KATEGORİLER

13 Ekim 2020 Salı

AĞAÇ EV SOHBETLERİ # 60

Sevgili Deeptone'un düzenlediği Ağaç Ev Sohbetlerinin 60. Hafta konusunu Bigudili Anne Blogger hazırlamış ve görüşlerini kendi sayfasında gayet güzel bir şekilde paylaşmış. Arkadaşımız, sorusunu sormadan önce Franz Kafka'dan bir alıntı yapmış: "Ölümün olduğu bu dünyada hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında." demiş üstat. Yazarı çok sever, sayarım ve onun bu sözünü içimde özümsediğimi düşünüyorum. Bakış açım bu olduğu için soru oldukça ilginç bir hal alıyor nazarımda. Sorumuz şu: 

ÖLMEDEN ÖNCE YAPILACAK ÜÇ ŞEY?

İnsanın gençliğinde hayalleri geniş ve istekleri büyük oluyor. Bunlara erişmek için bir ömür boyu çaba gösteriyor ve belli ölçüde başarıyor da. Yıllar geçtikçe ya büyük ölçüde hedeflerimize ulaşmış oluyoruz ya da yavaş yavaş yaşam umutlarımızı tüketiyoruz...

Masmavi bir denizin kıyısında ince beyaz bir kumsala açılan bir villa. Rengarenk çiçeklerle bezenmiş bahçeye bakan verandaya kurulmuş üzerinde türlü yiyecek ve içeceklerle dolu geniş bir masa. Hemen yan tarafta insanın içini ferahlatan hafif bir rüzgarın etkisiyle güneş ışınlarının oynaştığı pırıl pırıl bir havuz. Ruhu dinlendiren hafif bir müziğe karışan çocuk sesleri... Kim istemez? 

Fakat bu konuda çoğu insandan biraz farklı düşünüyorum. Çocukluğumdan beri birçok hedefim vardı. Önce okulumu bitirmek, sonra iyi bir meslek sahibi olmak, evlenmek, çoluk çocuğa karışmak... Kısaca her insan gibi ben de normal bir insandan beklenen ne ise onları yaptım. Hiçbir suça karışmadım, başarılı bir meslek hayatım oldu ve son hedefim olan emekliliği hak ettim. Farklı olan yönüm, bundan sonra hayatın akışına kendimi bırakmak! Yani bir hedefin peşinde koşmamak. Önüme çıkanlarla yetinmek. Bugüne kadar pek çok kez üzüldüm, sevindim. Hayat her zaman kendi bildiği gibi devam ettiğini gördüm. 

Belki tatmin, belki de doyumsuzluk bu. Kendimi hala tanımakla meşgulüm. O herkesin hayallerini süsleyen deniz kıyısındaki villam olmasa da olur. Hani olsa kaç gün mutlu edebilir ki beni. O deniz, beyaz kumsal, verandada ailece yenilen muhteşem yemek. Bahçıvanlar, garsonlar, hizmetçiler... Ondan sonra güzel bir yatım olsun açılayım engin denizlere diye geçmez mi aklımdan? Ya da başka hayaller, arzular... İnsanoğlu hayatı boyunca hep fazlasını ister. Bu yüzden fazla bir çaba içine girmeden bıraktım kendimi yaşamın kollarına...

Son bir haftadır blog dünyasından ayrı kaldım. Sağlığımı merak edenlerin içi rahat olsun, gayet iyiyim. Ancak yukarıda bahsettiğim hayatın akışı beni alıp belki hayalini dahi kuramadığım yerlere sürükleyecek. Uzunca bir süre ara verdiğim meslek hayatıma dönebilirim mesela. Aldığım bir iş teklifinde işler yolunda giderse rüzgar beni Endonezya'ya hem de Bali'ye yakın bir yere savurabilir. Eşim zaten hareketli bir hayatı seviyor, o şimdiden işin olması için dua etmeye başladı bile. Dediğim gibi denizin kıyısında güzel bir villa, verandada yiyeceğimiz enfes yemekler, içkiler neden hayal olarak kalsın ki. Bu işle ilgili olarak İstanbul'a gidip geldim, biraz da evde çalışmam gerekti. Bu yüzden blog dostlarından ayrı kalmak zorunda kaldım. Ama yine de aramızda sağlam bir köprü oluşturan Ağaç Ev Sohbetlerinden kopamazdım.

