KATEGORİLER

15 Ağustos 2022 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ #156

Sevgili DeepTone tarafından organize edilen Ağaç Ev Sohbetleri etkinliğimiz tüm heyecanıyla devam ediyorÖnceki haftaların sohbet konularını ve konu başlıklarını öneren arkadaşlarımızın  isim listesini burada bulabilirsiniz. Ağaç Ev Sohbetleri bu hafta 3. yılını doldurmuş bulunuyor. Söz konusu etkinliği başlatan, Edischar ve Taha Akkurt başta olmak üzere organizasyon liderliğini başarıyla sürdüren sevgili DeepTone'a, tartışmalara soruları ve yorumlarıyla destek veren tüm blog dostlarına teşekkürlerimi sunuyorum. Haftanın konusu benden geliyor:

Bu kez güncel bir olaydan yola çıkıp sorumu soracağım. Erzincan İliç'teki altın madeni işletmesinde patlayan bir borudan çevreye siyanür sızdığı ve bu nedenle Çevre Bakanlığınca ilgili kuruluşa en üst sınırdan ceza kesildiği, ardından da olayla ilgili adli soruşturma başlatıldığı, haberlere konu oldu. Haberin ilginç yanı şu; çevreye büyük zarar veren şirket faaliyetlerine karşı eylem yapan Bergama köylülerinin aksine burada şirkete en büyük desteğin tesise yakın bölgede yaşayan köylülerden gelmesi! Erzincan, İliç ilçesine bağlı Çöpler Köyünün hazin bir öyküsü var. Yıllar önce köyleri Keban Baraj gölünün suları altında kaldığı için aşiret mensuplarına devlet tarafından Çöpler Köyünde arazi ve yerleşim hakkı verilmiş. Taşındıkları arazide, altın madeni yataklarının bulunması üzerine aynı aşiret mensupları aileleriyle birlikte ikinci kez yerlerinden olmuşlar. Şirket tarafından arazilerine büyük paralar ödenip ailelerine dubleks evler verilmesinin yanı sıra tesiste yüksek ücretlerle kendilerine iş bulan köylüler, şirketin hiçbir taşeronluk işini dışarıdan birilerine kaptırmamış ve bu yoldan büyük bir rant elde etmişler. Bilim insanları siyanürle kirlenmenin sadece köye değil nehir yatakları vasıtasıyla çok daha geniş bölgelere, Basra Körfezine bile ulaşabileceğinden, hatta bütün dünyayı zehirleme olasılığından bahsediyorlar. Daha önce hayvancılıkla uğraşıp kıt kanaat geçimini sağlayan köylüler şirketin sağladığı imkânlarla ihya olmuş durumda. Bu yüzden soruna dikkat çekmeye çalışan çevre örgütlerini tesise yaklaştırmıyorlar.

"Çevreyi kirleten, doğayı tahrip eden ve canlıların yaşamını tehlikeye sokan işletmelerin faaliyetleri hakkında ne düşünüyorsunuz?"

"İnsanlar yaşadıkları çevreden sorumludurlar. Tüm canlıların yaşam alanı olan çevrenin temiz tutulması, fauna ve floranın korunması, işletmelerin çevre bilincini geliştirmeleri için  her türlü tedbiri almaları, hükümetlerin de bu konuda gerekli yasaları çıkarıp, denetleme görevini yerine getirmeleri gerekir." diyerek işin içinden sıyrılmak ve çevre konusunda ucuz hamaset yapmak bence doğru değil. Bu yüzden sizlere çevrenin öneminden bahsederek görev ve sorumlulukları vatandaşa, kurum ve kuruluşlara ve devlete pay etmeyeceğim. Alman filozofu Goethe'nin (1749-1832), "Herkes kendi kapısının önünü süpürse dünya tertemiz bir yer olur." söyleminin özellikle ülkemiz için pek de geçerli olmadığını ve çözüm eylemini bireyselliğin dışına almak istiyorum. 

Sanayileşmeyle birlikte en önemli küresel sorunlarından biri haline gelen çevre tahribi, insan aktivitelerinin biyolojik ve fiziksel çevre üzerindeki zararlı etkilerinin sonucunda ormanların yok edilmesi, su kaynaklarının yitirilmesi, denizlerin, hava ve toprağın kirletilmesi şeklinde kendini gösterir.

