KATEGORİLER

Gezi (27) Günce (613) Kitaplarım (220) ÖYKÜ (124) Sohbet (310) ŞİİR (3)

13 Aralık 2020 Pazar

ÇOCUKLUĞUMUN KOMŞULARI # 4

Bir üstteki ev bizimkilerden biraz farklıydı. Bahçesine fazladan bir, iki oda ilave edilmişti. Muhtemelen daha fazla kişi yaşıyordu bir zamanlar. Ama ben çocukken Nuriye, oğlu ve torunu yaşardı sadece. Nuriye'den bahsetmeye başlarken gülümsememe engel olamıyorum. Değişik bir tipti. Seksen yaşlarında falandı yanılmıyorsam. Zayıf, uzun boylu, yüzü ve elleri kırışıktı ama yürüyüşü dimdikti. Elinde bir değnekle dolaşmayı severdi. Genellikle onu sokakta, üzerindeki pejmürde bir pardösü ile hatırlıyorum. Gevezeydi, yoldan geçen herkese laf atardı, argo, kaba ve küfürlü bir ağzı vardı. Hayır, aslında kadının kötü bir niyeti yoktu, hayatı tiye alan, öylesine eğlenceli bir tipti. Önüne gelene ayıp kelimelerle lakap takardı ama kimse aldırış etmezdi ona. Sataştığı kişilere şöyle bir bakar, tepkisini ölçer, herhangi bir karşılık almadığı zaman muzipçe gülerdi gözlerinin içi. Ben uslu, öyle kavgaya dövüşe karışmayan kendi halimde bir çocuktum. Beni her gördüğünde "kibar ..." diyerek takıldığında utancımdan yerin dibine girerdim. Torunu Horoz Nuri, kavgacı, zayıflıktan neredeyse kemikleri sayılabilen bizim yaşlarda bir çocuktu. Pek arkadaşlık etmezdim onunla. Annesi ya ölmüştü ya da eşinden boşanmıştı. Ailenin geçimini sağlayan babası sessiz, sakin bir adamdı, sabah gider, akşam gelirdi. Nuriye öldükten sonra bahçedeki odayı iki delikanlıya, kiraya verdiler. Liseye başladığım yıllar çevrem hep devrimci gençlerden oluşuyordu. Bu yeni kiracı gençler ise ilk tanıdığım ülkücülerdi, diyebilirim. İşten döndükleri vakit, takıldıkları mahalle bakkalının önünde ara sıra sohbet ederdik. Sağ sol çatışmaları iyice artmıştı. Her gün sağdan soldan birçok kişi öldürülüyordu. Hilal bıyıklı olanı, bir gün, "Süleyman'ı denedik, Ecevit'i denedik, bir de Türkeş Babamızı deneyelim bakalım ne olacak?" dediğinde bu sözleri bize küfür gibi gelmişti.  

İkindi vakti, güneş çekilir çekilmez rahle ya da tokmak dediğimiz ahşap oturaklar kapıların önüne dizilirdi. Bütün kadınlar, çocuklar yerlerini alıp heyecanla çiğdemciyi beklerdik. Çok geçmeden sesi duyulurdu. "Çiğdem çekirdek, çuvalı yirmi beş" Sokağın başında üç bisiklet tekerleği üzerine bir camekanın monte edildiği arabayı süren orta yaşlı adamı görür görmez annelerimizden aldığımız bozuk paralarla onu beklemeye koyulurduk. Satıcı, kapımızın önüne geldiğinde, yirmi beş kuruşa bir küçük çay bardağı çiğdem çekirdeğini önceden eski gazeteleri bükerek hazırlamış olduğu külah ya da fişek dediğimiz kağıtlara doldururdu. En sevdiğim saatlerdi günün o saatleri. Bütün mahalleli anlaşmış gibi kapılarının önünde bir yandan çekirdek çitlerken gelen geçeni seyreder, tanıdık birini gördüklerinde ayaküstü sohbete dalar ya da komşular karşılıklı birbirlerine laf atardı. Önceleri tamamen Giritçe yapılan bu sohbetler, yaşlılar birer birer ölünce zaman içinde Türkçe' ye dönüşmüştü. Fakat yine de çocukların duymasını istemedikleri konularda Giritçe konuşmak büyüklerin iyi bir kaçış yoluydu. Bir gün ısrarla ağızlarından çıkan "mimilis" sözcüğünün anlamını sormuştum anneme. O da sonunda pes edip, "sus, duymasınlar" demek, dedi. O vakitten sonra artık başlarına musallat olacak, ne zaman "mimilis" çıkarsa ağızlarından, bizden sakladıkları şeyin ne olduğunu inatla öğrenmeye çalışacaktım.

