KATEGORİLER

Gezi (27) Günce (613) Kitaplarım (188) ÖYKÜ (122) Sohbet (283) ŞİİR (3)

30 Kasım 2021 Salı

AĞAÇ EV SOHBETLERİ # 119

Sevgili DeepTone tarafından organize edilen Ağaç Ev Sohbetleri etkinliğimiz tüm canlılığıyla devam ediyor. Önceki haftaların sohbet konularını ve konuları öneren arkadaşlarımızın isim listesini burada bulabilirsiniz. Bu haftanın konusunu sevgili Kavanozdaki Beyin / Sessiz Gemi belirledi. Konumuz yine sanat üzerine. Bundan şahsen büyük mutluluk duydum. Fakat bu kez sanatçıdan ziyade birer sanat sever olarak sanata bakış açımız üzerine yoğunlaşacak tartışmalarımız. İşte haftanın konusu:

"Başka birinin ürettiği bir sanat eserini veya onun kopyasını neden satın alırız? Ona sahip olmaktaki amacımız nedir? Ünlü bir ressamın tablosunu neden alırız? Orijinaline paramız yetmediğinde kopyasını bile neden alırız?

Gerçek sanat, yaratıcılığın ve hayal gücünün ifadesidir. Kant'ın dediği gibi sanatın kendi dışında hiçbir amacı olamaz. El sanatları ve heykel dışında parayla satın alabileceğimiz sanat türlerinden ilk akla geleni resimdir. Resim sanatına ilgi duyup değerli tabloları koleksiyonlarına ekleyen sanat tutkunlarına büyük saygı duymakla birlikte söz konusu sanat eserlerini aynı zamanda bir yatırım aracı olarak görüp görmediklerinden emin değilim. Bir sanat eseri satın almak ona sahip olmaktır. Edebiyat, müzik, görsel sanatlar için bu anlamda bir satın almadan bahsedilemez. 

Resim, heykel gibi sanat eserlerini satın alıp evlerde, özel ya da kamusal iş yerlerinde sergilemek suretiyle mekânın havasını değiştirmek mümkün. Bu şekilde sanatkârı destekleyip onun yeni eserler üretmesine destek olabiliriz. Bir hastane duvarında ya da bir arkadaşımızın evinde gördüğümüz güzel bir tablo hoşumuza gider ve sanat eserlerinin sergilendiği bir ortamda bulunmaktan haz duyarız. Evimize gelen konuklarımızın beğenip satın aldığımız tablolara baktığında aynı güzel hislere sahip olacağını düşünüyorum. 

Resim ve heykel konusunda kendimi gerçek bir sanatsever olarak görmek iddiasında değilim doğrusu. Zira herhangi bir resim sergisini gezerken tablolara trene bakar gibi bakmak ya da evde orta ölçekli tanınmış sanatçılara ait birkaç yağlıboya tablo bulundurmak sanatseverlik değildir. Bu konu beni oldum olası rahatsız eder. Aslında tamamen belli bir sanat dalına ilgi duymakla alâkalı bir durum.  Resim sanatına ilgi duymak onu anlamaktan geçer. Resmi anlayabilmek için önce ressamı tanımak ve yaşadığı dönem hakkında bilgi edinmek zorundayız. Kullandığı teknikleri, tabloya hangi duygu ve düşünceleri aktardığını, verdiği mesajları çözmek gerekir. Nasıl ki iyi bir oenologue (şarap uzmanı) tattığı şarabın rengine, kokusuna, tadına ve kıvamına göre onun hangi bağdan hasat edildiğini, hasat yılını, üzümün cinsini, içerdiği aromaları anlayabiliyorsa, resimle ilgilenen bir sanatsever de benzer şekilde tabloya baktığında ressamın hangi akımı benimsediğini, tablonun hangi dönemde yapıldığını görebilmeli, sanatçının uyguladığı tekniklerden tutun da tabloyu tuvale aktarırken duygu ve düşüncelerinin ne olduğuna kadar pek çok konuda bilgi sahibi olmalı. Herhangi bir sanat dalına ilgi göstermiş, belli bir seviyede bilgi sahibiysek, ünlü bir ressamın tablosuna sahip olmak ya da onun bir kopyasını bulundurmak daha bir anlam taşır. Bunun dışında aldığımız tablonun gözümüzü okşayan bir aksesuardan farkı yoktur.

