KATEGORİLER

9 Şubat 2021 Salı

AĞAÇ EV SOHBETLERİ # 77

Ağaç Ev Sohbetlerinin 77. Haftasındayız. Sevgili DeepTone tarafından organize edilen etkinliğimizin bu haftaki konusu, sağlıklı nesiller yetiştirmek bakımından son derece önemli. Konuyu öneren Uçun Kuşlar blogunun sahibesi sevgili Makbule Abalı. Çocukların ve gençlerin okuma alışkanlığı kazanabilmeleri için neler yapılması gerektiği konusunu ve okumanın önemine ilişkin düşüncelerini kendi sayfasında gayet güzel açıklamış. Önceki haftaların sohbet konularıyla konuları öneren arkadaşlarımızın isim listesini burada  bulabilirsiniz. Bu haftanın konu başlığı ise şöyle: 

Çocuklara ve Gençlere Kitap Okuma Alışkanlığının Kazandırılması

Çocukluğundan itibaren okuma aşkıyla yanan blog yazarlarının arasında okumanın önemini oldukça geç kavrayan bir kişi olarak hayli sırıtacağımı biliyorum. İyi ki, bu alemde kimse birbirini yargılamıyor, duygu ve düşüncelerimizi bütün çıplaklığıyla açığa vurabiliyoruz. Bu bakımdan büyük bir konforun içinde hissediyorum kendimi. Daha önceki yazılarımda değindiğim üzere öğrencilik yıllarımda, Kur'an ve Teksas, Tommiks gibi çizgi romanları saymazsak, ders kitabı dışında hiçbir kitap okumadım. Bunda en çok öğretmenlerimi ve o zamanki mevcut eğitim sistemini suçluyorum. Okumanın ne kadar önemli bir gereksinim olduğunu anlamam ta üniversitenin ilk yıllarına rastlar...

Liseyi bitirip Ankara'ya ilk adımımı attığım yıllar, öğrenciler arasında felsefenin, siyasetin en çok rağbet gördüğü ve bu uğurda büyük acıların yaşandığı bir döneme denk gelir. Dedem yaşlarındaki adamların cami avlularında anlattıkları kıssalar sayesinde engin bir din bilgisine ulaştığımı sandığım yıllardı. Zor bela çalışma salonlarının koğuşa çevrildiği okul yurduna kapağı atmış, dar bütçemle abilerimizin "bilinçlenmek" adına okumamızı önerdiği Marks ve Engels'in kitaplarını almaya başlamıştım. Merakla hangi kitabı elime alıp okumaya başladığımda sanki başka bir lisanda yazılmış gibi geliyordu bana. Cuma geceleri çalışma salonumuzda çetin tartışmalar yapılırdı. Orada en sorulmayacak sorular abilerimiz tarafından son derece ikna edici bir şekilde cevaplandırılırdı. Tartışma bir şekilde din meselesine geldiğinde tamam diyordum, sosyalist felsefeden anlamam ama artık bu konuda tek söz sahibi benim. Oysa Kur'an'ı on kez Arapçasından hatmetmiş ben, o zamana dek bir kez olsun Türkçesini okumamıştım. Doğal olarak kutsal kitabın içinde yer alan baş ağrıtıcı bazı konulara cevap bulamıyordum bu yüzden. Söylenenlere her ne kadar inansam da yok olamaz, böyle şeyler Kur'an'da yoktur, diyor inancıma en ufak bir halel gelsin istemiyordum. İşte tam da sırada Ramazan ayı münasebetiyle gazete eki olarak verilen Kur'an-ı Kerim ve Türkçe mealleri, ders kitapları dışında okuduğum ilk eser oldu diyebilirim. Gerçekler, bir şamar gibi yüzüme çarpmıştı. Evet, abilerin her söylediği harfi harfine yazıyordu okuduğum Kitap'ın Türkçesinde. Sadece Kur'an değildi bildikleri, bizi ikna etmeye, gerçekleri anlatmaya çaba sarf edenler, komünizm, sosyalizm, faşizm üzerine onlarca kitabı yutmuşlar, Said-i Nursi dahil bütün İslami külliyatı ezberlemişlerdi adeta. O zaman ilk kez anladım, okumanın ne büyük bir güç olduğunu, ve benim ne kadar cahil kaldığımı... 

