KATEGORİLER

1 Aralık 2020 Salı

AĞAÇ EV SOHBETLERİ # 67


Sevgili DeepTone tarafından yürütülen Ağaç Ev Sohbetleri'nin 67. Hafta konusu sevgili Makbule Abalı' dan. Geçen haftanın konusu gibi bu haftanın konusu da çok güzel. Arkadaşımıza katkısından dolayı teşekkür ediyorum. İşte haftanın konusu:

TOPLUMDA GÜVEN DUYGUMUZU KAYBETMENİN NEDENLERİ... 

İnsan ilişkilerinde aranılan en önemli ve kapsayıcı özellik kişilerin birbirine güvenmesidir. Aksi durumda sağlıklı bir ilişki tesis edilemez. Güven duygusu, endişe, şüphe ve tereddüt hissetmeksizin karşımızdakine teslim olmak ve ona kayıtsız şartsız inanmak şeklinde ifade edilebilir. Güven duyduğumuz kişiye duygu ve düşüncelerimizi tüm açıklığıyla sunar, her şeyimizi paylaşırız. Güvenin olduğu yerde dürüstlük, samimiyet ve katıksız bir inanç vardır.

Şimdi, işin teorisine girmeksizin, somut bazı örnekler vererek şahsi görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Evet, toplum geneline yansıdığı gibi ben de başkalarına karşı güven duygumu ciddi oranda kaybetmiş durumdayım. En başta devletime güvenmiyorum, toplumun bütün kesimlerine, arkadaş çevreme, ilişkide bulunduğum kurum ve şahıslara tam manasıyla güvenmiyorum. Toplumda oluşan bu güvensizlik ortamında başkalarının da bana güven duymamasını son derece doğal karşılamama rağmen böyle bir ortam yine de canımı yakıyor. Peki güven duygumun böylesine kaybolmasına yol açan nedenler neler? Maddeler halinde ifade etmeye çalışayım:

1. Adaletin olmadığı bir toplumda yaşıyoruz.

Başta siyasetle uğraşan ve devleti yöneten kişilere güven duymuyorum. Çünkü anayasa ve kanunlar iktidar sahiplerinin, güçlü olanın ya da birilerine rüşvet verenin lehine eğilip bükülüyor. Hani yargı reformu falan diyorlar ya, bütün bu sözlerin toplumda adaletin tecelli etmesinde zerre kadar fayda sağlayabileceğine asla inanmıyorum. Çünkü sözde demokrasi dediğimiz sistem, güvenebileceğimiz kişilerin yönetime gelmesine engel. Siyasiler halkı düşünmek yerine tamamen kendi çıkarlarını düşünüyorlar. Daha da önemlisi görevini ve makamını kötüye kullanmalarından ötürü herhangi bir bedel ödemiyorlar. Yapılan haksızlıklar yapanın yanına kar kalıyor. Diğer taraftan adaletin terazisi doğruyu göstermediği için her türlü ilişkilerinde mağdur ediliyor insanlar çoğu zaman. Yargı bağımsız değil, hakkınız olanı alamıyorsunuz, haklı olduğunuz davalarda haksız çıkıyorsunuz, ya da büyük mücadelelerden sonra ve gecikmeli olarak adalet yerini buluyor ama atı alan Üsküdar'ı çoktan geçmiş oluyor. Bu nedenle hiç kimseye, hiçbir kuruma kayıtsız şartsız güven duymam mümkün değil. 

2. Çevrenin neden olduğu olumsuz insan davranışlarına karşı güven duygumuz azalıyor. 

İlk bakışta doğuştan geldiğine inandığımız mizaç özelliklerimiz aslında çevre koşullarının ürünü. Mevcut kaynaklar incelendiğinde bazı insanların kötü doğduğuna yani kötülüğü genlerinde taşıdığına dair herhangi net bir bilgi mevcut değil. Tam aksine insan doğduğunda "Tabula Rasa" yani yoğrulmamış bir hamur. Çevre onu yoğurup şekillendirmekte. Özellikle yerleşik düzene geçtikten sonra mülkiyetin değer kazanması insan neslinin bazı kötü özellikler kazanmasına neden olmuş. 