Geçenlerde izlediğim bir youtube kanalında bana hayli ilginç gelen sorulara gençler içtenlikle cevap veriyorlardı. O sorulardan bir tanesi, "Size bir milyon dolar verilecek ve bunun karşılığında dünyanın herhangi bir yerinde, hiç görmediğiniz, bilmediğiniz, tanımadığınız bir insan öldürülecek." Gençlerin neredeyse tamamı teklifi kabul edebileceklerini söylediler. Öyle ki, içlerinden bazıları dünyada nasıl olsa birileri ölüyor diyerek böyle bir teklife çok daha uygun bedelle rıza gösterebileceklerini ifade ettiler. İkinci aşamada soru biraz değişti. "Eğer öldürülecek kişi tanıdığınız bir kişi olsaydı, kararınız nasıl olurdu?" Bu soru karşısında ilk tepkileri görülmeye değerdi. Bir an ne yapacaklarını bilemediler ama biraz düşününce hepsi teklifi reddetti. Gençlerin aynı eyleme, farklı şartlar altında vermiş olduğu samimi tepkiler insan doğasını ne güzel açıklıyor!

İnsan bencil bir varlık, bunu değişmez bir gerçek olarak kabul etmemiz gerekir. Bazı insanlar verdikleri kararın neye mal olacağından bile habersizdirler. Eğer kendine fiziksel ve ruhsal açıdan zararı yoksa küçük bir çıkar uğruna yapamayacağı şey yoktur. İşte tam bu noktada "vicdan" dediğimiz önemli bir özelliğimiz devreye girer. "Vicdan" istisnai durumlar dışında insanlar arasında maddi değeri olan bir varlıktır. Öyle ki, kendisine fiziksel ve ruhsal zarar vermesi halinde bile çıkar uğruna bazı insanlar "vicdan" larını satabilir. Sözgelimi tetikçiler bu sınıfa girer. "Vicdan" işin büyüklüğüne, kişinin ihtiyaç durumuna, sosyal statüsüne, karakter yapısına bağlı olarak satılabilen bir değerdir. Tapu memuru 100 TL karşılığında, devletin bakanı 100.000 TL'ye satar devleti. Bu bedel aynı zamanda kişinin "vicdan" ın bedelidir. Herkesin, her işin bir bedeli vardır. Çok istisnai durumlarda "vicdan" bedeline paha biçilemez. Paha biçilmez "vicdan" sahipleri erdemli insan olma özelliğine ulaşmış kişilerdir ve genel olarak bu tür insanları karar verici mercilere getirmez toplum. 

Devletin vicdanı olmaz, olamaz. Devleti yöneten kişiler vicdani sorumluluklarını yerine getirmedikleri ölçüde çevre sorunlarını ve ülkenin diğer sorunlarını çözemezler. En sağlam yasalar çıkarılsa dahi çevreyi korumak mümkün değildir. Gerekli yasaları düzenlemek, işletmeleri proje aşamasında ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) raporlarıyla ve uygulama aşamasında sıkı denetimleriyle kontrol altında tutmak devletin asli görevidir. Bunun dışında, çevrenin korunmasına yönelik bireysel eylemlerin, soruna çözüm getireceğine asla inanmıyorum. 

Bu bağlamda Erzincan'daki altın işletmesi örneğinde, gerek şirket sahipleri ve yöneticilerinin, gerekse çıkar karşılığı çevreye zarar vermesine göz yuman köylülerin yukarıda açıklamaya çalıştığım insani "vicdan" özelliklerinden medet ummanın boşuna bir çaba olduğunu düşünüyorum. Bu konuda kimin haklı olduğu, kimin doğruyu söylediği anlamsız bir tartışmadır. Şirket gerekli önlemleri aldığını iddia edecek, yoksul köylü çaresizliğinden dem vuracak, çevreciler sonuç getirmeyen bir mücadelenin içinde yer alacaklar. Sonuçta birçok işletme çevreye zarar vermeye devam edecek, sorun asla  çözülmeyecektir. Bu konuda tek çözüm devletin liyakatli kadroları iş başına getirmesidir. Aksi takdirde çıkar uğruna ormanlarımız yanacak, havayı, suyu ve toprağı kirletmeye devam edeceğiz.

