmaz, hem pirzola olsun hem de üç kuruş olsun...

Bazı olgun kişiler çingene pazarlığı yapmıyor. Öğretmenler mesela. Onlar iş adamları gibi değil. Öğretmenler Günü menüsü var facebook sayfamızda diyorum. "Tamam" diyorlar "Bir inceleyelim." Sonra bana dönüyorlar. "Tire şiş köfte yerine ızgara köfte alsak olmaz mı?" "Hay hay" diyorum, "Tabii ki olur." "Yanına iki kişiye bir keşkek almak istiyoruz bir de, o zaman ne olur?" Keşkek porsiyon fiyatımız 10 TL, iki kişiye bir porsiyon alınırsa kişi başı 5TL olur." diyorum. "Peki o zaman biz keşkekli menü alalım." Bu insanlara insan daha cömert davranıyor. Soruyorlar, "Menüde yemek sonrası çay ikramı var, biz çay yerine birer bardak kola veya ayran içsek olur mu?" Hayır demem mümkün mü?

Yarın Kaystros olarak ilk kez bir iş görüşmesine gideceğiz Aşkın Şef ile birlikte. Hem de ilk kez yapacağımız dışarıya bir catering servisini görüşmek üzere. Görüşmeyi yapacağımız hanımefendi arkadaşıyla birlikte bu gece yine konuğumuz oldu. İş konuşmadık. Fon müziğinde değişiklik yaptık, gece boyunca Zeki Müren ve Müzeyyen Senar çaldık. Kalkmalarına yakın değiştirdim müziği. Frank Sinatra çalmaya başladım. Beyefendi çıkarken tatlı bir sitem etti. Niye geç kaldınız bu müziğe geçmekte?

17 Kasım 2016 Perşembe

ADNAN

16/11/2016 Çarşamba, Tire

Soğuk bir güne merhaba diyoruz. Kar soğuğu derdi büyüklerimiz böyle havalara. Defalarca misafir ettiğimiz bir banka şubesine gittim iade-i ziyaret için. "Bir dahaki sefere biz sizi bekleriz." demişlerdi. Dün gidecektim zaman bulabilseydim ama bugüne kalması isabet olmuş. Ziyaretine gittiğim kişi şehir dışında göreve gitmiş çünkü. Çaylarını içip kalktım.

Bugün işe başlayacak garsonumuz Adnan'ı arıyorum ancak telefonu cevap vermiyor. Tam ümidi kestiğim sırada dönüş yapıyor. Gürültüden duymamış telefonun sesini. Onu alıp bir kaç yere uğradıktan sonra yaylaya çıkıyoruz.

Ekibi çağırıp bir toplantı yaptım, herkes görevlerini hatırlattım. Yeni gelen personel de dahil olmak üzere herkesin mesuliyetlerini tanımladım.

Yeni haftanın ilk günü olduğu için mutfakta yeni mezeler hazırlanıyor, etler işleniyor. Kimse gelmeden şömine sobayı yakıyor Hüseyin. Yeni görev tanımına göre sobanın yakılması ve odun hazırlanması onun görevi.

Güzel bir web site hazırlanıyor Taş Ev için. Sadece bir kaç eksiklik kalmış ve bazı yanlışlıklar yapılmış. Mesela çalışma saatleri doğru değil.  Tamamlandığında çok sükse yapacağa benziyor.

Ağırladığımız misafirlerden dönüşler bize şevk veriyor. Bir bankanın Ödemiş şube müdürünü ağırlamıştık iki gün evvel. Bugün aynı şubenin bir personeli arayıp bu pazar kahvaltıya gelmek istediklerini söylüyor, hem de en az yirmi kişi olarak. 24 Kasım Öğretmenler Günü için düzenlenmesi düşünülen bir etkinlikle ilgili İzmir Narlıdere'den bir hanımefendi arıyor. Yirmi, yirmi beş kişilik öğretmen grubu eşleri ile birlikte organizasyon yapmışlar Öğretmenler Günü için. Ünümüz İzmirlere kadar ulaştı demek. Önce Taş Ev'i bir arkadaşı tavsiye etmiş. Sonra facebook sayfamızı incelemiş ve kararlarını vermişler. Kasım ayının 26'sında cumartesi günü kahvaltıya gelecekler.