Tolumda bencilliğin (egoizm) hayatta kalabilmenin koşulu olduğu algısı oluşmuş durumda. Doğal olarak ilk olarak kendimizi ve daha sonra ailemizin çıkarını düşünüyoruz. Yakın zamanda okuduğum bir blog yazısında eğer on bin kişinin kurtulması için bir kişinin feda edilmesi gerekiyorsa hepimizin o bir kişiyi ölüme göndermeye rıza göstereceğinden bahsediliyordu. Fakat o kişi ailemizden biri olduğunda durum tamamen değişiyor. Yani çıkarımız söz konusu ise tarafsız kalmak oldukça zor. Günümüz şartlarında kişisel menfaatlerimiz her zaman öncelikli olduğundan haklarımızı korumak için her yola başvurmak zorunda kalıyoruz. Herkesin bu doğrultuda davrandığını hesaba katınca başkalarına olan güven duygumuz zedeleniyor.

Kıskançlık, yüzüne gülme, arkadan laf etme gibi insanların kötü özellikleri, güvenimizi sarsmakta etkili davranış biçimleri. Arkadaşımıza ya da bir yakınımıza güvenip sırrımızı paylaştığımızda, onun gidip güvenimizi suiistimal etmesi bizi zor durumda bırakır.  Toplumda güvensizlik doğuran bu tür özelliklere yalancılık, dolandırıcılık, sahtekarlık, çıkarcılık gibi birçok neden ekleyebiliriz. Bukowski'nin dediği gibi "Güvensiz kalplerimizi karaktersiz insanlara borçluyuz."

2. Kendimize olan güven duygusunu kaybediyoruz. 

Çevremize karşı güven duygumuzu yitirmek bizi ister istemez yalnızlığa mahkum etmekte. Yaşamım boyunca topluma olan güven duygusunun günden güne eridiğini düşünüyorum. Eski komşuluk ilişkileri artık yok. Esnaf sözünde durmuyor, işini doğru yapmıyor, kalitesiz malzeme kullanıyor. Pazardaki köylü bile tereyağına hile karıştırıyor. Manav müşteriyi yanıltmak için sebzenin, meyvenin iyisini tezgahın en üstüne koyup el çabukluğu ile poşete çürük çarık olanları sokuşturuyor. Marketlerde yeni gelen malzeme rafın en arkalarına saklanıyor. Aldanmamak için büyük çaba sarf etmek zorunda kalıyoruz. Her ne kadar artık insanlara güvenmiyorum desem de çoğu kez ister istemez güvenmek zorunda kalıyoruz. Bu durum geriyor bizi. Aldandığımız zaman kızıyoruz kendimize. Güvenmekle hata ettim diyerek huzursuz oluyoruz. Başkasının hatasının bedelini ödemek zorunda kalıyoruz.  Ender de olsa güvenebileceğimiz kişileri aramaya devam ediyoruz ama içimizdeki şüpheyi asla yok edemiyoruz. Bu durum kendimize karşı saygı ve güven duygumuzu kaybetmemize yol açıyor, mutsuz oluyoruz. 

Dost sohbetleri zevk vermiyor. İnsanlar sosyal medya üzerinde kendilerini bambaşka kişiler olarak gösteriyorlar. Bütün ilişkiler paylaşmak, yardımlaşmak üzerine değil karşılıklı çıkara dayanıyor. Çıkar çatışmaları en sıkı dostluklarda birbirimize olan güveni sarsıyor. Sahte dostluklarla kendimizi aldatıyoruz. 

Ne yazık ki karamsar bir tablo çizdim. Toplumda güven duygumuzu kaybedince daha dikkatli davranıyoruz. Arkadaş ve dost seçerken daha dikkatli, daha seçici oluyoruz. Bir bakıma yaşama ayak uydurmaya çalışıyoruz. Ayakta kalmamızın tek yolu bu. Diğer taraftan güvenmediğimiz yönetime karşı son derece aciz kalıyoruz.  

27 yorum:

  1. Butün yazdıklarına tamamen katılıyor ve esef duyuyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Durum bu maalesef:( Adaletin hüküm sürdüğü ve insanların birbirine güven duyduğu bir ülkenin özlemi içindeyim.

      Sil
  2. Güvensizliğin en büyük nedeni de bence yargının bağımsız olmamasından kaynaklanıyor,her işin başı ve sonu yargıda başlıyor ve bitiyor..Yargı tam anlamıyla bağımsız değilse, her olumsuzluğğu beklemek mümkün.. : ("Bağımlı Yargı"nın hüküm sürdüğü ülkelerde,"Bağımlı Yargı"nın el atmadığı hiç bir şey yoktur ki,gücü elinde bulunduranların "gücüne güç" katmasın. ") 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Daha önce "Eğitim şart" diyorduk. Adalet gereksinimi eğitimi de sağlık konularını da geri bıraktı. Gözümüzün içine bakarak kandırılmak çok onur kırıcı. Yargı bağımsızlığının olmadığı bir ülkede demokrasiden söz edilemez. Diktatörlüğe demokrasi kılıfının geçirildiği bir ülkede yaşamak güven duygusunu kaybettiriyor vatandaşa.