Yoğun ders yüküyle birlikte bir türlü okuyamadığım sosyalizm konulu kitapları küçük kitaplığımda bir süs gibi sergilemekle geçti sonraki yıllar. Lakin o esnada Kur'an-ı Kerim'in Türkçesini birkaç kez okumuş ve düşüncelerim iyice bulanmıştı. Ve 1980 darbesi olduğu sıralar, eğitim ve öğretim yılının açılmasına kısa bir süre kala, İzmir'deki evimde bir sürü yasaklanmış kitapla birlikteydim. Cunta beni yanlış anlamasın diye ilk iş olarak, bir tanesini bile okuyamadığım onlarca kitabın sobada yanışını seyrettim. 

Üniversiteden mezun olduktan sonra kitap okumak için bazı teşebbüslerim olduğu doğrudur. Hatta askerlik hizmetini yaptığım Tekirdağ'daki bir kitapçıdan özene bezene aldığım ilk kitabı hayatım boyunca unutmam. Andre Brink'in Sesler Zinciri... Tam 455 sayfalık bir kitaptı. Yahu sen henüz Kırmızı Başlıklı Kız'ı okumamışken nasıl kalkarsın böylesine kalın kitapları okumaya! Okuyamadım tabii. Pek çok kez mücadele ettim. Bu anlatacağım gerçekten komik. Okumasını bilenler için daha da komik gelecektir. Ordu Evi'nde kalıyorum, zamanım var. Yatağıma uzanıp, kitabın başından itibaren tekrar tekrar satırları okuyorum. Yirmi sayfa okumuşum, iyi Allah bereket versin. Ertesi gece, kitabımı açıyorum, kaldığım yerden devam edeyim diyorum, ilk okuduğum bölüm aklımdan uçup gitmiş! Hadi sil baştan! Bu şekilde kitabın üçte birine bile gelemiyorum. Oysa okunması o kadar kolay bir kitap ki, Sesler Zinciri...

Evleniyorum, şansa bak, eşim edebiyat öğretmeni! Eşyadan daha fazla kitap getiriyor çeyiz olarak. Karakaya Barajında memuriyet gibi bir işim var, cumartesi ve pazar tatil. Akşam erkenden evimdeyim. Eşim antrenörlüğe başlıyor. Al şu kitabı okumakla başla, sonra şunu oku vs. Ağaç Ev Sohbetimizin konusu olan kitap okuma alışkanlığını ben çocukken değil, tam 26 yaşında kazandım, ne yalan söyleyeyim Memur Bey! Sonraki dört yıl boyunca bütün Rus klasikleri ve bir sürü yerli yazarların kitaplarını, şantiyeye bir gün gecikmeli gelen Cumhuriyet gazetesi ve eklerindeki bütün yazıları büyük bir açlıkla okumaya başlamıştım. Tam o sıralar bir köşede Tekirdağ'dan aldığım Sesler Zinciri adlı kitap geçti elime. Nasıl kolay okunduğuna şaşırmış ve kitabı ilk elime aldığım zamanlardaki çektiğim kabir azabına nasıl da gülmüştüm. Her şeye rağmen evliliğimizin ilk yıllarında eşimle yaptığım sohbetler okumuş-cahil arasındaki kadar aykırı değildi. Eşim, hiç kitap okumayan birinde var olan bu bilginin kaynağını merak ediyordu. Bunu ben arkadaş seçimime bağlıyordum. Bütün arkadaşlarımı bana bir şeyler öğreten kişilerden seçiyor, onlarla uzun uzun tartışıyordum. 

