Bugün de Taş Ev'den ayrı açtık, şehirdeki evimizde gözlerimizi sabaha. Aşkın Şef'le pazarda buluşacak, gereken malzemeleri alacaktık. Eşim "Ben pazarı özledim, ben de geleceğim." deyince tuttuk pazar yolunu. Cuma pazarına küçük pazar dediğimi biliyorsunuz artık. Hafta sonu taze sebze ve ot almak için bir fırsat oluyor haliyle.
Dünden listeyi hazırlamadığımızdan ne alacağımızı tam olarak kestiremiyorum. Aşkın Şefi arıyorum, telefonu kapalı. Eşim kendinden emin. Taze ne gördüyse alalım diyor. Tarla domatesi en fazla tüketilen sebze. Bir kasa alıp arabaya taşıyorum. Aşkın Şef arıyor. İstediklerini bildiriyor teker. teker. Kadınla erkek arasındaki temel fark. Aşkın Şefle en fazla yarım saatte hallederken pazar işini, eşimle saatler sürüyor. Hüseyin bahçe kapısına gelmiş ama kapı kilitli olduğundan içeri giremiyor. Temizlik gecikecek.
Açılış saatine yarım saat kala gelebiliyoruz yaylaya. Aldıklarımızı arabadan boşaltıp şehre geri dönüyorum hemen. Pazartesi vereceğimiz yemeğe davet edeceğimiz kişilere en geç bugün ulaşmam gerek. Emniyet Müdürlüğüne uğruyorum ilk önce. Müdür cuma namazında günahları için Allah'tan mağfiret diliyor. Diğer protokol, eş dostun bazılarına şahsen bazılarına ise telefonla ulaşıyorum. Yerel gazetelere davetle ilgili bilgi veriyorum.
Mutfakta yeni bir eleman işe başladı. Böylelikle eşim biraz daha rahatlayacaktır diye düşünürken yanıldığımı çabuk anlıyorum. Temizlik ve bulaşık işinden kurtulunca kendine meze ve tatlı imalatına daha çok veriyor. Saniyesi boş geçmiyor yani. Biraz yapı meselesi bu. "Bağlasan durmaz" onun için söylenmiş bir söz olmalı.
Çarşı dönüşü oğlumu da yanıma almıştım. Gelir gelmez tavla oynamak istiyor benimle. Son günlerde bütün oyunları alıyorum artık. Şans bana döndü. Ancak yemeğe davet etmek için arayacağım bir kaç kişi var daha. Davet işi nihayet tamamlanıyor. Sadece altı kişinin gelip gelemeyeceği pazartesi günü belli olacak. Gelenler arasında Belediye Başkanı yok. Özel kaleminden ve şoföründen defalarca ulaşmaya çalıştım kendisine. Dün akşama kadar dönmelerini bekledim. Pazartesi günü yemek saatinde meclis toplantısı varmış. Eğer dönselerdi, davet tarihini bile değiştirebilirdim. Ama dönmeyince yapacak bir şey kalmadı.
Aldığım haberlere göre Tire Taş Ev'i konuşuyor. Sağdan soldan duyan önce keşfe geliyor. Taş Ev'i şöyle bir gezdirip bilgi veriyorum. Bazen oturup çay ya da kahve içtikleri de oluyor. Bu insanlar bir müddet sonra ya kahvaltıya ya da yemeğe geliyorlar.
Peki neyini seviyorlar Taş Ev'in? İlk sıraya manzarasını ve temiz havasını koyuyor misafirler. İkinci sırada taş işçiliği. Buna en çok ben şaşırdım. Neden derseniz, kaliteli bir taş işçiliğinden söz edilemez Taş Ev'de. İşin ilginç yanı belki de buraya sihirli bir hava katan olay, taş işçiliğinin yüz yıldan fazla bir zaman öncesindeki ilk haline benzemesiydi... Taşlar aynı taşlar. Binayı yeniden ayağa kaldıran ustalar doğma büyüme Kaplan köyünün ustalarıydı.