Ağır yaşam koşullarında sanata yeterince zaman ayıramadığımız bir gerçek. Bu yüzden sınırlı ömrümüzde ilgimizi genellikle en fazla bir ya da iki sanat dalı üzerinde yoğunlaştırabiliyoruz. Benim bu konuda tercihim edebiyat oldu. Bu nedenle diğer sanat dalları üzerinde ahkâm kesmem pek doğru olmaz. Fakat yine de Rönesans dönemi resim ve heykelleri hoşuma gittiğini söylemeliyim. Daha çok dini temalı eserlerde canlandırılan kişi ve mekânlar konu hakkında biraz bilgi sahibi isek daha kolay anlaşılabilir cinsten. İslâm dininde resim ve heykelin Tanrı'ya şirk koşmakla eşdeğer tutulması nedeniyle bu sanat dallarına yüzyıllarca sırt dönülmüş olduğu için çok az sayıda sanatçı yetişmiş topraklarımızda.

Soyut sanat anlayışı bana göre değil. Evet, düzene bir başkaldırı fakat sıradan bir insan için yorumlanması oldukça zor. En kıdemli sanat eleştirmenleri dahi soyut bir resim üzerinde birbirleriyle farklı hatta birbirine zıt yorumlarda bulunabiliyor. Soyut sanatın oldukça sınırlı bir kitleye hitap ettiğine inanıyorum. Söz konusu sanat türünün illâ ki bazı kuralları vardır ancak biraz "ben yaptım, oldu" hissi uyandırıyor bende. Soyut sanat eserlerinin çoğunda estetik öğeleri bulmakta zorlanıyorum. Kim bilir, belki de bu değerlendirmem konu hakkındaki bilgisizliğimdendir.

40 yorum:

  1. Sanaçıların (özellikle resim) değerli eserlerini alanların ben işin maddi boyutunda olduklarını düşünüyorum. Evinde güzel bir eserin kopyasını bulunduranların bir kısmı da sanırım dekorasyon tamamlama. Çok mu acımasız oldu bilemiyorum ama gerçek sanatseverlerin sayısı (resim-heykel için) çok da değildir diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu işi maddiyatın dışında hobi olarak benimseyen ve gerçekten sahip oldukları eserin değerini bilen çok az sayıda insan vardır ancak dediğiniz gibi sanat eserlerini bir yatırım aracına çevirenlerin sayısı daha fazla yanılmıyorsam. Hayır hiç de acımasız bir değerlendirme yapmamışsınız, bence de çoğu zaman dekoratif bir malzeme işlevi görüyor tablolar. Bazen de sadece gösteriş:)

      Sil
  2. Keşke ülkemizde sanata ve sanatçıya daha çok önem verilse. İnsanlar sanata daha çok teşvik edilse. Eğitim kurumlarımız sanat konularında daha çok çeşitlendirilse. Sadece bir avuç zengin ya da enetelektüel zümrenin etrafında şekillenmese sanat. Ya da bir prestij/gösteriş materyali olmaktan biraz daha öteye geçebilse. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde sanat yapmak, sanatı okumak, anlamak maddi bir külfeti de beraberinde getiriyor. Günümüz şartlarında insanların karnını doyurma çabası, resim fırçası ya da tuvali almaktan, tiyatroya, konsere gitmekten çok daha önemli ne yazık ki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ülkemizde sanata ve sanatçıya önem verilseydi bu durumlara düşmezdik. Atatürk'ün “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” sözü her şeyi açıklıyor. Özellikle yaşadığımız topraklarda yaşayan milletlerin sanata ne kadar değer verdiğini tarih bize gösteriyor. Bugün bilim ve teknoloji o kadar geliştiği halde sanat bakımından en karanlık çağı yaşadığımıza inanıyorum. Maalesef durum bu...