Yukarıda anlattığım nedenlerle sevgili Makbule Abalı'nın bazı sorularına cevabım yok ne yazık ki. Yine beni tam can evimde vurarak Köy Enstitülerinden bahsetmiş yazısında. Madem yola çıktık, onun sorularıyla kör topal düşünelim bakalım neler çıkacak? 

Okuma yazma öğrendikten sonra okuduğum ilk kitabı hatırlıyor muyum? Eğer bu öykü, roman türünden bir eserse, evet yukarıda bahsettiğim Sesler Zinciri, 19 yıl gecikmeyle! Fakat ilginçtir, ilkokuldan beri her gün evimize giren Demokrat İzmir gazetesinin pazar ekindeki Muzaffer İzgü'nün öykülerini büyük bir keyifle okurdum.

Uykuya geçmeden önce kimse masal okumadı bana. Kitap okuyan da olmadı, ben de çocuklarıma okumadım maalesef. Kızım babası gibi okumaya geç merak sardı ama oğlum tam bir kitap ve film canavarı.

Beni en çok etkileyen çocuk ya da gençlik kitabı yok Hakim Bey! Henüz konulara uzaktım o yaşlarda.

Çocukken doğum günlerimde kitap hediye edilmiştir ama okuyan kim? O zamanların en pratik hediyesi olduğu için ben de hediye etmişimdir. Bir de lisede teşekküre geçtiğimde hediye edilen kitaplar vardı kapağını kaldırmadığım. İkisini hatırlıyorum, biri Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Mektupları, diğeri Nietzsche'ydi sanırım. O günlere, o kitapları, o yaşlarda okuyabilmek için dönmek isterdim.

İlkokulda bir sürü eğitsel kolumuz vardı. Büyük saçmalıktı! Öğrencilerin her birinin koluna bir pazı bandı ya da göğsüne bir rozet takmaktan ileri gitmezdi bu görevler. Belki o yılların birinde KK, yani Kitaplık Kolu başkanı bendim, ne kadar komik!

Kütüphane, Halk Evleri...? What are these? Üniversite yıllarında kütüphaneye sessiz bir ortamda ders çalışmak için giderdim. Bir de Bahçelievler'de Milli Kütüphane yeni açılmıştı o yıllarda. Sadece bir kez, binayı gezmek, merakımı gidermek amacıyla ziyaret ettiğimi hatırlıyorum.  

Ah Hocam beni çok sıkıştırdınız, İnşallah çocukluk ve gençlik yıllarından çıkıp bugünlere geliriz bir an önce. Evet, şu ana kadar toplu taşım araçlarında kaç kişiye rastladığımı saymadım işin doğrusu. Tek tük de olsa vardır karşılaştıklarım, Avrupalı değiliz neticede. Fakat bana bazen okuma krizinin geldiği olur, elimden kitap düşürmem. Sadece toplu taşım araçlarında değil, eşimin alışverişini beklerken, asansörde, hatta tuvalette bile. En zevklisi de sonuncusu! Umarım öyle krizler gelir yine, bu aralar yine okumaya ara verdim, bu yüzden sıkkın canım... Tatile çıkarken her zaman yanıma kitaplarımı alırım elbette.

Bu haftaki yazım epeyce uzadı, aslında konuya yeni girmiş gibiyim. Mesela bir sürü kitap okuduğu halde beyni bomboş olanlardan bahsetmek isterdim. Sadece okumuş olmanın değil, okuduklarımızı akıl süzgecimizden geçirmenin ve okuduklarımızdan gereken bilgileri almanın önemine değinmek ne güzel olurdu. Okudukça düşünmenin, düşündükçe dünyanın ne kadar yaşanılmaz bir yer olduğunu anlamanın, ya da gece gündüz TV de eğlence programı seyretmek yerine varoluş nedenimize kafayı takmanın dayanılmaz hafifliğinden dem vururdum biraz. Neyse, bu kadar yetsin. 