Öğleden sonra genç bir beyefendi telefon edip yerimizi tarif etmemizi istiyor. İyi şeyler duymuş Taş Ev hakkında. Bu akşam bir arkadaşının doğum günüymüş. Dört kişilik rezervasyon yaptırıyor. Diğer gelenler rezervasyonsuz deniyorlar şanslarını. Bir anda manzaralı masalar doluyor. Adnan Şef garsonluktaki farkını gösteriyor. Hüseyin onun iş tutuşunu görünce bir adım geri çekiliyor. Gelip bana Adnan Şefin servisine hayran kaldığını söylüyor. Tek eksiğimizdi şu servis konusu. Ama sanırım bu kez doğru kişiyi bulduk. Taş Ev Adnan ile birlikte yeni bir sayfa açmaya hazırlanıyor.

Dün gece oğlumun geç saatlerde yüklediği müzikler çalınıyor fonda. Hava soğuk mu soğuk. Şömine sobamız salonu güzel ısıtıyor. Keyifler gıcır. 

16 Kasım 2016 Çarşamba

ALIŞVERİŞ

15/11/2016 Salı, İzmir

Dün geceyi taş olmayan evimizde geçirdik. Yüklü bir alışveriş listesi hazırlamış şef. Oğlumla birlikte çıkıyoruz pazara. Her salı zor da olsa bir park yeri bulabildiğimiz sokaklarda bugün hiç yer yok. Dar bir sokağa girip pazara doğru ilerliyoruz. Sağ tarafta araçlar neredeyse tampon tampona değecek şekilde dizilmiş. Hiç yer bulamayınca gerisin geriye çıkmak zorunda kalıyoruz. Sokağın köşesinde pek de tekin olmayan bir yere sokulup park ediyorum. Burası trafiğin yoğun olduğu bir yer. Aklım arabada kalmış halde kilitleyip bırakıyorum arabayı.

Bu hafta kabak çiçeği bulamadık. Pazarın iyice üst kısımlarına kadar dolaştık oysa. Daha erken saatlerde gelseydik bulabilirdik belki, ama olmadı. Sanırım zamanı geçti artık. Arapsaçı sadece bir yerde gördüm. Bol bol ot aldık. Kasap alışverişini de yaptıktan sonra oğlumu evde bırakıyor, daha sonra yaylaya çıkıp dolaplara yerleştiriyorum aldıklarımızı.

Telefonum çalıyor. Arayan iki gün önce Taş Ev'de ailesi ve misafirleriyle ağırladığımız bir beyefendi. 24 Kasım Öğretmenler Günü için rezervasyon yaptırmak istediğini söylüyor. Facebook sayfamızda özel bir menü hazırladığımızı söylüyorum bu özel gün için. Dans müzikleri çalmamızı istiyor konuştuğumuz beyefendi. Telefonu kapattıktan sonra soruyor oğlum. Ne tür dans müziği. Vals değil herhalde. Yarın tekrar konuşup öğreneceğimi söylüyorum. Salonumuzun yarıdan fazlası doluyor şimdiden.  

Bugünü alışverişe ayırıyoruz. Gaziemir Optimum'a gidelim diyor oğlum. Annesiyle beraber alışveriş yaparken buraya kadar gelip bizi yalnız bırakmayan kızımla buluşup bir şeyler atıştırmak üzere Bisquitte Cafe & Restaurant'a atıyoruz kapağı. Ben Meksika usulü köfte sipariş ediyorum, kızım ise levrek filetolu salata söylüyor. Yanında birer filtresiz Bomonti içiyoruz. Menüye, yediğimiz ve içtiğimize daha farklı bakıyorum artık. Servisi düzenli. Dekor konsepte uygun. Ödedikleri kira parası da yüksektir buraların. Bira olarak sadece Efes grubunu satıyorlar. Çatal ve bıçağın sunum şeklini beğenmedik. Son günlerde kendi aramızda da tartıştığımız bir konuydu bu. Bardağa benzeyen cam bir kabın içinde getirdiler çatal bıçağı. Orijinal ama çok sevimli gelmedi bize. İçecek fiyatları bizim fiyatlarımızdan yüzde kırk fazla olmasına rağmen yüksek bulmadık. Ana yemeklerini çok farklı sunduklarını gördüm. Ana yemek fiyatları bizimkine yakın olsa da porsiyon içindeki et miktarları bize göre neredeyse dörtte bir. Pide üzerindeki küçücük köftelerin üzerini mantarlı sos, şakşuka benzeri patlıcanlı bir meze, patates tava ve marul salatası ile doldurmuşlar. Bizde köfte ve etlerdeki gramaj en azından dört katı buradakinin.