      Sil
  3. Trene bakar gibi :)))
    İlahi Mr. Kaplan.
    Sanat çok subjektif bir alan, ben de iddiasızım ama meraklıyım çok, çok sevgili arkadaşımız Sezer'in bloğundan çok şey öğrendim, kendisi hem alanın uzmanı hem de hakikaten en güzel ayrıntıları çok zevkli bbir dille aktarıyor. Ufak bir öneri :) https://sezer-eser.blogspot.com/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yemin ederim doğru söyledim:)) Resim sergisini ziyaret etmek için girişte herkesten sanat ehliyeti sorulması gerektiğine inanıyorum. Kilo'nun Şarkısı'nı takip ediyorum. Sezer Hanım gerçek bir sanatsever, onun yazıları harika. Bir tabloya bakıp "Aaa ne güzel" demek sanata gereken değerin verilmediğini gösterir bence. Yazımda bu konuya değindim özellikle. Bir tabloya bakıyorsunuz, sanatçıyı her yönüyle tanıyorsunuz, yaşadığı dönemi, tablonun konusunu, resimde uygulanan teknikleri ve daha bir çok detayı görüyorsunuz. Aynı Sezer Hanım'ın yaptığı gibi. Bu bilgilerle sergilenen eserleri görmek inanılmaz zevk verir insana. Trenden farklı yanlarını görmek gerek elbette:))

      Sil
  4. Bu haftanın konusu hem çok güzel hem de zor. Bence de bizim ülkemizde ünlü bir ressamın tablosunu alanların çoğunluğu "bende var" demek için malesef.Keske öyle olmasa ama ne yazık ki durum bu..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlk cümlenize yürekten katılıyorum. Batı ülkelerinde yaşayan bir kişi sorulara çok farklı cevaplar verebilir. Ama ülkemizde tablo duvara asılan bir süsten ibaret. Sanatın ne olduğu, sanatkâra değer verilmesi, desteklenmesi ilkokuldan itibaren çocuklara anlatılmalı. Günümüz gençliği bilgisayar oyunlarıyla zaman öldürüyorlar. Oysa bu değerli vakitlerini herhangi bir sanat dalında değerlendirebilseler, ülkemiz sanat eserleriyle donansa ne güzel olurdu.

      Sil
  5. Ben geliba çok düz bakıyorum mevzuya :)) Bir tabloya ya da heykele bakınca sevdiysem, bana güzel şeyler hissettirdi ise hep bakmak isterim. Yani evimde olsun, istediğim zaman bakayım, iyi hissedeyim, mutlu olayım. Tamamen haz odaklı benim sanatseverliğim galiba :)) Bir de bu his için öyle milyonlar ödeyemem çok zengin olsam bile. Aynı durum sanatın diğer dalları için de geçerli aslında. İçimi karartan ne dediğini anlayamadığım sanat filmlerini ya da dram türündeki edebiyat eserlerini de sevmiyorum. Bu bağlamda sanırım ben klasik anlamda sanatsever kategorisine girmiyorum. Soyut sanat konusuna gelince ben de neye göre değerlendirildiğini çözemiyorum. Genel olarak kendi beğendiğim eserlere bakınca bir eseri sevip sevmememde kullanılan renklerin, dilin ve esere hakim olan genel havanın belirleyici olduğunu söyleyebilirim. İçimde karamsarlık uyandıran eserleri sevemiyorum. Dediğim gibi son derece ben-merkezli ve hedonist bir yaklaşımım var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çoğumuz böyleyiz Mrs. Kedi:) Çünkü aynı kültürden geliyoruz. Orhan Pamuk'un "Benim Adım Kırmızı" adlı romanında, sanata ilişkin doğuyla batı arasındaki farka dikkat çekiliyor. Asırlarca resim ve heykel şeytani bir iş olarak görülmüş. Pamuk kitabının "Ben, Şeytan" adlı bölümünde Şeytan, Tanrı'ya şöyle sitem ediyor!

      "... Bu kendine hayranlığın sonucu, yakında seni unutmaları olacak. Bunu kendimi bilir gibi biliyorum. Üstelik seni unutmalarının bütün suçunu yine bana atacaklar." Burada resim ya da heykel yapmanın böbürlenme olduğunu, insanların sadece Tanrı'da bulunan yaratıcılık özelliğine meydan okuyup resim ve heykeller yaptıklarını, bunun ise açık bir şirk olduğunu dile getiren şeytan, insanlara yaptıkları onca resim ve heykellerin hesabı sorulduğunda "şeytana uydum" diyerek yine kendisini suçlayacaklarını söylüyor.

