KATEGORİLER

17 Aralık 2021 Cuma

AÇIKLA BANA BU IŞIĞI - CEZMİ ERSÖZ

Kitabın Adı: Açıkla Bana Bu Işığı

Yazar: Cezmi ERSÖZ

Sayfa Sayısı: 272

Yayınevi: Tekin Yayınevi 

Türü: Deneme

"Açıkla Bana Bu Işığı", Cezmi Ersöz'den okuduğum ikinci kitap. Daha önce "Beni Asıl Hayat Aldattı" kitabında da, yazarın üslûbunu, olayları ele alışını ve cümlelerinde kendini ele veren karakter yapısını yadırgamıştım. Bu kitap elime geçince yazara bir şans daha vermek istedim. 

Yaşamı boyunca kendini tanıtmak için önüne çıkan bütün fırsatları değerlendirmek suretiyle edebiyat dünyasında bana göre hak etmediği bir üne ulaşmış, okuma zevkimi aşağı çeken bir yazardan söz edeceğim. Bugüne kadar tanıdığın en kötü yazar hangisi diye soracak olursanız, vereceğim cevap tereddütsüz Cezmi Ersöz olur. Peki beni bu kadar öfkelendiren ne? Anlatayım:

Öncelikle Cezmi Ersöz'le yaşıtız, ülkemizin siyasal ve sosyo-ekonomik koşullarını aynı dönemde yaşadık. Çocukluğumuz, öğrencilik hayatımız, farklı şehirlerde bulunmakla birlikte gençlik yıllarımızdaki politik duruşumuz üç aşağı beş yukarı aynı. Hepsi tamam da, kitap yazmak, şiir yazmak başka bir şey be dostum. Cümleleri devirmekle yazar, alakasız iki süslü kelimeyi bir araya getirmekle şair olunmuyor işte! 

Bu adamda içimin almadığı daha başka şeyler var. Çocukluk yıllarını abartılı sözlerle anlatıp kendini acındırırken ülkenin yaşadığı sorunlara dair halkın arasından topladığı bilgileri destansı bir şekilde abartırken yüzeysel tespitlerde bulunması, kullandığı nefret uyandırıcı dil, son derece itici geldi bana. Yazarın babası, Talât Aydemir'in darbeye teşebbüs ettiği yıllarda ordu tarafından zorunlu olarak emekliğe sevk edilen bir albay. Yazar, 12 Eylül askeri darbesi sırasında çok korktuklarını, babasının kardeşiyle bir olup evde ne kadar kitap varsa yaktıklarını anlatıyor. Diğer taraftan "... darbeyi yapanların hepsi babamın yakın arkadaşlarıydı, her gün evimize gelip kahve içerlerdi!" derken Kenan Evren ve Milli Güvenlik Konseyini her akşam Cezmi Ersöz'lerin evinde kahve içerken hayal ediyorum. Yazarımız devlete olan güvensizliği babasından almış olacak ki cümlenin devamını şöyle getiriyor: "Babam devlete güven olmaz deyip evdeki psikoloji kitaplarını bile yaktı" Adamın albay emeklisi babası var, askerin emeklisinin bile büyük hürmet gördüğü yıllar... Yani fena bir gelirleri olmasa gerek. O yıllarda ilkokula giden öğrencilerin plastik beslenme çantaları var. Annesi, çoğu zaman "çantana koyacak bir şey yok, arkadaşlarından idare ediver" deyip salıyor okula Cezmi'yi. Cezmi ne yapsın yavrucak, beslenme saatinde utancından başını pencereye doğru çevirip mahzun mahzun dışarıda ağaçları, kuşları seyrediyor. Öğretmeni, küçük Cezmi'nin çantasında yine bir şey olmadığını fark edince, "Ah yavrum, küçük kuşum, yine boş çantayla gelmiş garibim, haydi çocuklar, yemediklerinizden verin arkadaşınıza, o da doyursun karnını biraz" diyor. Gel zaman git zaman, sınıftan pembe çantalı bir kız Cezmi'nin haline acıyor (belki de yakışıklı Cezmi'den hoşlanıyor) ve her akşam onun beslenme çantasını yanına alıp ertesi sabah derse içi dolu olarak getiriyor. O günden itibaren her Allah'ın günü Cezmi'nin çantası, pembe çantalı kızcağız tarafından tıka basa yiyecekle doldurulup sınıfa taşınıyor. Ah zavallı Cezmi'cik sen ne çektin be evlâdım. Hele o annen yok mu, o annen. Konken masasından kalkıp sana bir lokma ekmek bile hazırlayamadı! Madem bu kadar çektirdi sana Cezmi'ciğim, peki bu kitabı, "Canım anneme" diyerek niye o zalim kadının anısına adadın?...