Akşam ezanı okunduğunda evlere kapanma vaktinin geldiğini anlardık. Özellikle yaz akşamları yapılan bu çiğdem seremonilerinin son aşamasında, herkes oturduğu rahlesini evlere taşır, kadınlar ellerine aldıkları çalı süpürgeleriyle çekirdek kabuklarını yerde bir tane bırakmayacak şekilde süpürür, temizlerlerdi.     

23 yorum:

  1. Yine o üç tekerlekliyle leblebi tozu satıcısı, dört tekerlekliyle ; acur ya da kelek satıcısı, sepetiyle taze nohut satıcısı, tepsisiyle macun satıcısı ..... Gelen hangisi olursa olsun, biz çocuklar için büyük bir neşe ve eğlence kaynağıydı. Hele de bunlardan birinden bir şeyler alabilecek parası olanlar hayatın torpil geçtiği çocuklardı. Sağlıkla kalın sevgili Kaplan.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne anlatsam bir şeyler eksik kalıyor:) Daha nice seyyar satıcılar, nice anılar var değil mi? "Biz çocuklar için büyük bir neşe ve eğlence kaynağıydı" demişsiniz, bakın o zaman bir aradaydık, birlikteydik sokakta. Birlikte koşardık o seyyar satıcılara, birlikte oynardık. Herkes bilirdi birbirinin iyi ve kötü yanlarını, kime güvenip kimden sakınacağını. Ama şimdi herkesten, birbirimizden şüphe duyuyoruz, güvenmiyoruz hiç kimseye. Bu da yoruyor, tadımızı kaçırıyor. Teşekkür ederim, size de sağlıklı günler dilerim:)

      Sil
  2. O zamanki yaşlılar şanslıymış, bak şimdi 65 yaş üzeri sokakta öyle rahatça gezemiyor:)
    Gazete kağıtlarından yapılan külahlarda ne çok şey alırdık. Güvenle yermişiz ,sokakta satılan her şeyi. Ne çok şey değişmiş.
    Evet herkes evinin önünü temiz tutardı.
    Ne güzel anılar,o günlerde yaşanılanları, ister istemez günümüzle kıyaslıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten şanslılardı pek çok yönden. Özellikle doğduğum evin komşularının çoğu yaşlıydı. Birbirlerine can yoldaşıydı. Şimdiki yaşlıların en büyük sorunu yalnızlık, dediğiniz gibi bir de 65 yaş saçmalığıyla hapsettiler insanları. Ne kadar ağır geliyor onlara bir bilseniz.
      Güzel bir alışkanlık değil mi? Eskiden herkes evinin önünü süpürürse şehir tertemiz olur derlerdi.
      Çok şey değişti, bazen kendimi zaman tünelinden çıkmış gibi görüyorum:) Bir elli sene sonra acaba nasıl olacak hayat, şimdi bunu merak ettim:)

      Sil
  3. çiğdem çekirdek evet ya evlerin önlerinde, benim de en büyük keyfim, her akşam dizi izlerken ayçiçeği yemeek :) horoz nuriiiii, türk sinemasının en ünlü karakterlerinden biri yaaaaa, hep bediaaaaa deeer, bedia muvahhit eeee :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sen bilirsin tabii Deep:) Bizim evde örfi idare var, evde çekirdek yemenin cezası ağır, elektrik süpürgesiyle bütün evi temizlemekten başlıyor:) O bizim Horoz Nuri'mizdi. Vahi Öz'dü galiba senin bahsettiğin horoz:)) Evet, bir de Bedia Mufavvit (böyle demesini daha çok seviyordum) vardı. Yaşasın çiğdem, darı birlikteliği! Tek yol bizim sokak!:)))

      Sil
  4. Eskiden sokaklarda çiğdem, turşu suyu, süt mısır satıcıları dolaşırdı. Hatta sabah sabah gevrek ayağımıza gelirdi. Hoş zamanlar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değil mi? Bayılırdım sokak satıcılarına:) O zaman hepsi temiz ve güvenilirdi. Şimdi güvenemiyorsunuz hiçbirine. Elbette çok göç aldı İzmir, bu değişimin başlıca nedeni bu olabilir.