30 yorum:

  1. Sizi çok iyi anlıyorum asla yalnız değilsiniz geç kitap okuma alışkanlığında :) Benimde babam ailede en çok kitap okuyan kişidir küçükken bana çok aşıladı sağ olsun ama bir türlü ben o durumu yakalayamadım... Hele ki üniversitede değil kitap okumak yemek yiyecek vakti buldurmadılar proje, sınav, ödevden...
    Neyse geç olsun güç olmasın diyelim :)
    Dediğiniz gibi çok kitap okumak değil aslında önemli olan okuduklarımızı akıl süzgecinden geçirip bize neler katıyor bizi nereye sürüklüyor bunu fark edebilmek...
    Keyifli yazınız için teşekkürler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yalnız olmadığımı biliyorum ki bu toplum için çok kötü bir şey. Eğer çocukluktan itibaren kitap okuma alışkanlığım olsaydı kim bilir kader beni nerelere sürüklerdi. Her zaman söylerim şanslıyım olduğumu. Lise sınıf arkadaşlarımdan biri müzmin doçentlerden. Yıllardır profesör olmak için kadro bekliyor. Oturduğumuz yerler birbirine çok yakın olmasına rağmen arkadaşlığımız merhabalaşmaktan ileri değil. Sebebi halen okuyamaması. Okumasını söyledim defalarca, sürekli okumayı sevmediğini, okuyamadığını söylüyor. Eğlenceye düşkün, bunun dışındaki dünyası üniversitede verdiği dersler. Yani okumanın gücünü hala kavramamış. Buna benzer pek çok profesör olduğunu, mesleki konular dışında gazete dahi okumadıklarını ve düşünmek yerine inanmaya daha çok meylettiklerini görüyorum üzülerek. Konu yine eğitim sistemimizdeki arızalara gelip dayanıyor. Teşekkürler:)

      Sil
  2. Güzel yazmışsınız, yorum yazsam uzun olacak:) Esas konu sahibinin soruları pek çok, fırsat bulursam yazayım bende.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, uzun yorumlardan çekinmeyin, satır başına ücret almıyorum:)) Peki o zaman yazın siz de okuyalım:)

      Sil
  3. Yazınıza bayıldım Mr. Kaplan :) Ne güzel anlatmışsınız. Eşinizin edebiyat öğretmeni olması tam kaderin cilvesi olmuş :)) Sesler Zinciri kitabını çok merak ettim. Kur'an ve diğer dini kitapları kendi dilinde okuyup içinde ne olup bittiğini zerre anlamamış insanların inatla savundukları temelsiz düşünceleri sebebiyle ne hallere geldi dünya! Çok uzun ve çileli bir mevzu bu.

    Bu hafta konuyu çok sevdim, ben de yazayım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu ortamı seviyorum bu yüzden işte Mrs. Kedi. Toplum içinde bu yazdıklarımı söylemek yüzümü kızartırdı muhtemelen. Hem günah çıkartıyorum, hem içimi döküyorum burada. Ne yazık ki okuma oranı en düşük ülkelerden biriyiz. Geleceğe güvenle bakan insanların sayısına göre belirlenen güven endeksi % 5'le Ruanda gibi ülkelerle birlikte son sıralardayız. İskandinav ülkelerinde güven endeksi % 90'ın üzerinde. Bütün bunların eğitim sistemi ve okuma oranıyla ilişkisi açık. Sağlıklı bir toplum yaratmak için körü körüne inanan değil, sorgulayıp düşünen insanlara ihtiyacımız var. Hadi yazın siz de, okuyalım. Zira konu oldukça derin:)

      Sil
    2. Mr. Kaplan yüzünüzün kızaracağı hiç bir durum yok bence :) Bilmemek değil öğrenmemek ayıp. Siz kitap okumaya başlamış, okumakla yetinmeyip çeviri yapmış hatta kendi kitabınızı yazmaya başlamış ve bu konuda da eleştirileri bile olgunlukla göğüsleyen birisiniz :) Geç başlamış olmanızda hiç bir sorun yok, kitapsız geçen yıllarınızda o zevkten mahrum kalmış olmanız dışında :) Dediğiniz gibi konu çok derin. Okumuş, okuyan, yazan çizen insanın adeta istenmediği bir ülkede yaşıyoruz maalesef.