36 yorum:

  1. Üçüncü yılı bitirmemiz yüzümde buruk bir gülümseme oluşturdu. Çünkü 2019 yılının bu kadar geride kalması benim için hüzünlü bir yana sahip. Bunun yanı sıra, bloglar arasında yürütülen ortak bir etkinliğin bu denli uzun sürmesi ve daha da önemlisi hiç aksamaması takdir edilesi. Bu noktada siz ve Deeptone da ayrıca bir tebriği hak ediyor. :) Aynı şekilde etkinliğin mimarları Ediscahar ve Taha'ya da bu yorumumu görsünler ya da görmesinler teşekkür etmeden geçmek istemiyorum. Bu etkinlik fikri ilk ortaya atıldığında çok heyecanlandığımı hatırlıyorum. Her hafta bir yazı yazmadım çünkü her hafta bir yazı yazacak denli tetiklenmiş hissetmedim kendimi. Ama elimden geldiğince diğer bloglar tarafından yazılan yazıları okuyup fikir belirttim ve bu benim için kıymetliydi.

    Bu haftanın konusunun güncel bir olay olması ayrıca önemli. Bence de bu durum bireysel önlemlerin çok ötesinde artık. Hatta küçük toplulukların eylemleri de bazı şeyler için fayda etmiyor ve söz konusu bazı şeyler büyük şeyler. Sistemli ve sorunun köküne yönelik bir çözüm getirilmeli. Bu da devletin yapabileceği bir şey. Çevre sorunlarının her daim güncel bir sorun olması ise tüyler ürpertici. Ancak hala daha bir şey yapılmıyor. Bilemiyorum özetle, siz yazınızda güzel bir özet geçmişsiniz zaten.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hislerimin tercümanı oldunuz ilk cümlenizle:) Zaman ne çabuk geçiyor. Ağaç Ev Sohbetlerinin bu kadar uzun bir süre devam edeceğini kimse tahmin edemezdi. Sizin katkılarınız da az değil. Bu tartışmalarla beyin jimnastiği yaparken hem kendimizi tanıma imkanı buluyoruz hem de başkalarının olaylara bakış açısını öğrenmiş oluyoruz. Her bakımdan insanın gelişmesine yeni şeyler öğrenmesine vesile oluyor. Farklı konular tartıştık, bazıları ilgi alanımız dışında kaldı. Ben etkinliği devam ettirmek adına her hafta bir şeyler yazmaya çalıştım. Bazen yazılar komediye döndü bazen en derin felsefi konuların içinde bulduk kendimizi. Bazen de güncel olayları tartıştık. Benim için en güzel tarafı haftada en az bir yazı yazmak zorunda hissetmemdi kendimi. Belki bu sayede üç yıl boyunca yazmaya ara vermedim. Ağaç Ev Sohbetlerinde yazı yazan arkadaşların hepsine yorum yazdığımı sanıyorum. Eğer bir tanesini farkında olmadan atladıysam, üzülürüm. Bütün blog yazılarına yetişemiyorum ama Ağaç Ev Sohbetlerine mutlaka zaman ayırdım.

      Sizin de bu konuda gösterdiğiniz hassasiyet ve verdiğiniz destek yadsınamaz. Bu yüzden kulübün en değerli üyelerinden biri olarak teşekkürü hak ediyorsunuz:) Aynı fikirde olmamıza sevindim. Böyle olunca aynı şeyleri tekrar etmek durumunda kalıyoruz. Hemen aşağıda Sadece C. bizden farklı düşünüyor sanırım. Tartışma ortamı bu sohbetlere ayrı bir renk katıyor. Teşekkür ederim tekrar:)