      Sil
  3. İlave edebileceğim hiç bir şey yok. Enfes bir MR'ı hayatın. Fakat durum bu diye karalar bağlayıp, bir karartma mı uygulamalıyız hayatımıza... Tüm bunlarla mücadele kaçınılmaz olmalı elbette, ama insan kendi "steril" dünyasını da yaratabilmeli, umut ve coşkularından da vazgeçmemeli. Hayat biraz da kesintisiz bir devrim değil mi! Muhtemeldir ki elimizden geldiğince, etrafımızdaki insanların göremediklerini görebilmeleri noktasında çabalar sarf ediyoruz, belki "bazılarımız" bu halk anlamaz, anlamıyor diye düşünerek ve de kendimizi göğe yükseleterek, oralardan koparak siyaset üretiyoruz, dokunmuyoruz... Yaşama -kendimize güvenerek- ayak mı uydurmalıyız, yoksa -bireysel anlamda-yaşamı kendimize uydururken, şu sular çekildiğinde kıyıda kalan deniz yıldızları hikâyesindeki gibi, tek tek de olsa etrafımızdaki insanlara dokunup onlar için diri kalıp fark mı ettirmeliyiz:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef öyle. Hayatımıza karartma uygulamayalım elbette ama gelecek konusunda toplum adına endişeliyim. Bizlerin tuzu kuru neticede. Ancak beni karamsarlığa iten yapılan adalet ihlalleri, eşitsizlik, kötü yönetim. Duyarlı bir insan olarak mevcut durum bizi hayli üzüyor. İnsanlarımızın birbirini severek, güvenerek ülke kaynaklarını eşit ölçüde paylaşarak bir hayat sürmesini arzu ediyorum. Elbette bu arzumu gerçekleştirmek için elimizden geleni yapmaya hazırız. Karşımızda kapitalist sistem o kadar güçlü ve türlü yollarla bizim düşündüklerimizin aksini yapmaya çalışıyor ki.

      Halk anlamaz diye bir şey yok. Fakat bizim üç beş kişiye gerçekleri anlatmakla iş bitmiyor. Halkımızın ekseriyeti okuyup doğruyu araştırmaktan uzak, televizyon kanallarında söylenen her şeye inanıyor. Verilen eğitim bilinçli olarak düşünmeye değil inanmaya, ezberciliğe yönlendiriyor insanımızı. Ve biz ne yaparsak yapalım bu düzen değişmez gibi duruyor. Şu anda ileride bir ışık görmem için hiçbir neden yok. Belki ileride, Atatürk gibi biri çıkar da ülkemizi bağımsız ve insanca yaşanılır hale getirir. Ancak kendimizi kandırmayalım, hangi parti iktidara gelirse gelsin bana göre sistemin değişmesi için demokrasi asla alternatif bir yol değil. Gerisi sadece kendimizi kandırmakta öte bir şey değil. Yorumunuz için teşekkürler:)

      Sil
  4. İnsanlar bencilleşti. Kendilerini kurtardıkları sürece mutlu olan bir kesim var. Oysa ne kadar klişe olsa da aynı gemideyiz. En azından pek çok açıdan. Karşındakini kazıklamak marifet sayılır oldu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bencillik yaşadığımız toplumun bizleri zorladığı bir duygu sanırım. Belki hayatta kalabilmenin koşulu. "Her koyun kendi bacağından asılır." "Önce can, sonra canan." gibi özdeyişler boşuna türememiş. Ne yazık ki, dara düştüğümüzde çoğu zaman yalnız kalıyoruz. Genel olarak annenin evladına karşılıksız sevgisi dışında bir bağlılık düşünmüyorum. Belki güveneceğimiz tek kişi analarımız. Bunun dışında adına ister bencillik, ister başka şey deyin, herkes kendini kurtarabildiği ölçüde mutlu.

      Aynı gemide olduğumuz doğru. Gemiyi farkında olmadan hep birlikte batırmaya çalışıyoruz. Bazılarımızın filikaları can yelekleri var, bazılarımız ise yüzmek bilmiyor. Yüzmek bilmeyenler gemiyi batırmaya çalışanları izliyor sadece, hatta onlara farkında olmadan destek bile oluyor. Yaşamın kendisi de belki böyle bir gemi. Güçlü her zaman güçlü, zayıf her zaman ölmeye mahkum. Kazık atan azınlık ile farkında olmadan kazıklanan çoğunluk ve olayı sadece izlemekle yetinen bizler...