      Sil
    3. Teşekkür ederim:) Çok naziksiniz. Maalesef zamanı geri saramıyoruz. Bilgi sonsuz bir derya, büyüklüğünü içine girince daha iyi anlıyoruz. Öğrendiğimiz her şey yeni kapılar açıyor hayatımıza, kapasitemizi görüyor, daha mütevazı oluyoruz. Okumayan insan ise kendini alim sanıyor. Okumanın en güzel taraflarından biri de kendini bilmek zaten. Diğer taraftan geri kalmış ülkelerde okumanın bir değeri yok maalesef. Tam aksine cehalet prim yapıyor. Öyle ki nice profesörleri görüyoruz, düşünce yok, fikirsiz ya da birilerinin kuyruğuna takılıp onların yağdanlığını yapan.

      Sil
  4. Selamlar..çok uzun bir yazı olduğu için hepsini tektekomuyamadım ama belirli noktalara gözüm çarptı..
    Eşinizin size kitap okuma konusunda antrenörlük yapması çok hoşuma gitti..Hatta muhteşem..
    Kendi adıma..
    Kızımın kitap okuma alışkanlığını oldukça iyi buluyorum..Erkek arkadaşınında inanılmaz bir motivasyonu var..Çok memnunum bu konuda..
    Ben se kitap okuma alışkanlığım yok denecek kadar az ve utanarak yazıyorum..
    Ama şöyle bir şey var çok sık yorum yapmasamda blogları keyifle okuyorum ve çok memnunum..
    Görüşmek üzere..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet eş seçimi gerçekten büyük şans ve ben bu şansa sahip olduğum için çok mutluyum:) Okuyup düşünen insanlardan zarar gelmez. Dilediğimiz kadar kitap okuyamasak da okumanın önemini kavramış durumdayız. Blogların önemli bir kısmı en az kitaplar kadar eğitici ve öğretici. Ben de blog okumalarından çok besleniyorum. Ben de blogları en az kitap okumak kadar önemsiyorum. Teşekkürler:)

      Sil
  5. Ben fakültedeki merdivenlere oturup kitap okuduğumu biliyorum ama sizin aksinize avrupalılar çok kitap okur konusuna katıldığımı söyleyemeyeceğim :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okumak istedikten sonra yer bulmak kolay:)) Bildiğim kadarıyla Avrupalılar dünya şampiyonu değil ama kitap ve dergi okumaya ayırdıkları zaman dilimi yine de ülkemize göre on kat fazla. İngiltere merkezli Dünya Kültürü Puan Endeksi'nden derlediği verilere göre, dünyada en çok kitap okunan ülke Hindistan olurken, bu ülkeyi sırasıyla Tayland ve Çin takip ediyor. İlk onda altı Asya ve dört Avrupa ülkesi varmış. Türkiye 18. sıradaymış ama bu başarıda dünyanın en çok okunan kitabı olan Kur'an ın büyük payı var sanırım:)

