KATEGORİLER

Gezi (27) Günce (613) Kitaplarım (220) ÖYKÜ (124) Sohbet (310) ŞİİR (3)

6 Haziran 2022 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ # 146

Sevgili DeepTone tarafından organize edilen Ağaç Ev Sohbetleri etkinliğimiz tüm heyecanıyla devam ediyorÖnceki haftaların sohbet konularını ve konu başlıklarını öneren arkadaşlarımızın  isim listesini burada bulabilirsiniz. Ağaç Ev Sohbetleri'nde bu haftanın konusu benden:

"Özveri ve fedakârlık, TDK sözlüğüne göre eş anlamlı sözcükler olmasına rağmen bazıları bu iki sözcük arasında önemli bir farkın olduğunu iddia etmekteler. Bu insanlara göre fedakârlık, çıkar ve karşılık beklemenin, özveri ise sevginin ürünüdür. Peki bu iki sözcük sizde hangi duyguları çağrıştırıyor? Kendinizi ne kadar fedakâr ve/veya özverili buluyorsunuz?"

İnsan, yaratılışından gelen ya da sonradan kazandığı bazı kötü özelliklere sahip bir varlık. Nedir bunlar? Başta egoizm, yani bencillik, sonra devam edelim, kibir, kıskançlık, güvensizlik, cehalet, samimiyetsizlik, riyakârlık vs. Bu yüzden özveri ve fedakârlığın sadece sözde ya da kağıt üzerinde kendini gösteren, gerçekte birkaç istisnai durum dışında hiç var olmayan iki kavram olduğuna inanıyorum. TDK'da özveri ya da fedakârlığın; bir amaç uğruna veya gerçekleştirilmesi istenen herhangi bir şey için kendi çıkarlarından vazgeçme olarak anlamlandırıldığını görüyoruz.

Sözgelimi anne çocuğuna kızmıştır: "Senin için saçlarımı süpürge ettim, bunca yıl yemedim, yedirdim" Bugüne kadar annemden ve eşimden asla duymadığım ve hiçbir koşulda ağızlarından çıkabileceğine ihtimal vermediğim sözler bunlar. Ama böyle anneler yok mu? Elbette var. Eskiden, geleneksel olarak, ailelerin çocuk sahibi olma nedeni, yaşlılık döneminde kendilerine baktıracak birilerinin bulunmasıydı. Bu düşünceye sahip insanlar, ne yazık ki, çocuklarını bir nevi yatırım aracı olarak görmektedirler. Evet, fedakârlık yaptıkları doğru. Ancak yapılan onca fedakârlık boşuna değilmiş demek! Eğer fedakârlık buysa benim gözümde tüm kıymetini yitirmiştir zaten. Fedakârlık, yapılan bir iyiliğin yüze vurulmama halidir fedakârlık, şartlar ne olursa olsun yaptığın iyilikten pişmanlık duymamaktır. Bazılarının dediğinin aksine hiçbir çıkar ve karşılık beklemeksizin kendinden bir şeyler eksilten ve karşındaki insanın hayrına aşkla yapılan icraatlardır fedakârlık. Ben çocuklarıma çok fedakârlık yaptım diyen bir anne ya herhangi bir nedenle yaptıklarından pişmanlık duymaktadır, ya da beklediği karşılığı alamamıştır. Böyle bir anne fedakâr değildir. Çocuğunun dünyaya gelme sebebi kendisi olduğuna göre onu en iyi şekilde hayata hazırlamak asli görevidir. Fedakâr anne çocuğuna yaptığı iyilikleri söz konusu etmez, onun fedakârlığını çocukları ve çevresindekiler bilir. Yani bir nevi aşktır annenin çocuğuna olan karşılıksız sevgisi. Fedakârlık aşkın en olmazsa olmazıdır. Çocukların ebeveynleriyle olan ilişkisi tamamen çıkara dayandığı için onlardan fedakârlık beklemek genel olarak nafile bir çabadır.