Aslında gereksiz yere fazla uzattığımın farkındayım. Ersöz, kişileri, toplumu, devleti acımasızca eleştirirken kendini müstesna bir yere konumlandıran bir yazar. Gördüğü ilginin bir sonucu olarak narsist bir yanı var.  Edebiyat eleştirmenlerinin Ersöz'ün kitapları hakkında ne düşündüklerini merak ettim. Bazı yazar ve eleştirmenler (muhtemelen kendisini kıramadıklarından dolayı) süslü sözler etmiş yazar hakkında. Cezmi Ersöz bunu bile fırsat bilip "bakın yazılarım hakkında ne güzel şeyler söylüyor yazar arkadaşlar, hepsiyle iyi muhabbetimiz vardır, severler beni" dercesine bütün bu yorumları da sıkıştırıvermiş kitabın arkasına! Bakın PR konusunda adamın yeteneğine lâfım yok. 

Yazdıkları biyografik yaşam öyküsü havasını veriyor fakat tam bir çorba kıvamında. Bir bakıyorsunuz yazar sokakta durup ayakkabısını boyatıyor. Boyacıyla muhabbet başlıyor, adam değme filozoflara taş çıkartan bir tip. Bıraksın sandığını, getir adamı ülkeye cumhurbaşkanı yap. Atma Cezmi ağabey, din kardeşiyiz diyorum içimden. Derken bir şiir patlatıyor. "Ey, uyumlu şizofrenler, hüzünlü benciller, bağışlayın bana bu akşamı!..."  Üstüme alınıyor, kös kös köşeme çekiliyorum.

Yan yana getirdiği sözcüklerden müteşekkil, anlamsız, süslü püslü cümlelerle insanı dumura uğratmakta üstüne yoktur yazarımızın. Tuhaf bir şekilde yaptığı hizmeti edebiyat sanan başta dönemin genç kuşağı olmak üzere büyük bir kitleyi peşinden sürüklemeyi bilmiş. Yurdumuzun her köşesini kasaba kasaba dolaşıp kitaplarını pazarlamak, popülaritesini arttırmak için gayretleri takdire şayan olup fakir taşra kitapçılarından yol parası istemediğini, otel parasını bile bazen cebinden karşıladığını dile getirmesi, kendisinin ne kadar yüce gönüllü! olduğunun kanıtlamıştır.

Melankoli, aşka dair afili konulara da el atan yazar, gerçek ve kurgusal arası bir çizgide yol alan tuhaf ilişkilerini şizofren boyuta taşımış. Bir dediği bir dediğini tutmayan, ilişkilerinde başarısız, tuhaf bir adamcağızın portresi bırakmıştır zihnimin arka koridorlarında. 

Aslında kendisini gayet iyi tanır. Nasıl yazdığını şu cümlede açık bir şekilde anlatır yazar:

"Ben yazarken kendi yüzüme tükürüyorum." Başka söze ne hacet...

26 yorum:

  1. Yazının sonuna gelirken, kafamda yoruma yazacaklarımı tasarlamaya başlamıştım ki, son cümle geldi! Üstelik yazarın kendisinden. Aslında her yazar kendisini yazdıklarında ele verir.
    "Ben böyle samimiyetsizim" diyen de belki çok enderdir.