Genellikle roka, ızgarada pişirilmiş domates, soğan ve turp dilimleri ile süslüyor tabakları bizim şef. Misafirler böyle seviyormuş. Biraz düşününce kebapçılarda yapılan servisi hatırlatıyor sanki bizimkisi. Bir müddet sonra oğlum gelip katılıyor bize. Bu konuyu birlikte tartışıyoruz. Sunulan yemekler insanların alışmış oldukları gibi mi olmalı yoksa alışmış olduklarının dışında bir sunum mu denenmeli. Ben farklı olmanın insanların daha çok ilgisini çekeceğini düşünüyorum. Yarın şefle konuşabilirim bu konuyu. Eşimi arıyorum, henüz tam olarak aradığını bulamadığından yakınıyor.

Alışveriş merkezinin kapanış saatine yakın arıyor eşim. Nihayet bulmuş gönlüne göre bir şeyler. Bu uzun süreli alışverişler bana göre değil. İlk dükkanda aradığımı bulamazsam ikinci dükkandan alıp çıkmak isterim. Biraz uzarsa alışveriş, tansiyonum düşer, fenalaşırım.

14 Kasım 2016 Pazartesi

MUHTEŞEM DOLUNAY

14/11/2016 Pazartesi, Tire

Sol yanımdaki dişime bir an önce köprü yapılması için beklerken olmayacak oldu, sağ tarafımın köprüsü düştü. Dün akşamdan beri bir şey yiyemiyorum. Bu sabah ilk işim doktoruma gitmek. Aslında dün ayağıma gelmişti. Misafir oldular Taş Ev'e. "Yarın yanınıza uğrayacağım." deyip acil durumumdan söz etmiştim. 

Dün akşam hiç ekmek kalmamıştı elimizde. Oğlum aşağıdan gelirken alacaktı. Öğlene doğru telefon edip hemen gelmesini istedim. Ekmek dışında kalan diğer siparişleri ben alırım dedim. Ekmek acil ihtiyaçtı çünkü. Doktorumu aradım saat ikiye verdi randevuyu. Sohbet sırasında Doktor Beyin yanında çalışan hanımın garsonluk yapan eşi Bodrum'dan yeni dönmüş olduğu söylendi. Kısa süre sonra sözü edilen kişi muayenehaneye gelmişti bile. Doktor Beyin asistanı bayan eşine hemen haber uçurmuş meğer. Düşen köprüm yerine yapıştırıldıktan sonra onunla birlikte çıktık muayenehaneden. Biraz alış veriş yapıp toplu konut pazarına uğradıktan sonra yaylaya çıktık. Uzun zaman olmuş onun Kaplan'a çıkmayalı. Bizim Aşkın Şefi de iyi tanıyormuş Bodrum Gündoğan'dan. Taş Ev'i gezdi, ortamı gördü. Şehre dönerken bizim Zeytin'in rutin muayene ve ilaçları için Hüseyin'i de aldık yanımıza ona moral versin diye. Zira Zeytin arabaya binmeye bir türlü alışamadı. İçeri adımını atar atmaz titremeye başlıyor bacakları.

İlk olarak komşumuz Veteriner Hekim Fatma Hanım'a teslim ediyoruz Zeytin'i. Birden onu görünce şaşkınlığını gizleyemiyor. Tam yirmi kilo olmuş altıncı ayında. Dişleri bembeyaz. Kemik yediğindenmiş bu beyazlık. İğneleri, ilaçları yapıldı. Bu arada yeni garson adayıyla anlaştık. Yarın tatil günümüz. Yarından sonra iş başı yapacak. Bu güzel bir haber. Tek eksiğimiz servisteki boşluktu. Bunu da halletmiş olacağız hayırlısıyla.

Bugün bankacıları ağırlıyoruz. Daha önce ağırlama fırsatını bulamadığımız bir bankanın Tire, Ödemiş ve Bayındır şube müdürleri ile diğer denetçi uzmanları misafirimiz. Güzel bir iş yemeği oluyor onlar için. Tek sorun yol diyorlar. Alkol almayı istiyorlar ama bir yandan da dönüş yolunu  düşünüyorlar. Memnun ayrılıyorlar Taş Ev'in ortamından, yemeklerinden.

Bu akşam ay bir başka güzelmiş. Sekiz senede bir bu kadar büyük ve parlak görünürmüş. Çıkıp avluya kestane ve ceviz ağaçlarının arasından bir kaç fotoğrafını çekiyorum. Profesyonel makine lazım güzel resim almak için. Fotoğrafa gerçeğin çok azı yansıdı.   