Peki dostlarla, arkadaşlarla ya da tanıdığımız herhangi biriyle fedakârlık temelinde sağlıklı bir ilişki kurmak mümkün mü? Eğer onlarla fedakâr bir annenin çocuğuna olan karşılıksız sevgisine benzer bir bağ kurmayı başarabilirsek olabilir elbette. Böyle bir ilişkinin adıdır aşk. Kısa sürelidir. Parıltılı günler çabuk geçer. Sonra ikiye bölünür. Bir aşık olan kalır geriye bir de olunan. Aşık olan fedakârdır, olunan keyfini sürer. Böyle bir ilişkide alan da memnundur satan da. Kimse kimseye saçımı süpürge ettim demez. Ta ki aşık olanın aklı başına gelinceye dek. Sonra biter...Yani anlayacağınız dost, arkadaş, komşu, akraba vs. üçüncü şahıslarla kurulan ilişkilerin tamamı çıkara dayanır. Al gülüm, ver gülüm. Eğer yoksa verecek gülün, o zaman başka kapıya.

Bir de kutsallar uğruna yapılan fedakârlıklar vardır ki onu da görmezden gelemeyiz. "Vatan sana canım feda" diye bağırırlar sokakta, sonra bir torpilini bulup askerlikten yırtmak için çürüğe çıkartırlar kendilerini. "Kanını yerde bırakmayacağız" derler, on yıllarca o kan yerlerde kalır. Vatanın gerçek fedakârları, Kurtuluş Savaşında memleket topraklarını emperyalizmin uşaklarına karşı savunan ve bu uğurda canlarını veren Mehmetçikler. Diğerleri, Kore'de, Afganistan, Somali, Libya, Irak, Suriye vs. yabancı ülkelerde ve tabii 15 Temmuz yerli ve milli senaryosunda kirli siyasi hesaplar sonucunda can verenler ise, bana göre, sadece kader kurbanları. Başkaca hamasete hiç gerek yok.

Özveri, güzel bir Türkçe sözcük. Tam olarak fedakârlığın yerini tutar mı, emin değilim ama yukarıda belirttiğim üzere bazılarının dediği gibi "özveri sevginin ürünüdür." cümlesine de katıldığımı söyleyemem. Zira, beni bilen bilir, aşk ne kadar tek taraflıysa sevgi çift taraflıdır, derim her zaman. Aşk ne kadar karşılık beklemezse, sevgi karşılık ister derim. O zaman buradan çıkan sonuç, eğer özveri sevginin ürünü, sevgi de karşılık beklerse, özveri ile fedakârlık arasındaki fark otomatik olarak ortadan kalkmış olur. Oysa ben özveriyi ayrı bir yere oturtmak isterim. Ama istediğim her şey olmaz. Çünkü yazımın başında sözünü ettiğim, insanın fıtratından gelen bazı kötü özellikler, onu çıkarcı bir kılığa sokar. "Yazdığım bu yazı büyük bir özverinin sonucu" dediğimde ne düşünürsünüz sözgelimi? Evet, emek harcadım, zamanımı harcadım, okunması ve eleştirilmesi hoşuma gidecektir. Bütün bu emeği, zamanı kendime daha yararlı olabilecek başka şeyleri yapmaktan vazgeçip de mi harcadım? Şüphesiz Hayır. En azından kendimi tatmin ettim, yazmaktan keyif aldım. Yani yaptığım bu gönüllü eylem sadece okurun yararına mı? Değil. O halde geldiğim noktada fedakârlık eşittir özveri.

Bu ahval ve şerait dahilinde fedakâr olduğumu iddia etmek, fedakâr olmadığımı kanıtlayan bir duruma yol açmakta. Evet, evet, ben ne özveriliyim, ne de fedakâr...

14 yorum:

  1. Mr. Kaplan, dünyada karşılık beklemeden yapılan çok az şey - belki de hiç - var bence. Fedakârlık, sandığımız - öyle olduğunu iddia ettiğimiz - birçok şey aslında ileriye dönük geri dönüşleri hesaplayarak/düşünerek karar verdiğimiz basit tercihler. Mesela "Ben senin için ne fedakarlıklar yaptım." diyen birisi o fedakarlıkları karşısındaki kişiyi elinde tutmak için, mutlu etmek ya da kendisine olacak geri dönüşü düşündüğü için vs. yapıyor. Bunun altında da bilinçli ya da bilinçsiz olarak "Onu mutlu edersem o da beni mutlu eder" ya da "Ben şimdi bu fedakarlığı yapmazsam karşılaşacağım tepkiden mutsuz olacağım" gibi düşünceler yatıyor. Başka sebepler de bulunabilir. Gün gelip dillendiren "fedakarlık" karşılık beklemeden yapılmamıştır diyebiliriz genel olarak.