    Geçen sefer ki yayını da okumuş, minik eski parlak kırıntılarından bahsetmiştim yazarın ama bence değerli vakitleri harcamanın alemi yok, o tüküre dursun yüzüne.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cezmi Ersöz, "yazar hakkında asla böyle konuşulmamalı inancımı yıkan" belki tek insan olacak. Daha önce muhtelif tartışmalarda yazarın karakteri ile ürettiği eserlerin birbirinden bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiğine inandığımı paylaşmıştım. Sözgelimi Hasan Ali Toptaş, ahlâka sığmayan davranışlarda bulunmuş ama bu durum, onun edebi değere sahip üstün nitelikli romanlarını beğenerek okumama engel değil. Ancak Ersöz öyle değil. Onu farklı bir yere oturtuyorum. Bir kere kendisini kesinlikle samimi bulmuyorum. Bilerek, isteyerek insanların duygusal zaaflarıyla oynuyor. Bu özelliğiyle okurlarının bir grup insan üzerinde nefret duygularını köpürtüyor, bu bakımdan çok tehlikeli. Görünmek istediğinden farklı biri olduğu izlenimine kapıldım. Kendisini her şeyi bilen biri olarak gösterme gayretinde ama içinin ne kadar boş olduğu kısa zamanda anlaşılıyor. Bunu söylediğim için utanıyorum ve hatta üzülüyor, sıkılıyor, kendime yakıştıramıyorum ama yine de benim gözüme kötü bir yazar olarak göründüğünü saklayamam. Bana göre şairliği de öyle. Öyle ki karşısında uygun bir kitle bulacağına inansa yazmış olduğu kitapların isimlerini alt alta yazıp son şiirim diye pazarlar. Okuduğum her cümle bana bir şeyler anlatmalı. "Kör kuyunun dibinde yüreği titreyen bir kurbağa gibi yalnızlığının kor ateşini sevdim" Buna benzer garip cümleler... Bu mudur edebiyat, neyse:)

      Sil
  2. Hissiyatınızı birebir anladım sanırım Mr. Kaplan. İyi yine dayanıp sonuna dek okumuşsunuz kitabı. Ben gıcık olup atabilirim :)) Böyle kendi kendine itiraf edip ben bir şeye yaramam aslında diyen, hayatı da kafası da çorba gibi olan insanların yüceltilmesine hiç anlam veremiyorum ben de. Acıysa acı, zorluksa zorluk! Bir sen misin kardeşim zorluk çeken? Acılarından prim yapmaya çalışanlara katlanamıyorum. Daha güçlü ol, ayakta dur. Yıkılacaksın da git bir köşede yıkıl bunu kamu meselesi haline getirip prim yapmaya çalışma lütfen. Bilmiyorum belki de ben çok sert bakıyorumdur ama böyle düşünüyorum işte.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsan zaman kaybı olarak nitelediği bir kitabı okuduktan sonra kızabilir Mrs. Kedi. Ama bu kızgınlık çoğu zaman yazara değil kendinedir okurun. Bu kez ben kitaba değil yazarına öfkelendim. Kendisini solcu olarak tanımlayan bir yazar üstelik. Bu insanları görünce sol neden bu hale geldi, anlamak kolay. Bak bir olay daha anlatayım; güneydoğuda bir ilçe kahvesinde oturup vatandaşla sohbet ederken biri yanında oturan adama oğlundan bir paket getiriyor. Adam heyecanla paketi açınca, içinden kanlı bir fanila ve bir mektup çıkıyor. Mektupta şöyle yazıyor babasına, "Babam, işkencede erkekliğimi kaybettim, nişanlıma söyleyesin ki artık kendi yolunu çizsin." Diyarbakır hapishaneleri, özellikle 12 Eylül sonrası çok ağır işkencelere sahne olduğunu biliyoruz. Fakat kimsenin aklına kanlı fanilasının içinde sakladığı mektupta babasına bunları yazmak gelmiş olamaz. Lise çağında pek çok ergen kızı saçmalıklarıyla kendine bağlamış duygu sömürgeni (bakın bu kelimeyi güzel uydurdum) bir yazar. Aslında söylenecek çok şey var ama ne demek istediğimi anladığınızı biliyorum:)

      Sil
    2. Sizi kesinlikle anlıyorum Mr.Kaplan. Ben de hiç katlanamıyorum duygu sömürgeni insanlara.