Konumuza dönecek olursak; kendi açımdan bakacak olursam ölmeden yapılmasını düşündüğüm şeyleri sıralamayacağımı anlamışsınızdır. Özel bir hedef ortaya koymaksızın sadece önüme gelen fırsatları değerlendirmeyi tercih ediyorum. Yani bugüne değin belli ölçülerde hedeflerimi tutturduğumu kabul ediyorum. Ölmeden yapmak istediklerim arasında, belki de en sonuncusu, hayalini kurduğum, nezih bir restaurant işletme fikriydi. Evet, bunu da gerçekleştirdim ve gerçekten büyük bir zevk aldım. Mekanıma gelen nice kalbur üstü misafirlerimin içi gidiyordu hem de. Ah biz de emekli olup şöyle bir işletme sahibi olsak diyenler çoktu. Hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değil ne yazık ki. Hele insanlarla uğraşmak belki hayatın en zor tarafı. Ancak, yaşamımızda insan faktörünü dışarıda bırakan bir seçenek muhtemelen bu dünyayı terk eyledikten sonra karşımıza çıkacak.

Evet, ölmeden önce mutlaka yapmak istediğim tek şey yok kafamda, o zaman konuyu başka bir açıdan alayım ben. Ölüm yaşamın doğal bir parçası, doğum gibi. Doğarken elimize verilen bir sınav kağıdı hayat. Vade geldiğinde sınav süresi bitmiştir artık. Biri çıkıp "Hadi, kalemlerinizi bırakın ve kağıtlarınızı kürsüye bırakın." diyecek. Geriye bırakacağım çok fazla izim yok, olacağını da pek sanmıyorum. Yani kağıdım boş! Her ne kadar bu yaşamımı iyi değerlendirmediğim duygusu uyandırsa da bende, en fazla bırakılan iz, bilemediniz birkaç bin yıl kalıyor bu dünyada. İz bırakınca ne faydası oluyor, o da ayrı bir konu, ancak...

Bir şey var ki, yıllardır aklımdan atamıyorum. Milenyumu gördüğüm, yakın geçmişimde büyük savaşların ve akabinde büyük teknolojik gelişmelerin yaşandığı şanslı bir döneme şahitlik ettim ve bu ortamda hayatımı sürdürmeye devam ediyorum. Ne kadar uzun bir zaman geçmesi gerektiğini bilmiyorum ancak hayatın anlamının çözüldüğü bir dönemde yaşamak isterdim. Ölmeden önce öğrenmemin mümkün olamayacağını bilsem de istediğim tek şey hayatın anlamının çözüldüğünü görmek olurdu sanırım. Biliyorum, imkansızı istemek biraz zamanımı alacak...    

43 yorum:

  1. hoşgeldiin, bir haftadır yeni çeviriye başladın diye düşünmüştüm hodjaam :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hayır, maalesef yeni bir çeviriye başlamadım henüz. Bu ara başka işler çıktı işte:)

      Sil
  2. Heyecan verici gelişmeler.
    "Bali'de hayat" konulu blog yazılarınızı keyifle okuyacağıma eminim :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet, siz de bir süre sonra yeniden iş hayatına dönmüştünüz. Bu nedenle sanırım, eskisi kadar sık yazmamaya başlamış, bizleri o güzel yazılarınızdan mahrum etmiştiniz:) Umarım, yazmaya vaktim olur:)

      Sil
  3. Deniz kıyısındaki villa bana saçma gelmiştir. Ya da yazlık diyeyim. Oraya mahkumsunuz çünkü. Ama gezmek, tanımak, keşfetmek. Bir çadırda da yatsanız farklı bir doğaya uyanmak...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben de aynı fikirdeyim. Hani bir arkadaşınızın davetine katılırsınız arada eyvallah. Hiçbir şeye mahkum etmemeli insan kendini. Çeşme'de yazlığımız vardı, satıp kurtulduğumuza sevindim. Çünkü her yaz oraya gitmek zorundaymışız gibi hissetmeye başlamıştık bir süre sonra:)

      Sil
    2. Çok insan öyle malesef. Bir de tadilatı var. Sonuçta oturulmayan deniz kıyısı evlerde rutubet kaçınılmaz.