    Özveri kelimesi daha net bence. Fedakarlık kelimesinin aksine demogoji barındırmıyor içinde. Daha ayakları yere basan, daha aklı başında bir çağrışım yapıyor bende özveri kelimesi. Kendinden vermek ama bilinçsizce değil. Özverili olmak mantık çerçevesinde ve bir gün kalkıp da "Ben çok özverili oldum senin için" diye hesap sorulmaz ihtimali taşımıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fedakârlık, hiçbir karşılık beklemeden, zamanını harcayıp emeğini ya da sahip olduğun varlıkların yaşantını etkileyecek bir kısmını başkalarına vermek suretiyle yaptığın maddi ve manevi katkılar ise Mrs. Kedi, bu tanıma uyacak sadece iki örnek verdim: Birincisi bazı annelerin çocuklarına olan düşkünlüğü, ikincisi birine aşık olma durumu. Anne çocuk ilişkisi kısmen genlerle taşınan içgüdüsel bir davranıştır aynı zamanda. Zira pek çok hayvanın yavrularını düşmana karşı cansiperane duygularla koruduğunu biliyoruz. Aşk ise, dışarıdan ne kadar güzel görünürse görünsün, dediğim gibi aklı başında bir insan işi değil. Sonuçta evet, düşünebilen her insan için yapılan her hayrın bir karşılığı vardır. İslâm inanışında Allah bile fedakâr değildir, kullarını diğer alemde hoşnut etmek, cennetine sokmak için bir sürü şart ileri sürmüştür.

      Özveriyle çalışmak sanırım biraz daha öznel geliyor insana.. Evet, insan olağanüstü bir gayretle, görünürde hiçbir karşılık beklemeden ve sözde gönüllü olarak yapıyor işini. Ama bu durum gerçeklerle örtüşüyor mu Mrs. Kedi? Karşılığını alamayacağınız hangi işte huzurla, özveriyle çalışır, çabalarsınız? Zaten hemen her konuda gerçek fedakârlık ya da özveri diye bir şey yoktur, bir süre sonra, işler sarpa sarınca her şeyin beklenti üzerine kurulduğunu anlarız. Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla örülmüştür. Hesapsızca fedakârlık yapmak, bazen iyi niyetle yola çıkmak pişmanlık getirir. Bu nedenle Mrs. Kedi, başkaları sizin için kendinden bir şeyler vermeye başladığında bilin ki sizden bunun karşılığını isteyecektir. Ya da insanız neticede, farkında olmasak bile yaptığımız her fedakârlığın bir karşılığı olduğu bilinç altımıza işlenmiştir. Yapacağımız her işte duygularımızı değil aklımızı ön plana çıkarmak durumundayız bence:)

      Tartışmayı biraz daha ısıtayım:) Ya da burada kalsın. Özetle fedakârlık ya da özveri, varlıklı insanların, büyük sermaye sahiplerinin, dini ve milli duyguları kaşıyarak alt tabakadaki yoksul kesimlerden ısrarla talep ettikleri bir şeydir bence. Bu şekilde birileri zenginleşirken diğerlerine şükretmek düşer:)

      Sil
    2. Tam olarak kafamı toplayıp söze dökemiyorum Mr. Kaplan ama anlatmaya çalışayım. Anne örneğine de pek katılmıyorum. Söz konusu sevgiyse en saf sevgi annenin bebeğine hissettiği sevgidir. Burda hem fikiriz ama o bebek büyüyüp de anneyi mutsuz edecek tavırlar gösterince annenin gönül koyması ile işler değişiyor. Annenin istemediği kızla evlenen oğulun vay haline. Sütümü helal etmemden başlayan bir işkence... Ya da biz baktık büyüttük, şimdi yüzümüze bakmıyor isyanları... Bunlar da anne-evlat arasındaki sevginin bile karşılık beklediğini gösteriyor. Varsın aramasın ama mutlu olsun, varsın beni dinlemesin ama mutlu olsun, kendi hayatını yaşasın bize bakmak zorunda hissetmesin... gibi cümleleri kuran anne-baba pek az. Hatta var mı?