      Evet, resim ve heykel sanatının yaratıcılık olduğu kabul ediliyor burada. Fakat İslamiyet'in kabulünden bu yana müzik de dahil sanatın pek çok dalının önüne sadece bu özelliğinden dolayı set çekilmiş, günâh denilmiş, sanatkârlar engellenmiş, cezalandırılmış. Yani demek istediğim; bunca eziyetten sonra bir tabloya ya da heykele bakıp ondan bir parça haz alabiliyorsak bütün bu tarihsel ve kültürel sürecimiz düşünüldüğünde, sanat konusunda yine de iyi sayılırız bence, Mrs. Kedi:)

      Soyut sanat konusunda da aynı şeyleri düşünüyoruz. Fakat olaya bizimle aynı fikri taşımayanların gözünden bakmak isterdim en azından. Zira bana abuk subuk gelen karalamalara birileri değer veriyorsa bunun arkasında ne olduğunu gerçekten merak ediyorum. Ha, bunu öğrenmiş olmam, onlara hak vereceğim, artık benim de soyut sanattan hoşlanacağım anlamına gelmez elbette:)

      Sil
  6. Açıkçası ben de Manxcat gibi düşünüyorum. Bu yüzden -bir kaçını da sitem de paylaşacaktım kısa bir süre içinde - sevdiğim tablolar genelde manzara resmi olur. Doğanın içinde bir ev olur. Klasik bir tablodur ama çocukluğumdan beri vazgeçemediğim bir şey, o resimlere bakınca kendimi oradaymış gibi hissetmeyi severim. Çok huzur verir. Ben de başka bir nedeni olamaz sanırım herhangi bir tablo, resim vs almamın =)

    www.kayipfisilti.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de aynı fikirde olduğumu söyledim ama şöyle bir durum da var. Rönesans dönemi sanatçılarının yaptığı mitolojik ya da dini temalı tabloları ayrı bir yere koyuyorum. Zira karakterler tuvale öyle güzel aktarılıyor ki, bakışlarından, dudaklarının şeklinden ruh hallerini görmenin yanı sıra hemen hepsinin bir teması bulunuyor. Örneğin Leonardo'nun meşhur Mona Lisa ya da Son Akşam Yemeği tablosu. Özellikle Son Akşam Yemeği tablosunda masada bulunan şahısların kim oldukları, niyetleri ve verilmek istenen mesajlar üzerine pek çok tartışma yapılabiliyor. Bu tür tablolara bakarken onların hakkında bir miktar bilgi edinmekte fayda var. Bu şekilde bakışımız çok daha fazla derinlik kazanacaktır. Önce resim sanatına ve sanat tarihine biraz ilgi duymamız gerekir. Bu bilgiye sahip olmaksızın resim galerilerini gezmek istemem şahsen. Yani sanat, biraz ilgi biraz zaman meselesi sanırım:)

      Sil
    2. Haklısınız aslında. Bu dediklerinizi göz önünde bulunduracağım :)

      Sil
    3. Her ne kadar sizin yorumunuza cevap verdiysem de aslında benim yapmak isteyip de yapamadıklarım bunlar. Size sanat konusunda öneride bulunmak asla haddim değil:)

      Sil
  7. Nerenin islamı o? :) fotoğraflarda görebiliyo musunuz peki estetik bir şey? :) başlatan bloga da yazmıştım sanatın s si ile ilgili bir şeyler... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Müslüman coğrafyanın tamamında geçerli yazdıklarım. Özellikle de Tanzimat öncesi Osmanlı devletinde:) Estetik bütün sanat dallarının vazgeçilmez öğelerinden biri:)