      Sil
  5. Sizin bu Nuriye teyzenin değişik bir versiyonu da kayınvaldemlerin apartmanında yaşıyordu. Ölünün arkasından konuşulmaz derler ama yazacağım yine de. Ağzı nasıl bozuk bir teyzeydi anlatamam. Her kelimesi küfür, her kelimesi argo ama öyle böyle değil. Sürekli öyle konuşuyor. 3-3 yıl önce bayram ziyaretine gittik teyzeye. Hayatta pişman olduğum nadir anlardan biriydi. Hiç olmadık bir anda hiç olmadık laflar etti. Burada belirteyim akli dengesi yerinde, bunadığı için falan değil gayet bilinçli olarak konuşuyor. O gidişim son oldu. Bir daha kapısını çalmadım. Her şeyin bir yeri zamanı vardır, küfür de edebilir insan, açık saçık da konuşabilir ama yerini bilmek lazım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değişik bir versiyon değil, tıpa tıp kopyasıymış:))) Ben her şeyi burada açık seçik yazamıyorum tabii. Fakat bizim Nuriye Teyzenin bozuk ağzından başka bir kötülüğü yoktu. Ne dedikodusu ne de içten pazarlığı. Herkes onu tanıdığı için alınmazdı sözlerine. Güler geçilirdi. Hani delidir ne yapsa yeridir hesabı. Bizimki de asla deli değildi, cin gibiydi ama bu davranışı ona eğlenceli geliyor olmalıydı. Yabancı bir kişiye aynı ağızla asla takılmazdı, bilirdi başına geleceği. Ama tanıdığı bir kişiyse utandırır yerin dibine batırırdı. Bu durum bizim Nuriye'yi daha da keyiflendirir, yüklenmeye devam ederdi. Ona laf yetiştirmek asla mümkün değildi. Kısaca kusuruna bakılacak bir tip değildi. Huysuz Virjin'in en terbiyesiz hali diyelim:)))

      Sil
  6. Bir solukta okuyuverdim. Bizim zamanımızdan epey bir eskiyi anlatmış olmalısınız. Ama yine de çocukluğum gözlerimin önünde tekrardan canlandı. Güzel günlerdi. Herkesin çocukluğu güzeldir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Galiba insanın hafızasında en çok kalan çocukluğu. Orta yaşlardaki komşularını anlat desen tıkanır kalırım:) Evet, sıra dışı bir çocukluktu bizlerinki:)

      Sil
  7. film gibi tipler varmış. eskiden çekirdekle filan mutlu olunuyordu. şimdi telefonlarımızı, tabletlerimizi alsalar çekirdeğe kalsak, yine mutlu olur muyuz ki?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah sorma:) Elbette telefonla, tabletle mutluluk olur mu? Sanal mutluluk! Bizim çekirdekli mutluluğun elbette yerini tutmaz, canlı canlı:))) Kesinlikle daha mutlu oluruz:)

      Sil
  8. Ne güzel zamanlardır, iyi ki yaşamışsınız.. Bizim de çocukken balkon sohbetlerimiz olurdu komşularla ama sizinki bir başka imiş, sanki başka bir zaman..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet balkon sohbetlerinden çok farklıydı bizimki. Aslında anlatmak yetmiyor, yaşamak gerek:) Doğru o duyguya kapılıyorum yazarken. Çok farklı:)

      Sil
  9. Nuriye teyzenin belki de Tourette sendromu vardı :) Genelde kontrol edilemeyen tikler, küfürler olur. Sokağımızda yaşayan bir adamcağız var, bazı sabahlar metro durağına küfrede ede koşar, erken de çıkmaz, hep bir koşma bağırma hali. Saat gibi de adam, her sabah 7.32’de geçiyor bizim evin önünden :) Alıştım ben ama ilk defa gören için korkutucu bir görüntü. Bizim memlekette olsa dayak bile yerdi heralde....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanmam:) Çünkü tanımadığı kişilere bu şekilde davranmıyordu. Son derece zeki ve cin gibi biriydi o. Daha çok hayatı ti'ye alıyor gibiydi. Tek eğlencesi buydu garibin:) Tanıyanlar güler geçerdi zaten, kimse ne üstüne alınır, ne de ciddiye alırdı onu:)

      Sil
  10. heeey, kelime oyunu 2 son yazan 3 kişiyi okumadın dahaaa, ilkay, evde yaar, pianist deep :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evde Yazar'ı okuduğumu hatırlıyorum. Dur bir bakayım diğerlerine:)

      Sil
  11. Dönem dizisi tadında okuyorum :)

    YanıtlaSil