      Sil
  6. Sizi aramıza eşiniz kazandırmış!!! :) Çok teşekkürler kendisine...
    Kitaptan ve bahçedeki hayvanattan başka dostum olmayan gereğinden uzun yaz tatilleri geçirirdim. İki kule olurdu yatağımın başucunda, biri okunacaklar, diğeri okunanlar, ortada okunmakta olan.... Kuran'ı da bu yazlardan 15.sinde okudum Türkçe ve sufi bakışlı bir yazar elinden meali ile. O yaz büyük aydınlanma oldu benim için. Kuran aslında nasıl bakılırsa öyle anlaşılabilecek bir kitap, hakikaten gizemli geliyor bana. Fakat onu okumadan önce biraz eski ahit, incil, biraz da antik yunan felsefesi okumak gerekiyor diye düşünüyorum.. Ha bunlar okunmadan okunamaz mı, okunur ama anlaşılan çok farklı olacaktır.. Kişisel düşüncem.
    Çocuklar konusu biraz zorlayıcı bizde. Makbule Hanım'a da yazdım, biraz kaybolmuş hissediyorum. Belki de çocuklar devamlı kitap ve her boş anında kitaba ve yazmaya koşan bir ana görmekten karşıt tepki geliştiriyorlar kitaba karşı..... Bilemiyorum (ve fazla düşünüyorum, nasılsa değişir eminim seneye, 5-10 seneye amin.)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Lisede edebiyat derslerinden nefret ederdim. Yine edebiyat öğretmeni olan kız kardeşimi "fuzuli" diyerek kızdırırdım. Fakat buna rağmen kompozisyon konusunda sınıfın en iyilerinden biriydim. Elbette eşimin hakkını ödeyemem, o kesin, biraz da içimde varmış ama dışa vuramıyormuşum:)

      Kur'an üzerine tartışmak istediğim çok konu var aslında. Fakat mukaddes değerlere saygısızlık olarak nitelendirildiği için özgürce fikirlerimizi ifade etmek zor her ortamda. Şeytan Ayetlerini yazan Salman Rüşdi, eskiden imam ve müftülük yaparken katledilen Turan Dursun'un, Aziz Nesin'in başlarına neler geldi biliyoruz. Kitabı anlamaya çalışmak yerine onu İslam alimlerinden öğrenmek gibi bir anlayış hakim. Biraz İncil'e ve Tevrat'a da baktım. Bu kitaplarda yazılanların tamamına ilahi bir vasıf yüklemesem de insanları yüzlerce yıl peşlerinden sürükleme güçlerini anlamaya çalışıyorum.

      Çocuklara okuma alışkanlığı kazandırmak aileden çok eğitim kurumunun işi. Anne babalarımızın isteklerine uymasak da öğretmenlerimizin dediklerini yapıyorduk eskiden. Hepsinin bir yolu vardır mutlaka. Eşim o kadar kartlaştıktan sonra beni bükebildiyse bu durum çocuk yaşlarda muhtemelen daha kolay olmalı. Değişeceklerdir mutlaka. Sadakallahül aliyyul azim:))

      Sil
  7. Eşinizin çeyizine bayıldım, şanslıymışsınız o konuda :) Zamanın gereklilikleri de bazı şeyler üzerinde büyük etkiye sahip gerçekten. Ben 95 doğumluyum. Bizim dönemde çok daha fazla fırsat ve teşvik vardı okumaya yönelik; ama ben buna rağmen lise 2'de kitap okumaya başladım. Ama buna rağmen geç başlamanın da bazı faydaları olduğuna inanıyorum. Daha çok kıymetini biliyor insan okumanın o zaman. Ayrıca kendini daha iyi tanıdığı için genelde daha kaliteli şeyler okuyor ve okuduğunu daha iyi kavrayabiliyor. Keyifliydi yazınızı okumak. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle:) Bir o kadarını da geride bırakmıştı aslında:) İnsan okudukça ne kadar cahil olduğunun farkına varıyor bence. Okumayan bir insan kıt bilgisiyle kendini alim zanneder. Elbette yaşın da önemi var. Aynı kitabı on yaşında okuyup algıladıklarımızla kırk yaşında okuduğumuz arasında müthiş bir fark oluyor. Okudukça insanın anlayışı da gelişiyor, hayatı ve çevreyi daha kolay anlıyor. Etrafında olan bitenin daha kolay farkına varıyor. Bu insanı daha mutlu eden bir durum mu? İşte burası biraz karışık:) Cehalet mutluluktur diyenler de var zira:)))