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    4. İslâm dininin peygamberi zamanında resim ve heykel sanat anlamında değil, tapınma amacıyla yapılıyordu. Bu Tanrı'ya şirk koşmak anlamına geldiği için İslâm dininde hoş karşılanmamıştır. Her ne kadar Kur'an'da resim ve heykelin yasaklandığına ait açık bir ayet bulunmasa da özellikle Buhari'nin aktardığı ve bizzat peygamberin ağzından çıkan hadislerde resim ve heykel yapanların büyük azap göreceği ve bunun şirk koşmak anlamına geldiği net bir şekilde ortaya konmuştur. Bunun dışında kiliseler resim, heykel ve birçok dini figürle süslenirken eskiden beri camilerde resim ve heykelin yer almadığı bir gerçek. Zaman içinde resim ve heykelin toplumda tapınma değil de sanat olarak görülmesi bu konuda dini otoritelerin resme ve heykele karşı tutumlarını değiştirmelerine sebep olmuştur. Fakat toplumun belli bir kesiminde ve bazı dini gruplarda resim ve heykele karşı bakış açısı hâlâ değişmemiştir. Sanırım II. Mahmut bu inancı kırmak için yağlı boya portresini yaptırıp devlet dairelerine astırmış ancak yine de toplumun bağnazlığının önüne geçememiştir.

      Eğer bu açıklamaları konu dışı görüyorsanız, sanırım ben sizin ne dediğinizi anlayamadım:)

      Sil
    5. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    6. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    7. İyi okumalar. :)

      https://www.google.com/amp/s/www.hurriyet.com.tr/amp/gundem/islam-a-gore-resim-ve-heykel-yasak-mi-24433797

      Sil
    8. Öncelikle yazdıklarımın yanlış olduğuna hangi sıfatla karar verdiğinizi merak ettim. Blogumda yazdığım her fikir, bilgi, duygu ve düşünceler tamamen kendi doğrularımdır. Okur gelir, okur, kendi akıl süzgecinden geçirir ve yazdıklarıma katılır ya da katılmaz. Siz büyük bir kibirle yazdıklarımın yanlış olduğunu ifade ediyorsunuz. Üstelik neye karşı olduğunuz da belli değil. Ben size Buhari'yi örnek veriyorum, siz bana yol gösterircesine büyüklenip bir gazete yazısını okumamı salık veriyorsunuz. Ben de sizin lisanınızdan şunu diyebilirim. "İslâm'ı size yanlış öğretmişler."

      Verdiğiniz adreste, Prof. Dr. Nusret ÇAM'ın resim ve heykel konusundaki düşüncelerini okudum. İslâm dinini yüzlerce farklı şekilde yorumluyor insanlar, hepsi de doğru olan bizim düşüncemiz diyor, diğerlerinin yanlış olduğunu söylüyorlar. Bu yüzden birçok mezhep ve tarikat zuhur etmiş. Nusret Hoca'nın facebook sayfasını da ziyaret ettim. Pek çok İslâm ehlinden daha ileri görüşlü biri bence. Yazdıklarım ve yorumlara verdiğim cevaplar Hoca'nın görüşlerine bir aykırılık oluşturmuyor. Esas sorun bazı hadisler ve bu hadislerden yola çıkıp resmi ve heykelin dinen yasaklandığını ileri süren bağnaz kişiler. Bu zevat halkı yanlış yönlendirmiş ve toplumun geniş kesimlerince "yanlış" bir algının kurbanı olmuşlar. Sonuç olarak İslâm aleminde resim ve heykel sanatına uzak durulduğu bir gerçek. Bu tür bağnaz fikir sahiplerinin TV yi dahi günâh diye evlerine sokmadıklarını biliyoruz. Benim amacım dini tartışmak değil, dinen neyin yasak olup neyin olmadığı değil konumuz. Mevcut durumdan bahsediyorum. Camilerde niye bir melek tasviri yok sözgelimi, niye hiçbir resim bulunmuyor ibadet yerlerinde? Bu durum İslâm'da resim ve heykel sanatının neden gelişmediğine delalet etmiyor mu?