      Özverili olmak konusuna gelince yukarıda da dediğim gibi bu zaten en baştan kendimiz için yaptığımız bir şey. Yani belli amaçlarla, belli karşılıklar bekleyerek. Sözümona "fedakarlık"tan daha dürüst bence. Yukarıda anlatmaya çalıştım, fedakarlık yaptığını iddia eden bunu illaki kendi için de yapıyor ama hayır yok sırf senin için yaptım diyerek haklı çıkmaya, durumdan kazanç sağlamaya çalışıyor. Aslında işin özü böyle değil. Özveri de durum daha farklı. İşler baştan daha net. İşinde özverili olan kişi diğerlerinden önce terfi ettirilmeyi hak ettiğini en baştan ortaya koyan kişidir. İlişkisinde özverili olan kişi karşıdan da aynı özveriyi bekler ve bunu açıkça ortaya koyar. İş işten geçtikten sonra ben fedakarlık yaptım diye aplanıp sızlanmaz. En azından benim için çağrışımlar böyle :)

      Sil
    3. Anlıyorum Mrs. Kedi:) Hepsini aynı kalıba koymak mümkün değil. Çocuğunu öldüren ebeveynler olduğu gibi çocuğu için canını feda edenler de var. Biz normal olana bakalım. Ebeveynler her koşulda çocuklarını korur ve onların iyiliğini ister. Elbette zaman zaman bazı çatışmalar, insani reaksiyonlar olabilir ama çocuk cinayet işlese bile özellikle anneler onu korumaya çalışır, yaptığı hatalı davranışların sebebini önce kendinde arar. Bu ilişki bence sevgiden öte bir şeydir Mrs. Kedi. Çünkü sevgide karşılık beklenir. Oysa ebeveynler çocuklarına onlardan herhangi bir karşılık beklemeden bakarlar. Normali budur, aksini düşünenleri, sütünü helâl etmeyenleri yadırgarım. Onlar çocuklarını mal gibi gören kişilerdir. Ben özellikle annemle olan ilişkimden yola çıktım. Aramadığım zaman üzülür muhtemelen ama bunu asla belli etmez. Ben seni büyüttüm, şimdi yüzüme bakmıyorsun demez. Varsın aramasın ama o mutlu, sağlıklı ve huzurlu olsun der. Sözgelimi kızım, arayı açıp birkaç gün aramadığında bilirim ki keyfi yerindedir ve mutlu olurum. Arayıp sorduğunda ya da birlikte olduğumuzda elbette daha mutlu olurum. Bu genç yaşlarında eşini alıp arkadaşlarıyla gezip tozmalarından son derece memnunum. Bir sıkıntıya düştüklerinde yine elimizden geleni yapmaya çalışırız, o da bunu bilir zaten. Ya da bizim ona ihtiyacımız olduğunda her zaman yardımımıza koşacağını biliriz ama onu üzmemek için mümkün olduğunca bu yola başvurmaktan kaçınırız. Kızımın doktor olması ne yazık ki buna pek imkân vermiyor:) Bu sağlıklı bir ilişki bence:) Anne çocuk ilişkisini fedakârlık olarak niteledim. Biraz daha düşününce belki o da değil. Hayır, bunu karşılık beklendiği anlamında dile getirmiyorum. Anne ve babaların çocuklarına yaptıkları, fedakârlıktan ziyade bir zorunluluk, insan olmanın gereği. Bu durumda belki bu ilişkiyi fedakârlık olarak görmemek gerekir. Eee, geriye kaldı aşk:)))

      O zaman aşk dışında fedakârlık, yani karşılık beklemeyen bir davranış biçimi söz konusu değil. Özverinin de bir karşılığı olduğunu belirtiyorsunuz, ki buna itirazım yok. Sonuçta ikisi de aynı kapıya çıkıyor. Fedakârlık olsun özveri olsun anlamını bulduğu tek yer aşk olmalı. Ne diyordum, aşk tek taraflıydı değil mi? Yani karşı taraf yok. Karşılık beklentisi de yok, Natürlich!:))