      Sil
  8. Nedenini bulamadım ama yazınızı okurken çok keyif aldım. Okumanın önemini daha da anladım:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nedeni gerçekleri eğip bükmeden yazmamdır belki. Çok teşekkür ederim:)

      Sil
  9. sizin okumaya eğiliminiz varmış, eşiniz ortaya çıkarmış. çok okuyup da bomboş olan insanlar da var , az okuyup da farklı perspektiften bakabilen insanlar da var. ikisine de hayret ediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru, beni eşim keşfetti:)) Umarım diğer ihtiyacı olanlar kendi kaşiflerini bulurlar:) Katılıyorum, okumaktan da önemlisi okuduğundan yeterince faydalanabilmek, kendini geliştirebilmek. Bunun için her okuduğuna körü körüne inanmamak, sorgulamak ve mümkün mertebe farklı kaynaklardan beslenmek gerek. Eğer bir kitabı okuyup bir şeyler almadıysan boşuna zaman harcamışsın demek bence. Teşekkürler:)

      Sil
  10. Ağaç Ev Sohbetleriyle birbirimizi de tanıyoruz. Geçmişten geleceğe bir terapi gibi. Eşinizin çeyizi gibi benim de en büyük hazinem kitaplarımdı.
    Esenlikler diliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız. Eşime çok şey borçluyum. Ne mutlu sizin gibi erken yaşlardan itibaren okumanın önemini kavrayanlara, akıl ve bilimin yolunda çevresine ışık saçanlara... Teşekkürler:)

      Sil
  11. Makbule Hanım gibi, benim de çeyizimin büyük bölümü kitaplarımdı. Okuma yazma öğrendiğimden bu yana bulduğum her şeyi okudum. Ne çare ki, felsefeyi sevemedim, belki de acı gerçekleri yüzüme çarptığındandır. Bir de kişisel gelişim kitaplarını hiç sevmem, çok saçma gelir bana. Bu da muhtemelen aşırı özgüven geliştirmiş ukala kişiliğimdendir😂😂. Sizin okuma maceranız takdire şayan bay Kaplan, saygı ile eğiliyorum. Ben eşimi alıştırmadım, çok uğraştım ama olmadı. Neyse ki çocuklarımız bana benzedi, her ne kadar bu aralar fazlaca okumuyor olsalar da, içlerinde tam bir kitap kurdu var. Siz de aynı durumdan yakınmışsınız, sanatçının üretememe döngüsüne girmesi gibi, biz okurlar da bazen okuyamama döngüsüne giriyoruz. Bu durum eskiden beni çok üzerdi, şimdi kendimi şöyle teselli ediyorum; bazen iki günde bir kitap bitiriyor ve okuma açlığı yaşadığım bir döneme giriyorum ki bu dönemler sık sık ve uzun oluyor. Bu zamanlarda haftada ortalama 3-5 kitap okuyorum. Sayfa sayısına göre kitap sayısı değişiyor. Üç dört ay böyle okuyup ardından bir nadas dönemi yaşıyorum. İşte o zaman kendimi daha önce aşırı okudun, şimdi okuyamayan sorun değil, diye teselli ediyorum. Artık kanıksadım bu durumu. Hele şimdi yazılı kitaba ulaşmak benim için hayal olmuşken, çok fazla üzmemeye çalışıyorum kendimi. Bir de okuma mevsimlerim oluyor benim, mesela yazın aşırı okurum. Siz de bir yoklayın kendinizi, illa böyle okuma periyotlarınız vardır. Çok selam, çok kitap bay Kaplan...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel:) Lisede fen kolunda olduğum için felsefe dersi almamıştım. İleriki dönemlerde felsefeye ilgim arttı ve hala sevdiğimi söyleyebilirim. Erken yaşlarda edebiyata olan soğukluğum beni fen derslerine yöneltmişti. Kişisel gelişim kitaplarından ben de hiç hoşlanmam. Bazı insanlara mutlaka fayda sağlamıştır ama bu iş bence çok ayağa düştü. Hiçbir hayat tecrübesi olmayanlar sağdan soldan buldukları bilgileri insanlara sunup akıl dağıtmaları bana da saçma geliyor. İnsanların hem fiziksel hem de duygusal özelliklerinin birbirinden farklı olduğunu düşünüyorum. Nasıl bir ilaç aynı hastalığa yakalanmış farklı kişilerde değişik yan etkiler gösteriyorsa kişisel gelişim de standart kurallara bağlanamaz bence. İnsanı ruhsal yönden tedavi edecek, kişisel gelişimini sağlayacak ilk kişinin kendisi olduğunu düşünüyorum. Kişisel gelişim kitaplarında önerilen yöntemlerin sadece bireysel bazı tecrübelere dayandığını ve bu tür bilgilerden fayda sağlayan kişilerin yazar ya da eğitmenin (adeta hipnoz edilmişçesine) etki alanına girdiklerini düşünmüşümdür çoğu zaman. Bu konuda aynı şeyleri düşünmemiz, benim de muhtemelen aşırı özgüvenli, ukala bir kişiliğe sahip olmamın göstergesi. Bakın buna asla itiraz etmem kendi adıma:))