      Sil
  2. “Herkes emin önünü temizlese Eminönü tertemiz olur” geldi aklıma :))
    Bu ülkede çevre politikası diye bir kelime yok ki daha, biz neyi tartışalım? 5 yaşındaki oğlum sokak kedisi, sokak çocuğu, sokak çöpü.. diye sıralıyor Türkiye’nin özeti budur. O kafada değiliz daha.. Avrupa’nın çöpünü trenlerle bize yolladığını, bizim o toksik çöpleri yakarak havamızı zehirlemek uğruna para kazandığımızı kaç kişi biliyordur meselâ? Ben yine bireyselciyim, bu hükümetle olacak iş değil çevre koruma, biz yine eminönümüzü süpürmeye devam..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eminönü esprisini daha önce hiç duymamıştım, buna çok güldüm:)))
      Nasıl yok sevgili Sadece C. mevzuat bakımından her şeyimiz var evelallah. Kanunlarımız, genelgelerimiz, yönetmelikler, tebliğlerimiz, genelgelerimizle dünya lideriyiz. Ayrıca mevzuata aykırı durumlarda mevzuatı kendimize uydurabilecek kabiliyete ve ileri bir teknolojiye sahibiz:) Ankara otobüs terminalindeydim evvelsi gün. Peronların önünde, terminali ayıran camlı bölmelerin üzerine sigara içmek yasaktır, cezası şu kadar diye kocaman levhası koymuşlar. Kimsenin taktığı yok tabii. Otobüs şoförleri, muavinler, yolcular levhayı görmüyorlar bile. Denetlemeyi bırak, levhanın hemen altına büyük izmarit tablaları yerleştirmişler. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!
      Devletin teşvikiyle Avrupa'nın çöpçüsü olduğumuz çok kişi tarafından biliniyor, haberlerde sıkça dile getirilen bir konu. Velev ki, herkes biliyor, sizce değişen bir şey olur mu? Diktatörlükle yönetilen bir ülkede vatandaş ne yapabilir?

      Şimdi gelelim meselenin özüne:) Siz çevre sorununun bireysel gayretlerle çözülebileceğini öngörürken bense bu konuda bireysel çabaların sorunun çözümüne pek katkı sağlayamayacağını düşünüyorum. Bu tür karşıt fikirlere bayılıyorum. Tekrara düşmemeye çalışarak düşüncemi biraz daha açmaya çalışayım:
      Hükümetle çevre sorununa çözüm getirilemeyeceğini biliyorum ben de. Bizimki gibi çakma demokrasiyle yönetilen ülkelerde hükümetlerden bir şey beklemek safdillik olur. Bizi milli irade sözleriyle kandırıyorlar ama oylarımızla diktatörümüzü seçiyoruz. Üstelik seçmeye zorladıkları diktatör seçenekleri arasında çevre dahil diğer bütün sorunlara el atabilecek, çözüm getirecek biri gelmiyor önümüze. Bu seçenekler tamamen kendi çıkarları için kendilerini ve yandaşlarını ihya etmek, devlet imkânlarını peşkeş çekmek, ülkeyi yaşanmaz bir hale getirecek insanlardan oluşuyor. Kurumlar işlevlerini yerine getiremiyorlar. Liyakat yerine yalakalık prim yapıyor.
      Ben çözümü iyi niyetli bir diktatörlükte görüyorum. "İyi niyetli diktatörlük veya müşfik diktatörlük, otoriter bir liderin devlet üzerinde mutlak politik gücünün olduğu ancak toplumun bir bütün olarak yararına olan politikalar uyguladığı bir yönetim sistemini ifade eder. Müşfik diktatör sadece kendisinin veya taraftarlarının çıkarlarını gözetmeyerek toplumun bütününe fayda sağlamaya çalışır." (Vikipedi) Türkiye'de Atatürk (1923-1938), Singapur'da Lee Kuan Yew (1959-1990) ilk anda akla gelen müşfik diktatörlerdir.
      Eminönümüzü süpürelim, yetmez ama evet:)))

      Sil
  3. Bu haberleri ben hiç görmemiştim öncelikle.
    Bizim memlekette kendisi ihya olan, gerisini önemsemiyor. Bir kez daha açıkça ortaya koyulmuş bu durum burada da... Vicdan falan da yok bunlarda hatta insanlık yok.
    Ay çok sinirlendim ya.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bencilliğin insanın yaratılıştan gelen bir özelliği olduğunu düşünüyorum. Vicdan da aynı. Bazen bencilliği bazen vicdanı öne çıkıyor. Sinirlenmeye, kızmaya gerek yok, yaratan öyle yaratmış ne yapabiliriz? Bu yüzden vicdanı kuvvetli, bencilliği az yöneticilere ihtiyacımız var. Bu tür insanların sayısı ne yazık ki fazla değil:)