      Size Orhan Pamuk'un "Benim Adım Kırmızı" romanını öneririm. Osmanlı'da resme nasıl bakıldığı bu kitapta gayet güzel açıklanmış. Genel olarak Deep'in yazılarına yorum bırakıyorum. Blog adımı tıklayıp bana ulaşmanız mümkün. Ayrıca "Kaplan Diary" diye Google'a yazdığınız zaman ilk sırada çıkıyor zaten. Bol şans:)

      Sil
    9. Yanlış bildiğiniz doğrularla din hakkında yaptığınız genelleme beni rahatsız etti, ama bu tamamen benim sorunum ve beni ilgilendirir. O yüzden önceki yorumlarımı silip size bir kaynak link bıraktım sadece. Sıfat sormanız ve yazdıklarınız büyük hissettiğinizin büyüklendiğinizin ve kibrinizin getirisi olmalı bu da tamamen sizin sorununuz yine beni ilgilendiren bir durum yok, he tabii merak ederseniz başlatan blogdaki yorumumu bulup okuyabilirsiniz sanatın s'si ile ilgili, basit bir soruyu tartışmaya çevirmeniz de tekke tarikat sevginizden geliyor olabilir ya da ben çevirdiysem bu oluşumlara karşı olduğum içindir, bu oluşumların dinimizde yerinin olmadığını söylerdim size ama siz zaten bilirsiniz. Neyse ben hatalıysam kusura bakmayın, iyi bir gün dilerim...

      Sil
    10. Silmenize gerek yoktu. Diğer okurlar sizin fikrinizi de okusun ve karar versin. Sizi değil, kimseyi rahatsız etmek değil amacım. Ama bu blog, saygı çerçevesinde özgürce düşüncelerimi paylaştığım bir ortam. Yazdıklarımı hatırlamam için bir kütüphane görevi de görüyor aynı zamanda. Yukarıda verdiğim cevapta verdiğiniz linki okuduğumu ve yazarın yazdıklarına ilişkin görüşümü belirtmiştim. Bu yetmemiş, yazar hakkında bilgi edinmek amacıyla internette araştırma yaptım.

      Büyüklenmek asla yapamadığım bir davranış. Öyle olsa size cevap yazma zahmetine katlanmazdım. Anlaşılıyor ki birbirimizi anlamıyoruz. Tekke, tarikat kapısından dahi geçmedim:) Bilâkis belirttiğiniz mekânlara karşıyım. Bunu söylemek istemem ama dini bilgim var. Henüz on yaşındayken ilk hatmimi indirmiştim:) Din konusunu açık fikirli insanlarla tartışmayı severim. Uyduruk menkıbelere, bilgisiz yobazların, dini belli bir amaç uğruna kullananların yazdıklarını, söylediklerine değer vermem. Siz kusura bakmayın eğer kafanızı karıştırdıysam. Eğer yazdıklarım sizi rahatsız ediyorsa yazılarımı okumamanızı öneririm. Çünkü benim çizgim belli, akla önem veririm. Teşekkürler:)

      Sil
    11. Gerçekten üzüldüm şimdi, yazdıklarınız çelişiyor bence, ama belki siz farklı bir akılla yazmışsınızdır. Ya da benim aklım yetmemiştir. Sizin yaptığınız genelleme oysa tarikatlara yakışır bir şeydi :) kendinize iyi bakın ya da bakmayın . . .

      Sil
    12. Bu arada söylenen yarattıklariniza can verin diye denilecek, bunu putlari yapanlar için söyleniyor benim aklimca, resim ve heykel icin değil, bilmem Arapça bilir misiniz :) sanirim sizin yorumlanan diğer gerçek-veya değil hadisler üzerinde ki anladıklarınızla benim anladiklarim çok farkli...
      Ama siz haklısınızdır belki de :)
      Daha gelmeyi düşünmüyorum bloğunuza da madem cevap vermek zor geliyor. Size daha bol şanslar;)

      Sil
    13. Sevgili Ahmet, hayır zor gelmiyor. Ne var ki, her konuda anlaşmamız mümkün değil. Anlaşmanın mümkün olamayacağını gördüğüm anda konuyu uzatmanın anlamı yok, üstelik zaman kaybı. Düşünün ki ben beyaza siyah diyorum. Siz onun beyaz olduğunu görüyorsunuz ama ben siyah olduğunda ısrar ediyorum. İşte bu an sözün bittiği yerdir.