Taş Ev'in hayranlık uyandıran diğer bir özelliği olan ahşap işçiliği kendisine ancak üçüncü sırada yer bulabiliyor. Tireli ağaç ustalarından bu kadar güzel bir eser çıkacağını ben de beklemezdim doğrusu. Taş Ev'in bütün kapı ve pencere doğramaları ile salon döşemesi ve çatısı ahşaptan mamul. Saçaktan saçağa tam olarak 108 metre karelik alan dikmesiz geçilmiş. Orijinal bir mimariye sahip salon çatısı misafirlerin ilgisini çekiyor.
Dördüncü sırada ilgi çeken alt kattaki zeminin desenli karosu. Esasen buraya eski Rum evlerini süsleyen karo taşı döşemeyi düşünüyordum ancak artık o işi döşeyecek usta bile kalmamış piyasada. O canım karo taşının yerini seramik almış. Ben de İtalyan lisansı ile Türkiye'de üretim yapan bir firmanın desenli seramiklerini aldım. Desenin iyi çıkması için boyutlar karo taşta olduğu gibi 20cmx20cm. Kenar suyu ile giriş katının salonunda bir halı görünümü yakalanıyor. Öyle ki, geçenlerde iş için adamın biri geldi. Hava serin olduğu için içeri buyur edip çay ikram ettik. Sonra fark ettik ki seramiğin desenli kısmına basmamak için kenarda ayakkabısını çıkarmış zavallı.
Akşama doğru lise arkadaşlarımdan Naci bir sürpriz yaptı. Ödemiş'e tayini çıkan oğlu ile birlikte gelip beni Taş Ev'de buldular. Verandada oturup sohbet ettik. Naci, İzmir'de deniz ürünleri ile meşhur Kalimera Restaurant'ın sahibi. Geçen sene onun mekanında lise arkadaşları olarak mezuniyetimizin kırkıncı yılını kutlamış, güzel bir gece geçirmiştik.
Naci'yi uğurladıktan sonra oğlumun migreni tutuyor, kendisini eve bırakmamı istiyor. Tatil günümüzde yeriz diye aldığımız çipuraları dışarıdaki mangalda pişirmesini istiyoruz Aşkın Şeften. Tam keyifle masaya oturacak iken yine misafir akınına uğruyoruz. Yukarıda salonda oturuyor misafirler. Biz de havuz başında çaktırmadan indiriyoruz balıkları mideye. Rakılar sinirden kuduruyor...
Dünden listeyi hazırlamadığımızdan ne alacağımızı tam olarak kestiremiyorum. Aşkın Şefi arıyorum, telefonu kapalı. Eşim kendinden emin. Taze ne gördüyse alalım diyor. Tarla domatesi en fazla tüketilen sebze. Bir kasa alıp arabaya taşıyorum. Aşkın Şef arıyor. İstediklerini bildiriyor teker. teker. Kadınla erkek arasındaki temel fark. Aşkın Şefle en fazla yarım saatte hallederken pazar işini, eşimle saatler sürüyor. Hüseyin bahçe kapısına gelmiş ama kapı kilitli olduğundan içeri giremiyor. Temizlik gecikecek.
Açılış saatine yarım saat kala gelebiliyoruz yaylaya. Aldıklarımızı arabadan boşaltıp şehre geri dönüyorum hemen. Pazartesi vereceğimiz yemeğe davet edeceğimiz kişilere en geç bugün ulaşmam gerek. Emniyet Müdürlüğüne uğruyorum ilk önce. Müdür cuma namazında günahları için Allah'tan mağfiret diliyor. Diğer protokol, eş dostun bazılarına şahsen bazılarına ise telefonla ulaşıyorum. Yerel gazetelere davetle ilgili bilgi veriyorum.
Mutfakta yeni bir eleman işe başladı. Böylelikle eşim biraz daha rahatlayacaktır diye düşünürken yanıldığımı çabuk anlıyorum. Temizlik ve bulaşık işinden kurtulunca kendine meze ve tatlı imalatına daha çok veriyor. Saniyesi boş geçmiyor yani. Biraz yapı meselesi bu. "Bağlasan durmaz" onun için söylenmiş bir söz olmalı.