      Sil
  4. Roman mahallesinde oturuyorum. Belediyenin sokak süpürenleri roman ve benim sokağımı süpürdüklerinde çok bağırıyorlar. Yukardan gelen roman pastaneye uğruyor, poğça meyve suyu alıyor. Yiyerek geliyor bittiğinde yere fıydırıyor. Aslında 100 adımda bir çöp tenekeleri var. Ben evimin çöpünü atmak için sokak kapımı açtığımda, peçete,poşet, çikolata kağıdı, gofret kağıdı, meyve suyu kartonu, bahçeye giriyor, onların pisliklerinide ben temizliyorum. Sokak kapımın tam karşısı çöp konteynırı:)) bir de okullar açıldığında bunlara okul kağıtları da dahil oluyor.
    Ben plastik atıkları bir poşete toplayıp bahçe demirine asıyorum, bunları toplayanlar alıyor. Gazete dergi sayflarını kütüphaneye bırakıyorum, atık kağıt satışında değerlendirsinler diye. Bahçenin yaprağını bir araya toplayıp üstüne toprak atıyorum, baharda kazılırken gübre oluyor. Yazın akşam üstü hafta da 2 kez kuyunun jeneratörünü açar, evimin ön kaldırımlarını suyla yıkarım toz da gider, ortalık serinlerde. Kışa girerken kaldırım kenarlarında yağmur suyu giderlerinde biriken tozları kürekle toplar boş araziye atarım ki yağmur suyu daha rahat aksın, ama komşum yapmaz yine bir yerler tıkanır kalır. Bahçemin içinde bir gider var ufak bir havuz şeklinde bahçenin yağmur suyu oradan kanala akar.
    Fakat ülkemiz bu konuda yeterli değil, Avrupanın plastik çöpünü biz alıyoruz , niye? toprakta çözünemiyor yazık oluyor ülkemize...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çevre kirliliği beş dalda toplanıyor. Su, hava, toprak, gürültü ve ışık. Ben buna bir de görüntü kirliliğini ilave edeyim. Yazdıklarınıza göre yaşadığınız ortam gerçekten sıkıntılı. Bireysel olarak istediğiniz kadar çaba gösterin bir şey elde edemiyorsunuz. Elbette bu sizin sinirlerinizi de bozuyor. Ben çevre sorunlarının bireysel önlemlerle çözülebileceğini hiç sanmıyorum.
      Çözüm için en başta eğitim geliyor. Ailenin vereceği eğitim de bir yere kadar. Zira ailelerin çoğu yeterince eğitimli değiller ki çocuklarına eğitim verebilsinler. Çevre ve diğer sosyal konularda eğitimin verileceği yer eğitim kurumları. Bu kurumlar devlet tarafından denetleniyor, uygun müfredat yine devletin ilgili bakanlıkları marifetiyle kararlaştırılıyor. Eğer arıza devam ediyorsa bunun tek sorumlusu devlet. Devlet soyut bir kavram, onu görevini yapmadığı için cezalandıramıyorsunuz. Aslında devlet ülkeyi yöneten kişilerden oluşuyor. Bu kişiler vicdan sahibi, liyakatli ve ülkesini seven, geleceği gören kişilerden oluşursa ne çevre sorunu kalır ne ekonomik sıkıntı. Devleti yöneten kişilerin ahlaksızlığından kaynaklanan bu tür sorunları demokrasiyle çözemeyiz. Çünkü demokrasi bizde sadece kağıt üzerinde. Ne eğitim, ne adalet doğru işliyor. Sistem çıkarcı, bencil ve merhamet yoksunu insanları baş tacı ediyor. Gerçek ahlak sahibi, liyakatli insanları başa getirmek yerine bozuk para gibi harcıyoruz.
      Mevcut sistemde çözüm önerim yok. Ancak Atatürk gibi biri gelecek, yasalar uygulanacak, gerekli eğitim verilecek, liyakatli kişiler göreve getirilecek, denetlemeler yapılacak, doğru işe engel olan, sekteye uğratan kişilere en ağır cezalar verilecek, işte o zaman gün yüzü görebiliriz. Aksi takdirde evet, yazık etmeye devam edeceğiz güzelim ülkeyi...