BEGONVİL

13/11/2016 Pazar, Tire

Dün günlüğüme yazmak için bende takat kalmadı. Sadece bir gün önceki yazıma yapılan birkaç yoruma cevap verdim, o kadar. Bu yüzden ertesi günün sabahına sarktı bu cümleler.

Cumartesi gününün yorgunluğu ardından pazar gününe girdik. Sabah erkenden Hüseyin Mehmet ile birlikte geldi. Bu hafta sonu geleceğine dair bana söz veren garsondan bugün de haber yok (!) 

Kapının önündeki kırmızı begonvil çok güzel çiçek açmış. Hemen fotoğrafını çekmek geliyor aklıma. "Tamam" dedim kendi kendime, "Bugünün kapak resmi belli."

Dün kahvaltı etmeye gelen misafir sayısı beklentimizin altındaydı ama bugün aşırı bir talep var. Kahvaltının yanında sahanda yumurta, sucuklu ya da kaşarlı yumurta, omlet, tost gibi ekstra siparişler mutfağa kapattı beni. Aşkın Şef gelene kadar mutfağın şef yardımcısıydım. Şefin kim olduğu tartışılmaz. Elbette ki eşim. O da yoğun bir şekilde kişi sayısına göre küçüklü büyüklü porselen kaplara reçel koyuyor, tereyağı, peynir, zeytin vs. hazırlıyor. Oğlum dünkü ekmek sıkıntısından sonra epey ekmek almış, kasaptan aldığı etlerle birlikte servis başlamadan önce yetiştirmişti.

Hüseyin işi iyice kavradı, tek hatası birden parlaması. Hele işler yoğunlaşınca, hiç kimseye tahammül göstermiyor. Hepimize çıkışıyor bazen. Aşkın Şefe bağırıyor, "Abi çıkmadı mı şu pirzolalar, insanlar açlıktan ölecek yukarıda..." Aslında geciken bir şey yok mutfakta. Bu laf atmaları gerçek mi espri mi anlamak oldukça zor. Bazen mutfakta yardımcı bayana çıkışıyor, "Abla şu çatalları yıkasana, elimde servis açacak çatal kalmadı." Sonunda bana dönüp yüksek sesle "Amca bu böyle olmayacak, bir toplantı yapalım, herkes işini güzel yapsın."

Servis elemanlarının işine yardımcı olmak için mutfaktan aldığım birkaç mezeyi servis etmeye giderim bazen. Hüseyin hemen önümü keser. "Amca sana mı kaldı bu işler, daha masaya servis açılmadı, servis açılmadan soğuklar gider mi be amca?" Sevimli bir yanı var bu çocuğun. Misafirlerin bazıları da onun hizmetinden memnun. Bazen sonradan patlayan garip gülüşünün ardından şişenin dibinde kalan içkileri kapıp gelir, "Ablam bunu da sen içersin dedi bana." Yarıdan fazla içilmiş şişeyi alır, zulasına saklar, akşam mesaisinden sonra çıkarıp özenle okşar. Yine o garip kahkahasını atar, "Amca, mesaim bitti şimdi içebilir miyim?" 

Salatalık, domates söğüşlerin hazırlanması, yumurtaların hazırlanması derken üniversiteden arkadaşım Ali ailesiyle birlikte geliyor. Sarılıp öpüşüyoruz. Eşini, o güler yüzlü annesini, kayınvalidesini ve kayınpederini getirmiş kahvaltıya. Aşkın Şef ve yardımcısı mutfaktan içeri girene kadar başımı kaldırmak mümkün olmuyor. Onlar gelir gelmez mutfakta emir komuta şefe geçiyor. Son sucuklu yumurta siparişlerini de şefe havale ediyor ve mutfaktan çıkıyorum.

Salon kalabalık. Kahvaltısını terasta yapmak isteyen de var, çocuklarıyla gelip şömine sobayı yakmamızı isteyen aileler de. Saat ikiyi geçmesine rağmen İzmir'den tavsiye üzerine gelip kahvaltı etmek isteyen misafirleri de geri çevirmiyoruz.