      Sil
  4. Kendinizi olabildiğince net ifade etmişsiniz. Aslında bu iz bırakma meselesi bence kişinin yaşamı özümseme isteği ve bakış açısıyla da doğru orantılı. Pek çok kişiye göre güzel bir yaşamınız olmuş. Bunun farkında olmanız da güzel tabi ki. İyi kötü günleriniz olmuş, iyi kötü hedeflerinize ulaşmışsınız. Ama insanın içindeki bir nokta yaşamı hep sorguluyor olmalı. Bu sorgu kimi insanda çok, kimisinde az oluyor. Bazısı maddiyatla bu merakın üstünü örtüyor ve düşünmüyor, bazısı için bu merak daha baskın çıkıyor. Dilerim iş konusunda da sizin için hayırlı olan olur.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim:) Haklısınız, ortalama bir insan yaşam seviyesinin altında kaldığımı söylersem haksızlık ederim. O yaşamı sorgulama hadisesi çok uzun zamandır var bende. Maddiyat bunu ne ölçüde örter bilemiyorum ama bence yaşamı sorgulamayı örten en büyük şey inanç sanırım. Bazen inandığına inanamadığında bu merak had safhaya çıkabiliyor. Bakalım, göreceğiz:)

      Sil
  5. Çok heyecanlı gelişmeler!!!!! Ben de çeviri sonrası dinleniyorsunuz diye düşünmüştüm, meğerse koşturuyormuşsunuz :) Hayırlıysa, mutlu olacaksanız inşallah olsun! Sizi Bali'den okumak ne güzel olur!!!!

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hayat bir koşturmaca:) Bakalım günler ne gösterecek.

      Sil
  6. Yokluğunu eminim hepimiz hissettik. Villa fikrine aşık oldum, bizim için hayal senin için gerçek, umarım her şey yolunda gider. Doğru diyorsun iz bıraksak ne olur bırakmasak ne olur! Ben öldükten sonra bana ne :)
    Hayatın anlamına çok kafa yordum, bir arpa boyu yol gidemedim, kafa yormadan tüm iyi işaretleri takip edip yakalayarak belki biraz anlam bulabiliriz, bilmek imkansız.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Uzun bir süreç elbette, yarın neler getirir bilinmez. Bu aralar her gün yeni bir şeyler doğuruyor. Ben hayatın anlamını çözmek konusunda imkansız diyemiyorum. Gerek tasavvufi açıdan gerekse bilimsel açıdan yine de epey mesafe kaydedildi. Depremleri öküzün başının sallamasına bağlayan insanlığın bugün geldiği nokta gerçekten hayret verici. Bunu elbette biri çözecek sonunda ama kaç yüz yıl, bin yıl, milyon yıl sonra bilinmez. İşte o zaman eminim ki her şeyin anlamı değişecek:)

      Sil
    2. Biz gittikten sonra bulmasalar da olur artık, hiçbirimiz 22. yüzyılı bile göremeyeceğiz :)

      Sil
    3. Ben de onu diyorum işte:) Erken gelmişiz dünyaya:))

      Sil
  7. villa ve yat hayalini ben alayım sevdim, arada bir gitmek ne güzel olurdu o villaya, yılda birkaç gün örneğin keyif için. iş hadi hayırlısı, maaş iyiyse gidilir tabii, eşin de sevinir tabii, gezmek olcak, eşin izlemediyse "ye dua et sev" adlı filmin bir kısmı bali de geçiyor, nefis görüntüler, kitabı da güzel, endonezya da görmesem de çok sevdiğim bir yer, oralıları da çok severim, kültürlerini de, bize benziyolar, malezyalılar gibi. hayatın anlamının çözüleceği bir zaman hiç gelmeyecek ki. bir anlamı yok. rastlantı ve kaos işte. belki olsa olsa big bang öncesi çözülür. ama anlam diye bişi yok yaa :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Oldu verdim gitti:) Maaş falan konuşmadık, benim değerimi biliyorlar zaten:))
      Eşim bayılır ama ne zaman olur ya da olmaz bu aşamada bir şey söylemek zor. Fakat kısa vadede olacağını beklemiyorum. Gidilecek uzun ve zorlu yollar var daha:) O filmi mutlaka seyrederiz, hatta eşim ve kızımla birlikte dün akşam seyredecektik, olmadı.
      Hayatın anlamı çözülecektir mutlaka ama o zaman geldiğinde her şeyin anlamı da değişecektir muhtemelen. "Anlam" sözcüğünü belki farklı yorumlamış olabiliriz. Yani sadece kendi türümüzde olduğuna inandığımız zeka ve beyin fonksiyonlarını çözebilirsek epey bir mesafe kaydetmiş oluruz kanaatimce:)