      Ben de sizin gibi haftada üç beş kitap okuyabilsem daha ne isterim. Okunacak çok kitap var, okudukça okumaya açlığımız artıyor. Evet yazın okuma isteğim artıyor. Bir de gecenin ilerleyen saatlerinde dizi film izlemeye başladım sevgili Deep'in önerisiyle. Şu an Designated Survivor dizisinin 21. bölümündeyim. Bölüm sayısının bu kadar fazla olması artık sıkmaya başladı. Şimdi başladığım işi bitirmek istiyorum sadece. Dizi güzel ama bu kadar uzatmaları hiç hoş değil. Bu yorumunuz benim için bir kilometre taşı olsun madem ve günde en az iki saatimi kitap okumaya ayırayım. Çok teşekkürler, sevgi ve saygılarımı gönderiyorum size, Sevda Hanım:)

      Sil
  12. Annem babam çok kitap okuyan insanlar değillerdi ama sürekli okumamız için uğraşırlardı. Ben bir türlü odaklanarak, keyif alarak okumazdım. İkinci sayfadan öteye gidemezdim. Çok çok uzun zaman sonra bu alışkanlığı edindim. O tadı alınca zaten bırakılmıyor :))

    Şu konudada size katılıyorum. Bir sürü kitap okuyup, beyni bomboş insanlar. Çok haklısınız. Sadece okumuş olmak için okuduklarını düşünüyorum. Çünkü bu kadar kitap okuduktan sonra bakış açılarının çok farklı, davranışlarının ve iletişimlerinin çok farklı olması gerekirdi. Emeğinize sağlık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, yeter ki bir tadına varılsın. Okumanın yerini tutabilecek bir başka şey yok.
      Kesinlikle, düşünme özürlülerin okumuşu işi tamamen içinden çıkılmaz hale getiriyor. Allah akıl vermiş, fikir vermiş insanlara, kullansınlar diye. Her okuduğuna inanmak ya da okuduğunu anlamamak okumamaktan daha kötü gerçekten. Teşekkürler:)

      Sil
  13. kitap okuma sürecin çok sancılıymış neyse ki sonra alışmışsın :)

    YanıtlaSil
  14. Serüveniniz başta sıkıcı ama sonradan saran filmler gibi olmuş.. özelikle yazınızın son paragrafını çok tuttum.. elinize sağlık.. okumak yazmaktan kolay ve daha eğlenceli.. bir de yazma serüvenini okumak güzel olurdu..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler:) Yazma serüvenim okuma serüvenim kadar sıkıcı değil. Farkındayım, bu çelişkili bir durum aslında ama elden ne gelir:)

      Sil