      Sil
  2. Yazı çok güzel olmuş. Annelerin böyle fedakarlıklar yaptıklarını öne sürdükleri doğru ama herkes kendi çıkarını gözetir bu hayatta. Bugün bile hala çevremde kırk yaşıma gelince çocuk yaparım yaşlanınca bakar bana diyen insanlar var. Aklım almıyor.
    Çocuğumun karşısına geçip de senin için bunları şunları yaptım demek de istemem. Kendi çocukluğumdan bilirim ki çocuklar herşeyin farkındalar.
    Belki de bizim sorunumuz iletişim, çünkü insan zaman zaman takdir edilmek ister. Eminim ki her fedakarlık yapan da yaptığının görülmesini takdir edilmesini istiyor. Ama bunu göremeyince de kendisi fedakarlıklarından dem vurmaya başlıyor.
    Bizim bir yerlerde hamurumuzun suyu bulanmış, öylesine iyilik olsun diye iyilik, fedakarlık olsun diye fedakarlık yapan yok artık, herşey çıkar meselesi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Son cümleniz her şeyi açıklıyor. Fakat bu dünün meselesi değil. Bence hamurumuz doğuştan bulaşık:) Belki de şartlar bizi böyle davranmaya itiyor. Yaşamımızı idame ettirmek için başka çaremiz yok. Yaptığımızın karşılığını beklemek son derece doğru bir davranış aslında. Eğer bunu doğru kabul edersek fedakârlık dediğimiz karşılık beklemeksizin birilerine kendinden bir şeyler vermek lâfta kalıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse insanlar riyakâr, gerçeklerle yüzleşmekten korkuyorlar. İleride kendisine baksın diye çocuk yapmak etik değil. Çünkü sen doğurmadan önce çocuğunla böyle bir anlaşma yapma imkânına sahip değilsin. O çocuk buna mecbur değil. Bu bakımdan anneler çocuklarından sorumludur ve herhangi bir karşılık beklemeden üzerine düşen görevi yerine getirmelidir. Elbette babaların da en az annelerinki kadar sorumluluğu vardır. Onların bir karşılık beklemeden çocuklarına yaptıkları her şey fedakârlıktır fakat bunu asla yüzlerine vurmaya hakları yoktur. Eğer yaptığın bir fedakârlığın en azından takdir edilmesini bekliyorsan bunun adı da gerçek anlamda fedakârlık olamaz bence. Zira beklenti fedakârlık tanımı içinde yer alan bir şey değil. Bir de aşktan bahsettim. Eğer kız oğlana seni ne kadar sevdiğimi görmüyorsun dediği anda aşk bitmiş demektir. Demek ki onun sevgini görmesini bekliyorsun, yaptığın işin bir karşılığı olduğunu düşünüyorsun. Evet, gerçek aşkı en güzel ifade eden kelimelerden biridir fedakârlık:)

      Sil
  3. Ama şimdiki çocuklar da annelerine çocuk baktırıyorlar. Ciddi anlamda aile büyükleri çocuk bakıcısı gibi görülüyor artık. Fedakarlık biraz radikal bir olay sanki. senin için hayatımı feda ettim, işimi feda ettim, oğlumun canı vatana feda olsun gibi cümlelerde geçer ya. Biraz kendini beğenmişlik, böbürlenme var kelimede. Hatta itici biraz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru diyorsunuz. Alan memnun satan memnun:) Anneler torunlarıyla güzel vakit geçirirken çocuklar içleri rahat bir şekilde gezip tozuyorlar. Kazan kazan:)
      İtici ne demek! İfrit olurum bu tür lâflara. Yok efendim tankın üzerine çıkmış da darbeyi engellemiş. Aboov ne fedakârca bir davranış. Bunlar kendilerini vatan fedaileri görüyorlar. Yaşımız icabı birçok darbe gördük. Asker sokağa çıktığında ortada vatanı koruyacak neredeyse kimse kalmadı. Ama öncekiler gerçek darbeydi, kurgu değil. Adam cahil , siyasi hataların sonucunda saçma sapan bir savaşta oğlunun cansız bedenini getirmişler önüne. Her taraf bayraklarla donatılmış. Hep bir ağızdan "Şehitler ölmez, vatan bölünmez" naraları atılıyor. Adam çıkıyor, karısı içerde kan ağlarken "bir oğlum daha var, o da vatana feda olsun." diyebiliyor. Fedakârlık buysa canı canı cehenneme. Bu ne bir böbürlenme, ne de kendini beğenmişlik. Cehaletin daniskası...