Çarşı dönüşü oğlumu da yanıma almıştım. Gelir gelmez tavla oynamak istiyor benimle. Son günlerde bütün oyunları alıyorum artık. Şans bana döndü. Ancak yemeğe davet etmek için arayacağım bir kaç kişi var daha. Davet işi nihayet tamamlanıyor. Sadece altı kişinin gelip gelemeyeceği pazartesi günü belli olacak. Gelenler arasında Belediye Başkanı yok. Özel kaleminden ve şoföründen defalarca ulaşmaya çalıştım kendisine. Dün akşama kadar dönmelerini bekledim. Pazartesi günü yemek saatinde meclis toplantısı varmış. Eğer dönselerdi, davet tarihini bile değiştirebilirdim. Ama dönmeyince yapacak bir şey kalmadı.
Aldığım haberlere göre Tire Taş Ev'i konuşuyor. Sağdan soldan duyan önce keşfe geliyor. Taş Ev'i şöyle bir gezdirip bilgi veriyorum. Bazen oturup çay ya da kahve içtikleri de oluyor. Bu insanlar bir müddet sonra ya kahvaltıya ya da yemeğe geliyorlar.
Peki neyini seviyorlar Taş Ev'in? İlk sıraya manzarasını ve temiz havasını koyuyor misafirler. İkinci sırada taş işçiliği. Buna en çok ben şaşırdım. Neden derseniz, kaliteli bir taş işçiliğinden söz edilemez Taş Ev'de. İşin ilginç yanı belki de buraya sihirli bir hava katan olay, taş işçiliğinin yüz yıldan fazla bir zaman öncesindeki ilk haline benzemesiydi... Taşlar aynı taşlar. Binayı yeniden ayağa kaldıran ustalar doğma büyüme Kaplan köyünün ustalarıydı.
Taş Ev'in hayranlık uyandıran diğer bir özelliği olan ahşap işçiliği kendisine ancak üçüncü sırada yer bulabiliyor. Tireli ağaç ustalarından bu kadar güzel bir eser çıkacağını ben de beklemezdim doğrusu. Taş Ev'in bütün kapı ve pencere doğramaları ile salon döşemesi ve çatısı ahşaptan mamul. Saçaktan saçağa tam olarak 108 metre karelik alan dikmesiz geçilmiş. Orijinal bir mimariye sahip salon çatısı misafirlerin ilgisini çekiyor.
Dördüncü sırada ilgi çeken alt kattaki zeminin desenli karosu. Esasen buraya eski Rum evlerini süsleyen karo taşı döşemeyi düşünüyordum ancak artık o işi döşeyecek usta bile kalmamış piyasada. O canım karo taşının yerini seramik almış. Ben de İtalyan lisansı ile Türkiye'de üretim yapan bir firmanın desenli seramiklerini aldım. Desenin iyi çıkması için boyutlar karo taşta olduğu gibi 20cmx20cm. Kenar suyu ile giriş katının salonunda bir halı görünümü yakalanıyor. Öyle ki, geçenlerde iş için adamın biri geldi. Hava serin olduğu için içeri buyur edip çay ikram ettik. Sonra fark ettik ki seramiğin desenli kısmına basmamak için kenarda ayakkabısını çıkarmış zavallı.
Akşama doğru lise arkadaşlarımdan Naci bir sürpriz yaptı. Ödemiş'e tayini çıkan oğlu ile birlikte gelip beni Taş Ev'de buldular. Verandada oturup sohbet ettik. Naci, İzmir'de deniz ürünleri ile meşhur Kalimera Restaurant'ın sahibi. Geçen sene onun mekanında lise arkadaşları olarak mezuniyetimizin kırkıncı yılını kutlamış, güzel bir gece geçirmiştik.
Naci'yi uğurladıktan sonra oğlumun migreni tutuyor, kendisini eve bırakmamı istiyor. Tatil günümüzde yeriz diye aldığımız çipuraları dışarıdaki mangalda pişirmesini istiyoruz Aşkın Şeften. Tam keyifle masaya oturacak iken yine misafir akınına uğruyoruz. Yukarıda salonda oturuyor misafirler. Biz de havuz başında çaktırmadan indiriyoruz balıkları mideye. Rakılar sinirden kuduruyor...