      Sil
  5. Deep'in sayfasına yazdığım gibi "ben" li yaşamın ceremesini çekiyoruz."Biz" li yaşama gecebilirsek kaybettiğimiz çoğu hasleti yeniden kazanabiliriz belki.

    Sabahları Müge Anlı , akşamları haber kanalları arasındaki gerçeğe mahkum olmuş ülkede güven hissi duymak nasıl mümkün olabilirdi ki ? Kendi güvenli,steril yaşamımda ülkenin her yerinden ,her kesiminden, kutsal dediğim aile yapısından irin aktığını görüyor ve işitiyorum.Güvenmemek için o kadar çok neden var ki.Hep mi böyleydik yoksa sonradan mı böyle olduk, göre göre mi her şeyi yapmaya hak görür olduk, bilmiyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biz olmak bir sonuç. Ancak bireysel gayretlerimizle bu sonuca ulaşabilmek bence mümkün değil. Mevcut kapitalist sistem hayatta kalabilmek için bizi "ben" olmaya zorluyor. Bu yüzden bireysel gayretlerimiz son derece kısıtlı kalıyor ve çoğu zaman bu düşünce ve davranışımız bize darbe vuruyor.

      Bence bencillik mülkiyetin sonucunda girdi insanın yaşamına. Daha sonra paranın icadıyla bütün insani değerlerimiz yok edilmeye başladı. Birbirimize güvenmeyen, çıkarcı bir karaktere büründük. Açmazdayız. Çünkü biz olmaya çalışırsak sistemin çarkları arasında eziliriz. Sosyal adalet, hukuk ve eşitliğin olmadığı bir toplumda "biz" olamayız. Ve her geçen gün batağa saplanmaya devam ediyoruz, maalesef.

      Sil
  6. Güzel yazı olmuş emeğine sağlık. Adalet konusunda dediklerine kesinlikle katılıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim:) Adaletin olmadığı yerde güven oluşmaz. Her şeyden önce adalete güven duymak zorundayız. Bunu başarırsak gerisi çorap söküğü gibi gelir.

      Sil
  7. Çok doğru bir yazı. Zamanla birlikte değer yargıları da değişti. Geçmişte değerli olan dürüstlük, adil davranmak, güvenilir olmak gibi kavramalar moda tabirle ''Eski Türkiye'' de kaldı. Yeni Türkiye' de başka şeyler daha önemli.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler:) Evet, ne yazık ki zaman, durumumuzu daha kötüye sürüklüyor. Sevgili dostum, yeni Türkiye'de önemli gördükleri hiçbir şey önemli değil bana göre. Dediğiniz gibi dürüstlük, adalet, karşımızdaki kişiye güven duyamıyorsak, ne yapayım ben köprüyü, kanalı, yolu, havaalanını, Suriye'yi, mavi vatanı, Libya'yı, iha'yı, siha'yı... Memleket birilerine peşkeş çekilirken bir de yaptıklarıyla övünmüyorlar mı? Ben o imkansızlıklarla yaratılan Cumhuriyetin ilk on yılını özlüyorum.

      Sil
  8. Okuma listesine bakarken tekrar Ağaç Evle karşılaşmak şaşırttı beni. Ama çok da mutlu oldum. Konuyu çok benimseyerek seçmiştim. Ama tüm düşüncelerimi yazsam sayfalar sürer diye düşünmüştüm. Güvensizlik nereye kadar uzanır, ucu nerelere dokunurdu? Yazdıklarınıza tamamen katılıyorum. Yazım katkınızla zenginleşti.
    Tekrar düşündüm; Sahte diplomalar geldi aklıma. Üniversite giriş sınavlarında sahte sıralamaları, iptal edilen puanları düşündüm. Sahte pasaport düzenlemeleri, sahte evlilikleri...
    Güven insanın en temel duygusu. Onun yokluğu hepimizi yoksullaştırıyor.
    Esenlikler diliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, harika bir konu. Sizden bu tür yeni konular bekliyoruz:) Okurda farkındalık yaratan ve özgürce tartışabileceğimiz konular, düşüncelerimizin paylaşımı Ağaç Ev'de çok güzel bir ortam yaratıyor. Önerdiğiniz konuda ben kendimi kısıtlamadım. Evet, adalet konusu güvenin temelini oluşturuyor fakat toplumda güven erozyonunun daha çok farklı nedenleri olabileceğini düşünmüştüm ilk başta. Ancak iki maddede topladım ve bu beni şaşırttı diyebilirim. Adaletin dışında insanda (yine çevrenin sebep olduğu) bazı kötü niteliklerin güvensizliğin iki nedeni olarak ortaya koyabildim. Aslında adalet tam olarak tesis edilirse (ki bu mevcut düzende pek mümkün görünmüyor) insandaki kötü niteliklerin de büyük ölçüde azalacağını düşünüyorum.