      Sil
  4. Ne güzel yorumlar ve onlara verilen yanıtlar. Yazılarınızı her zaman zevkle , keyifle okuyorum.
    Yazıyı okurken düşündüm de siz ve Deeptone "Ağaç Ev " konusunu en sık işleyenlerdensiniz. Belki bazen yoğun temponuzdan fedakarlık ya da özveride bulunuyorsunuz. Tabii ki benimsediğiniz veya sevdiğiniz bir uğraşta . bu daha kolay olur.
    Özveri sözcüğünü çok severim . Özveri ve fedakarlık sözcüklerinin yörelere göre bazen farklı anlamlarda kullanıldığını düşünürüm. Çocukluktan itibaren dilin farklı şekillerde kullanılması bunu
    .yaratmıştır.Ancak iki sözcüğün çok keskin çizgilerle birbiriinden ayrıldığını düşünmüyorum.
    Özveri içten gelir, fedakarlık bazen bir zorunluluktur. Yaşam onu zorunlu kılar.
    Sağlıklı günler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim:) Siz de yorumunuzla sohbetimize değer kattınız. DeepTone ve ben ilk bölümden itibaren 146 hafta boyunca Ağaç Ev Sohbetlerinde fire vermeyen iki kişiyiz. Evet bu etkinlik hoşuma gidiyor. Öncelikle yazmada kısırlık çektiğim dönemlerde en azından haftada bir blogumda yazı yazmış oluyorum. Yani blogtan kopmamı sağlayan önemli bir etken benim için. Bunun dışında gönül ister ki Ağaç Ev Sohbetleri profesyonel bir platform olarak daha geniş kitlelere yayılsın. İngilizce yayınlanan Quora sitesi gibi. Dünyanın değişik ülkelerinden pek çok kişi aklına gelen her soruyu soruyor ve ilgilenen üyeler son derece kapsamlı ve bilimsel, üst düzeyde cevaplar veriyorlar. Ansiklopedi gibi. Bazen insanlar kendi yaşantılarından örnekler veriyorlar.

      Evet özveri sözcüğü çok güzel. Özünden bir şeyler vermek. Burada kilit nokta insanın karşılık beklemeden kendinden bir şeyler verip vermeyeceği. Dediğiniz gibi fedakârlıkla özveriyi kesin çizgilerle ayırmak hayli zor. Fedakârlığın bazen zorunluluk olduğunu Mrs. Kedi ile yürüttüğümüz tartışma sonucunda fark ettim. Fakat geldiğim noktada aksini iddia eden çok olsa da hiçbir şeyin karşılıksız olamayacağına kani oldum: Size de sağlıklı günler:)

      Sil
  5. Ne güzel özetlemişsiniz insan ilişkilerini,ve türk aile yapısındaki çocuğun hayatının aileye ipotekli olma durumunu.15 temmuz kızımın doğum günü ne yazık ki.Onu da en güzel Cem Yılmaz özetlemiş “15 Temmuz’da bizler sokaktaydık, sizler değil” diyenlere “Aile içi mevzuydu, karışmak istemedik. Tiyatro sessiz izlenir”

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim:) Kızınız sağlıklı, uzun ömürlü olsun. Ne var ki, doğum gününün 15 Temmuz olması şanssızlık. Cem Yılmaz'a helâl olsun, taşı tam gediğine koymuş bu cevabıyla. Bence 15 Temmuz bu ülkede yapılan darbelerin en sinsi olanı. Zira darbeyi tezgâhlayanın kim/kimler olduğunu araştırmaktan korkan bir meclisimiz var.

      Sil
  6. yani çocuk yapmak bir güvence imiş eskiden :)

    YanıtlaSil