      Sil
    2. sapiens ve homo deus adlı kitaplarda bu konu var. yeni okudum, hafta sonu yazcam. seveceğin tür kitaplar :)

      Sil
    3. Tamam, bekleyeceğim, teşekkürler deep:)

      Sil
  8. Mr. Kaplan heyecandan içim kıpır kıpır oldu sizin adınıza! Ne macera olur ama Endonezya, Bali! Bana göre siz iç huzura giden yolu bulmuş biri olduğunuz için bu iş olmazsa da hiç bir üzüntü vermeyeceğine eminim :) Önemli olan nerde yaşadığımız değil, nasıl yaşadığımız! Sevdiklerinizle olduktan sonra mutluluk hep sizinle olur eminim :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız. Hayatımız macera ve biz bu işi seviyoruz:) Yok, üzülmem. Olursa olur, olmazsa kim bilir hangi kapılar açılır:) Aynen dediğiniz gibi:)

      Sil
  9. Çok ama çok güzel hayaller umarım hepsi bir gün gerçekleşir. Ve yeni hayallere yeni güzelliklere yelken açarsınız. Başka yazılarda da görüşmek dileğiyle.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hayallerin peşinden koşmayı pek sevmem aslında. Hayaller benim peşimden koşsun:) Görüşürüz elbette...

      Sil
  10. Nereye giderseniz gidin, kendinizi de götüreceksiniz ya, eminim mutlu olacaksinizdir. Hayata bakış açınızı yansittiginiz bir yazı okudum ben en nihayetinde... anladım ki, bir şekilde hayatın bir ucundan tutup silkeleyeceksiniz. Ama bali'den ama peru'dan ama ordan veya burdan... eminim ki mutlu yaşayacaksınız, ve dilerim ki... sevgiler.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Anlaşıldığıma sevindim:) Teşekkür ederim, yerin önemi yok, önemli olan sadece huzur:)

      Sil
  11. Ne kadar hareketli hayatınız var, taş ev, taş ev dükkan, çeviriler derken tekrar iş hayatı:)hem de farklı bir ülkede.maceralarızı yazacak zamanınız olur da okuruz umarım.hayatın anlamının bulunmasını görmek de çok orijinal bir istek olmuş. Ben de görmeyi çok isterim:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Aslına bakarsanız benden çok daha hareketli yaşam örnekleri var. Şahsen sakinliği de hareketi de seviyorum. Evet, oldukça orijinal:)) Bizim nesiller için çok zor ama hayatın anlamı üzerinde kafa yormak bile oldukça zevkli bir şey:)

      Sil
  12. Ölmek değilde güzel yaşamak mesele. Hayallerine kavuşman dileğiyle...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Elbette bütün mesele yaşama hakkını verebilmekte. Ne yazık ki, bu yaşamın oynadığı oyunlara müdahale imkanlarımız kısıtlı:) Teşekkürler:)

      Sil
  13. Aldığınız iş teklifin de işleriniz inşallah yolunda gider de Endonezya Baliye gidersiniz..Dünya dönmeye devam ediyor..😊

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hayırlısı ise olsun, evet dünya dönmeye devam devam ediyor:) Hepimize iyi kapılar açılsın:)

      Sil
  14. son yazımdaki tarlakuşlarının çiftliği adlı filmi kaçırma. daha önce demiştim, şirak romanı gibi, 1915 ermeni türk olayı, halep filan, bu filmde güzel bir aşk da var :) güzel film seyri çok hoş, politik açıdan bilmiyom çözemedim, türk karşıtı gibi mi anlamadım :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. OK. Teşekkür, izleyeceğim ve burada değerlendirmesini yapacağım:)

      Sil
    2. Deep bahsettiğin filmi hiçbir yerde bulamadım, ne Türkçe ne de İngilizce. Bir yerde İtalyancası var ama İtalyanca fazla bilmiyorum:)

      Sil
    3. https://www.gotorrent.ga/hd/film/la-masseria-delle-allodole/1448/

      burdan ingilizcesini indirip izleyebilirsiin :)

      Sil
    4. Teşekkürler:) Bakacağım.