      Bloguma gelmeyi düşünmediğinizden dolayı alınganlık göstermeyeceğimden emin olabilirsiniz:) İyi günler:)

      Sil
    14. Haklısınız çok manasız oldu bu :) belki de komple bir yanlış anlaşılma. Alınganlık yapmayın tabii ki, herkes karşıdakinin anladığı kadardır. :) alınganlığa gerek yok, şans eseri tekrar buldum bloğunuzu ve mmerak da ettim cevabınızı, gelmişken de yorum bırakıyorum. Kusura bakmayın tekrar, iyi bloglamalar dilerim, yazdıklarım işinize yarayabilir belki bu arada sizi de davet ederim :) bloğuma

      Sil
  8. Sizin yazı dilinizi spor takım elbisesi olarak görüyorum, bu durum hoşuma gidiyor. Şarap tadımcısı benzetmenizi de çok sevdim. Küçük bir şey eklemek istiyorum. Sanıyorum KhanAkademi. Belirli tabloların detaylarını irdeliyor, Youtube kanalında. Söylediğiniz gibi detay hakkında bilgi sahibi olmakla sanata olan ilgi de artıyor. Umuyorum inceleme fırsatınız olur, çünkü okumak yalnız edebiyat dalına mahsus değildir. Tablo, resim ve insan da okunabilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bakın bu tanımlamanız benim de hoşuma gitti, sanırım pek de yanlış değil:)) Verdiğiniz bilgi için teşekkür ederim, hemen bakacağım. Kesinlikle hemfikiriz:) Teşekkürler:)

      Sil
  9. Resim sanatı gözüme/ruhuma güzel geldiyse güzel dememden öteye gidemiyor ne yazık ki, bir de resmi anlamak için dediğiniz gibi tarih bilgisi sanatçı bilgisi gerekiyor, tarih bilgisi gerçi edebiyat için de gerekiyor ama resim benim de yetkin olduğum bir konu değil, sanatçıların bazı eserlerini puzzle yapıp duvarıma asmaktan gayrı bir çabam olmadığından sözü uzatmamın da bir alemi yok. Ama her zaman sanata, sanatçıya ve esere ilgisi olan şahıslara ayrı bir sempati beslediğimi itiraf etmem gerek. Sanat hayatımızda her zaman olsun... Keyifli pazarlar dilerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizden farklı düşünmüyorum. Benim de resimden anladığım sadece estetik yönü. Oysa diğer sanatlarda olduğu gibi resim sanatının da bir derinliği var. Aldığımız hazzın yanında katmanlar halinde birçok bilgi ve mesajı içeriyor aslında. Çoğumuz yüzeysel kalıyoruz bir tabloya bakarken. Gerçek sanatkârın elinden çıkan bir tablonun her çizgisi, fırça vuruşu, kullandığı renkler, olayı tasvir edişi, karakterlere yedirdiği duygusal görünüşler ve daha nice detaylar sanatı zenginleştiren öğeler. Bu bakımdan belki de her resmi ayırmak gerekir diğerlerinden. Elbette herkesin beklentisi farklı olabilir. Ben de dediğim gibi, resim sanatına olan ilgimin oldukça sığ olduğunu düşünüyorum ama bu eksikliğimin bilincinde olmam yine de bir aşama:) Biraz ilgi, biraz da zaman meselesi. Sanattan zevk almak için emek ve zaman gerekir. Ben de size mutlu pazarlar diliyorum:)

      Sil
  10. ne sanatı ya insanlar karnını doyurma peşinde bizim ülkede :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Oooo, hoş gelmişsen:)) Özlettin kendini, önemli işlerin olduğunu okumuştum yorumlarda, o yüzden rahatsız etmedim. Umarım yolundadır her şey:)
      Kesinlikle haklısın. Ülkemizde sanata zaman ayıranların neredeyse tamamına yakını bu işi meslek edinenler. Bir de yatırım için birkaç zengin koleksiyoner anlıyordur bu işlerden. Dediğin gibi sanat asla yoksul kesimin ve hatta orta direğin işi değil:))

      Sil
    2. blogda duyurduydum, perşembeden perşembeye kadar yoğun çevirim vardı, perşembe akşamı başladım bloga yine :)

      Sil
    3. Ok, hoş geldin, P.tesi Ağaç Ev Sohbetleri konusunu kim hazırlıyor. İstersen güzel konu önerebilecekleri davet et:) Şimdi geleceğim bloguna:)

      Sil
    4. manxcat, gece 12 de yayınlıycak :)

      Sil
    5. Ok. Gördüm senin yorumlarda:)

      Sil