      Sil
    3. Sadece sömürgenlik değil Mrs. Kedi, bana itici gelen başka ozellikleri var yazarın. Hani yazdıklarınla duygu sömürüsü yaparsın ama edebi açıdan bir niteliği vardır. Bu arkadaşta o da yok. A haberden başka bir şey izlemeyen muhafazar kesimin solcu versiyonu. Haksızlik etmemek için onun hakkında birçok sohbet, röportaj ve eleştiri okudum:)

      Sil
  3. Sadece ismi tanıdık (kitap sitelerinde filan gördüm herhalde) ne okumuşluğum var ne de ne yazdığını bildiğim. Ama itirazınızı da anlıyorum 12 Eylül zamanı bir Albay'ın çocuğunun aç kalacağına inanmak da safdillik olur (gerçi yurdum insanı nelere inanıyor görüyoruz). Bu tip çıkarcı yazarlar kaşıyacakları (prim yapacakları) bir nokta bulunca kendileri ile alakası olmasa bile üstlenip yazıyor da yazıyorlar. En iyisi okumamak, kaale almamak, verilecek en doğru cevap. İyi ki yazdınız öğrenmiş oldum, elinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, biz de ismine aldandık. Geçen yıl kitap fuarında sanırım üç kitabını almıştık. Benim bu sert tepkim belki de biraz ülkemizde söz konusu şahsın inanılmaz ölçüde rağbet görmesi. Bu durum bizim ne kadar kandırılmaya müsait bir toplum olduğumuzun göstergesi. Arabesk şarkıların metinleri bu yazar/şair arkadaşın sözlerinden fersah fersah ileride. Eziklik başa belâ. Eseri okuyor, bir şey anlamadığında, muazzam bir sanat yapmış adam diyoruz. Oysa, bir bakıyorsunuz, adam gerçekten saçmalamış. İnternette Ersöz hakkında pek olumsuz bir eleştiri görmedim. Hatta youtube söyleşilerinde ve yorumlarında da benzer bir tenkite ulaşamadım. Ekşi sözlükte yazarı çok iyi tanımış pek çok paylaşım olmuş. Bu yüzden ekşi bir kat daha değer kazandı gözümde:)

      Sil
  4. Hiç okumadım lakin nedense bilmeden itici geliyordu bana. İç sesimi daha çok sevdim. 😁

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siz iç sesinizi dinlemeye devam edin bence de. Gerçekten hem yazarın kendisi hem de yazdıkları itici. Kötü sözler bunlar ama inanmadığım bir şeyi söylemek bana daha ağır geliyor:)

      Sil
  5. Yıllar önce, seyehat halindeyken ince bir kitabını okuduğumu hatırlıyorum. Gerisi gelmedi, 🙃😇😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence isabet. Okunacak o kadar güzel kitap varken boş yere zamanınızı harcamayın:)

      Sil
  6. Adını duymuşluğum var!:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Adını güzel duyurmuş zat-ı alileri. Hem de gereğinden çok. Anladığım kadarıyla kurbanlarından değilsiniz:)

      Sil
  7. Karşıma çok çıktı ve anlattıklarınızı hissettiğim için, sağda solda parça parça rastladıklarım haricinde bir kitabını alıp okumadım. Sanrım haklı hissetmişim. En azından bana göre. Sevenlerinin de kendilerine göre vardır sebepleri:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kendi çıkarı için (ki bunun sadece para kazanmak olduğunu sanıyorum, yazar için) insanların duygularını sömürmek sıklıkla karşılaşılan bir durum. Fakat insan sömürüldüğünü hissettiğinde öfke duyuyor ve yazarı ve yazarın yazdıklarını mercek altına alıyor. Bir de bakıyor ki sözlerin hepsi zırva ve boş. Sevenler daha çok duygusal açlığı olanlar, gençler daha çok. Ergen gençler...:)