      Sil
  15. Bali çok güzel görünüyor ama cidden şansım olursa ben de gideceğim mutlaka. İz konusunda ben de bloğumda yazdığım gibi ben öldükten sonrası beni çok ilgilendirmese de sonuçta bir gün çoluk çocuk falan olursa ya da her çocuk için diyeyim onlara daha güzel bir miras bırakabilmek için küçükte olsa bir iz bırakmak isterim ben=)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Dünyada güzel olan çok yer var. Umarım siz de istediğiniz yerleri gezme görme fırsatınız olur. İz bırakmak konusunda kendimi çok sorguluyordum yakın zamana kadar. Ancak bir süre sonra bunun da boş bir şey olduğunu düşünmeye başladım. Elbette kısa bir dönemden bahsetmiyorum. Şöyle tarihe bir baktığınızda kimler geldi, kimler geçti diyorsunuz. Ne iz bırakanlar unutuldu gitti. Bugün Atatürk'ü bile unutturmaya çalışıyorlar. Bin yıl önce Osmanlı İmparatorluğu bile yoktu, bin yıl sonra Türkiye Cumhuriyeti de olmayacak büyük bir ihtimalle. Ve kısa dönemde olsa, arkamdan iyi adamdı, kimseye kötülüğü dokunmadı, kimsenin hakkını yemedi desinler yeter benim için. Çocuklarıma bırakacağım en iyi iz bu olsa gerek:)

      Sil
  16. bu haftanın ağaç ev konusu çok güzel ki yaaa. senin de vardır geleceğe yönelik fikirlerin mutlaka. geleceğimiz, dünyanın insanın geleceği, bilimsel gelecek, uzay, robotlar filan gibi. senin mutlaka kötümser karamsar düşüncelerin vardır yaaa geleceğimize yönelik. soruyu öyle algıla sen işte, "futurist fikirleriniz var mı, varsa nelerdir" gibi. yazarsın ya nolcak mutlaka vardır benim rüya makinesi hayalim gibi :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben Ağaç Ev Sohbetlerinin amacının bu olmadığını düşündüm deep. Biliyorsun tüm konulardaki sohbetlere katıldım. Katılımcıların ne düşündüğü, ne hayal ettiği önemliydi. Kendimizi tanımak, başka fikirleri öğrenmek ve her ikisini birlikte sorgulamak heyecan vericiydi. Yaratıcı bir fikirdi benim için Ağaç Ev Sohbetleri, böyle bir fikri ortaya koyanları takdirle anıyorum. Bana göre "mim" olayının çok üzerinde entelektüel fikirlerin tartışıldığı, yeni şeyler öğrendiğimiz bir platformdu ve saygı çerçevesinde birbirimizi kırmadan en zıt fikirlerimizi özgürce tartışıyorduk. Şimdi kimseyi kırmak istemiyorum ama "Fütürist Fikirler" diye bir sohbet konusu bana ters geldi. "Fütürist" kelimesini bir tarafa bırak, "geleceği nasıl görüyorsunuz?" sorusuna cevap aramak bile güzel bir sohbet konusu olabilirdi belki. Yoksa konu sahibi arkadaşın sayfasında yaptığı gibi internetten hazır bilgileri bizlere sunmak Ağaç Ev Sohbet platformunun amacına hizmet etmeyeceğini düşünüyorum. Arkadaşımızın yazdıkları faydalı bilgiler, güzel bir yazı olabilir. Fakat esas olan burada kendi fikirlerimizi ortaya dökmek olmalı gibi geliyor bana. Aksi takdirde sadece benim değil şimdiye kadar kökleşen Ağaç Ev Sohbetleri konularında yazmasa bile okuyan bir sürü insanın uzaklaşmasına sebep olacaktır. Ben arkadaşa bir şey demiyorum. O yanlış anlamış olabilir, ki büyük bir ihtimalle böyledir. Arzu ederdim ki, senin burada Ağaç Ev Sohbetlerinin bir sadece kendimize ait fikirlerin özgürce tartışılabileceği bir platformu olduğunu hatırlatasın.

      Neyse, fazla uzattım, senin yazın senin fikrin senin hayallerin. Dışarıdan bir takım örnekler bilgilerle desteklenmiş ve her zamanki hayalci, neşeli tarzda yazılmış. Ben de bir şeyle yazmaya çalışacağım. Kararsızdım yazmak konusunda ama bu kez yazayım hadi yine:)
      Kusura bakma, olur mu?:)

      Sil