Dün gelen önemli konuklardan biri de Emniyet Müdürü ve ailesi. Açılış yemeğine davetli olmalarına rağmen bir canlı bomba ihbarı nedeniyle tüm emniyet güçleri seferber olduğundan davetimize gelememişlerdi. Bu sefer habersiz geldiler. Hiç görmediğimden dolayı tanıyamadım. Çalışanlar söyledi gelenin kim olduğunu. Çoluk çocuk güzel bir aile. Gelmeleri bize mutlu ediyor.  

Kahvaltıdan sonra yemek servisi başlıyor. Günün sürprizi İzmir'den gelen lise arkadaşım Tayfun. O da ailesini alıp gelmiş buralara. Doktorluk mesleğine devam ediyor. İlk defa gelen misafirler yolların dar, yokuş ve virajlı olmasından yakınıyor. Özellikle gece dönüşlerinde ulaşım problemine dikkat çekiliyor. Şimdiye kadar bir kaza olmaması sürücülerin aşırı dikkatli araç kullanımından olmalı. Diğer taraftan manzarayı gören yolun zorluğunu unutuyor.

Tire'den yemeğe gelen geniş bir grup yılbaşında Taş Ev'i kapatmak istiyor. Nasıl bir program yapılır? Kaça kapatılır Taş Ev? Çalışmak lazım üzerinde. Daha önce "Taş Ev'deyiz yılbaşında." diyen de çok. Kime nasip olacak, göreceğiz. Bir iki saz ayarlamak lazım.

Akşama doğru havlu atanlar oluyor ekipten. Kolay değil biliyorum. İzmir'den gelen bir misafir grubu Hüseyin'e çıkışmış, servis ağır diye. Aşağıda veryansın ediyor. "Aşkın şeften çıkmayınca sipariş, ben bunlara nasıl yemek götüreyim?" "Sus, sus Hüseyin, duyacak insanlar, kendine gel, hele dur bir sakinleş." diyorum. Hüseyin devam ediyor. "Beni şikayet edeceklermiş, amca, ederlerse etsinler. O kadar çabalıyorum, yaranılmıyor bu insanlara." Hüseyin'de cıvatalar gevşemiş iyice. "Hüseyin, bu işin püf noktası sabır, tamamen haksız bile olsalar, sen her zaman misafirlere "Haklısınız" diyeceksin. Çünkü en ufak bir eleştiri sosyal medyaya düşerse Taş Ev de gözden düşer. Bu kötülüğü bana yapmamalısın." Bu sözler etkili oluyor biraz. "Haklısın, amca" diyor sessizce.

Salona çıkıp Hüseyin'i bana şikayet edecek olan masaya gidiyorum. "Afiyet olsun, ufak bir sorun var sanırım. Bir kusurumuz olduysa..." İki genç çift hallerinden memnun görünüyorlar, hiç de mutsuz bir halleri yok. "Yok, yok biz garson çocuğu ikaz ettik, her şey çok güzel, hiç bir sorun yok." Masanın yanında oturanlar gülümsüyorlar bana bakıp. Hesabı istiyorlar. Aşağıda uğurlarken hanımefendi moral veriyor. "Servis harika, her şey çok güzel. Yolunda gitmeyen bir şey yok." Belli ki Hüseyin ile tartışmaya şahit olmuşlar ve Hüseyin'i tutuyorlar. Beyefendi, koluma giriyor. "Yanlış bir durum yok, garson işini çok güzel yapıyor, gecikme de yok, her şey fevkalade. Sakın sıkmayın  canınızı."

Son masa kalınca ekibi gönderiyorum. Kalan masadaki beş genç efendi bir şekilde yemeklerini yiyor, içkilerini içiyor. Taş Ev'in methini duymuşlar çevreden. Ahşap işiyle uğraşan da var içlerinde restorancılık yapan da. Biraz sohbet ediyoruz. Türk Sanat Müziği çalmamı istiyorlar. "Maalesef çalmakta olan tek Türkçe sözlü müzik bu, ama en kısa zamanda onu da ayarlayacağız." Çok seviyorlar Taş Ev'i. "Bundan sonra burası bizim mekanımız" diyorlar. "Başka bir yere gitmeyiz." Yüklü bir hesap ödüyorlar. Belli ki kazançları iyi.

"Sabah Mehmet Şaban Usta'ya yardım etsin." diyorum Hüseyin'e. Hüseyin'in hiç hoşuna gitmiyor bu. Her ne kadar garsonluğu kıvırmaya ve bu işten zevk almaya başlasa da aklı inşaat ve ziraat işlerinde. "İnsanla uğraşacağıma taşla ağaçla uğraşırım." daha iyi diyor.