      Sil
  8. Sizin yazılarınızdan önce yazarı tanımıyordum. Bazı kişiler gerçekten çok abartıyor durumu, fazla tanınmış olmak mı ego yapıyor bilemiyorum. Rastlasam da okumam artık, böyle bir üslup bayar beni okurken. Bir de niye kitap kapağına kendi fotoğraflarını koyarlar hiç anlamıyorum. Çok eski kitaplarda ölmüş yazarların fotoğrafı olmasına bir şey diyemem de diğerleri garip geliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazarların çoğu bu numarayı çekiyor. Eğer ismiyle bir marka değerine ulaşmışsa kitabın kapağında kocaman harflerle yazarın ismini görüyorsunuz önce. Orhan Pamuk da yapar bunu meselâ. Cezmi Ersöz'ün yazdığı kitapların içeriği boş, niteliksiz ve duygu sömürüsünden ibaret olduğu için ismiyle birlikte bir de fotoğrafını koymuş kapağa. Bu arkadaş sık sık okullarda söyleşiler yapıp kız öğrencileri avlamaya çalışırmış. Zira evlendiği hanımefendi yine söyleşilerini dinlemeye gelen biriymiş. Bana ruhsal bir sorunu da varmış gibi geldi. Belki de arkadaşları delidir, ne yapsa yeridir gibi yaklaşıyor olabilir:)

      Sil
  9. İtiraf ediyorum, buğulu cümleleriyle ve bunalımıyla yıllar önce bana da okutmuştu kendisini:) Tam da dediğiniz gibi o dönem gençler arasında çok popülerdi.
    Sonrasında ise kitaplarının yanından bile geçmedim :))
    Demek ki akıllanmışım :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ekşi sözlükte cümlelerini taklit ederek iyi dalga geçmişler:) Birkaç örnek:)
      "... yerleştirilmemiş nesnelerin betimlenmemiş kaygılarında bir sigara izmaritiydi yüreğin"

      "bahşişinden memnun bir fahişenin geçici sevinci vardı bedenimde. anlık titremeler geçecek ve ben makyajımı silerken rimelime sıra gelmeden, gözyaşlarım temizleyecekti sanki onları"

      Popülerlik insanı yanıltıyor aslında. Ben de acaba ben mi anlayamadım bu adamı diye çok yokladım kendimi. Sonra kesin kararımı verdim, maalesef boş bir teneke, solcuların yüz karası:)

      Sil
  10. o da kendine böyle bir yol tutturmuş, kurgudur o anılar, sevildiğini görünce yazmıştır öyle, çok sattığına göre seveni çok :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O zaman sevenleriyle baş başa bırakayım:) İşin doğrusu toplumumuzun hak ettiği bir seviyeyi temsil etmesi bakımından güzel bir örnek. Bence dış güçlerin adamı olması kuvvetle muhtemel:))

      Sil
  11. Yazara Nazire yapmanız enteresan olmuş teşekkürler tanıtım için

    YanıtlaSil
  12. Çook eskilerden söyleşisini ve imza gününü hatırlıyorum. (Hatırlıyorum derken anlattıklarının tek kelimesini bile hatırlamıyorum) Ama kitap almamıştım. Gençken insanın pek parası olmuyor zaten. :)
    Yazdıklarınıza göre iyi ki alamamışım. Zaten ben solcu da değilim.
    Siyasi açıdan bakarsak sağcı da değilim. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğrusu bu adama solcu demek sola yapılabilecek en büyük hakaret olur. Zaten dünyada sağı solu pek kalmadı artık. Genellikle kendine bu tür sıfatları yakıştıranlar sahip olmaları gereken fikirlerden bihaberler. Ben hayatımın hiçbir döneminde sağcı olmadım:) Siyasi açıdan bakacak olursam hali hazırda ülkemizde hiçbir partinin gerçek anlamda solu temsil ettiğine inanmıyorum:)

      Sil