      Akla o kadar çok şey geliyor ki. Bildiklerimiz inanın bana bilmediklerimizin çok küçük bir bölümü. Sahtekarlık, dolandırıcılık, görevi kötüye kullanma, rüşvet, devlet malına zarar verme ve daha nice suçlar cezasız kalıyor. Sözde Fetö darbesini içime sindiremiyorum hala. Herkes bunun bir darbe olduğuna inanıyor hala. Kontrollü darbe diyeni bile pişman ettiriyor ve Fetöcü terörist ilan ediyorlar. Onlara kucak açan ve ülkenin yabancı bir gücün eline geçmesine neden olanlar hala ülkeyi yönetiyorlar. Eski Genel Kurmay Başkanı maiyetinin çevirdiği dolapları görmekten aciz biri. Başka bir ülkede idama mahkum edilmesi lazım iken bir taltif edip savunma bakanı yapıyoruz. Söyler misiniz neye inanıp neye güveneceğiz bu ülkede? Bu tiyatroyu seyretmek koyun sürüsü olmayıp düşünen bir vatandaşı ne kadar mutlu edebilir?
      En hassas yarama dokundunuz. Umarım insanlar bir an önce gerçekleri görür. Ben de size sağlık ve huzur diliyorum:)

      Sil
  9. Bir gazetede köşe yazısı okuyormuş gibi hissettim. Başlıklar, açıklamalar... Çok güzel anlatmışsın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değer verip okuduğunuz için teşekkürler. Yazdıklarım biraz içimi kararttı ama maalesef hepsi gerçek. Anlaşılmama sevindim:)

      Sil
  10. yaniii adalet hanım, pazardaki köylü esnaftan aldığımız bir tabula rasa hımmm pekiii :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yapma deep, adalet hanımı öyle bir yoğurmuşlar ki ne tabulası kalmış ne rasası:)))
      Köylümüz, esnafımız, sen, ben, hepimiz çoktan çıktık tabula rasa olmaktan:)

      Sil
  11. Her şeyi güzel özetlemişsiniz 👏👏👏

    YanıtlaSil
  12. Hemen hepsine özellikle 1. maddeye aynen katılıyorum. Karamsar bir konu, güvensiz oluşumuz şartlarımızdan mı eğitimden mi, yetiştirilme şeklimizden mi,belki hepsinden kimbilir.Güvensizliğin sonucuda ;tedirgin, suratı asık , mutsuz insanlarla dolu bir toplum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, inanın sadece adalet olması gerektiği gibi işlese eğitim, yetiştirilme şeklimiz ıslah olur böylelikle hem devlete hem de birbirimize güvenimiz yerine gelir. Evet, aynı zamanda huzursuz, tedirgin ve korkak insanlar toplumu...

      Sil
  13. Güven deyince hep eskiyi anımsıyorum annemlere eski zamanları anlattırdığım anlarda farkediyorum şimdikinden farklılıklarını. Yaşadıkça güvenmeyi öğreniyoruz gibi. Zamanla değişen bu çağda insanlarda deli cesareti olduğunu düşünüyorum. Çok acımasızca vicdansızca olanları gördükçe. Bu güven sorununu şu saatten sonra kimsenin aşacağini sanmıyorum. En iyisi artık herkese temkinli yaklaşmak ama insan da bazen güvenebilmek istiyor. Yinede tekrarlıyorum böyle bir donemde güven herkesde karınca kararınca:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaşadıkça güvenmemeyi öğreniyoruz demek istediniz sanırım:) Evet, büyük bir güven erozyonu var. İnsan kendini mutsuz hissediyor böyle bir ortamda. Birinden her an bir kazık yiyecekmiş gibi tedirgin yaşam sürmek huzursuz ediyor bizi. Dediğim gibi başta adaletin olmadığı bir toplumda yaşıyoruz ve bu yüzden elimizden geldiğince zarar görmemek için elimizden geldiği kadar kendi tedbirimizi kendimiz almak zorunda kalıyoruz:)

      Sil