      Sil
    2. Arkamız ilkokul arkadaşım, eğitim var fakat verilen eğitimi almak isteyen yok. Gece okul bahçesi, uyuşturucu içenlerle, kadınlı, kızlı, erkekli topluluklar dolu. Bekçiler geldiğinde 13-15 yaş aralığındaki gençlerin hitap tarzı aynen şu, sen burada üniformana güveniyorsun ama birde bizim mahalleye gel bakalım üniforman işe yarayacak mı diyor. Roman kültüründe yıllar öncesine dönersem eğer bu tür davranışlar yoktu, fakat son yıllarda iyice zıvanadan çıktılar. Eğitimi asla kabul etmiyorlar, ıslah evleri de büyük ihtimal yok herhalde en ufak sorunları yaratanlar hakimler tarafından salıveriliyorlar inan...

      Sil
    3. Eğitim var mı gerçekten? Ben Türkiye'nin tüm okullarında ne sosyal ne de bilimsel manada eğitim verildiğine inanmıyorum. Okullarda vatandaş nedir, hakları, görev ve sorumlulukları nelerdir yeterince öğretiliyor mu? Toplumun gözü önündeki siyasetçiler, tanınmış insanlar örnek birer vatandaş portresi çiziyorlar mı? Yoksa kısa yoldan köşe dönmek, vergi kaçırmak, kendine birer dayı bulmak mı revaçta? Amerikalı ben vergisini ödeyen bir vatandaşım diyerek devlete kafa tutabiliyor, her türlü hakkını arayabiliyor. Bizde devlet kutsallaştırılmış. Tanrı gibi, iyilik de kötülük de ondan gelebilir, biz devlete laf söyletmeyiz diyen insanlarız.
      Konudan biraz ayrılsak da sohbet tadından yenmeyen bir şekle büründü. Bakın arkadaşım arkanızda ilkokul olması soruna çözüm getirmez. İki yüzden fazla üniversitemiz oldu bu ülkede. Yirmi, otuz üniversitemiz olduğu devirlerde dünyanın ilk beş yüz üniversitesi arasına ODTÜ, Boğaziçi girerdi en azından ama şimdi adları geçmiyor. Eğitim, nitelik bakımından değil nicelik yani kalite yönünden ölçülür. Eskiden Roman kültüründe bu tür davranışlar yoktu diyorsunuz. Evet, haklısınız. Bu ülkenin gittikçe cehalete gömüldüğünü göstermiyor mu? Eski lise mezunları bugünün üniversite mezunlarından daha bilgili, daha açık fikirliydi.
      O çocuklara kızmayın, onlar masum. Onları bu hale getiren devleti yönetenler ve o yönetenleri başa getiren sistemde sorun var, sorumlu arıyorsanız yöneticiler ve sistem, suçlu arıyorsanız bu ikisi. Romanların temiz insanlar olduğunu biliyorum. O çocukların bu davranışlarının bir sebebi olmalı. Ayrımcılık, adaletsizlik, ekonomik koşullar ve tabi eğitimsizlik (gerçek manada) başlıca nedenler. Sistem insanları cahil bırakmayı seviyor, onları koyun sürüsü gibi gütmek kolay çünkü. Gereğince eğitilmiş toplum, hakkını arayacak, sorgulayacak, doğruyu yanlışı ayırt edebilecek, çevre bilinci gelişecek. Aksi takdirde sizin mahallede o çocuklar ortalığı kirletirken, terör estirirken büyükleri çevreyi tahrip eden projelere kapıyı açacaklar, ülkeyi mafyaların eline teslim edecekler. Küçük resim sizin okul bahçesi, büyük resim ülkenin mevcut durumu. Değişen bir şey yok.

      Sil
    4. Hükümetle ilgili düşüncelerinize kesinlikle katılıyorum bu konuda hem fikiriz. Ama seçimlerde oy çalındığı sürece gerçek liderler asla koltuğa oturamayacaklar diye düşünüyorum. Çocukluğumda da vardı seçimin ertesi sabahı okulun çöp tenekeleri oy pusuları ile doğru olurdu, yani iş temelde bu şekilde yürüyor..

      Sil
    5. Hırsızlık oy çalmayla başlıyor, orası doğru. Fakat gerçek liderler aday bile olamıyorlar bu sistemde. Parti başkanları başa geldikten sonra ölene kadar koltuklarına yapışıyorlar. Demokrasi bu değil. Biz kendimize daha çok uyan diktatörümüzü seçiyoruz. Seçimi kazanan lider artık devletin sahibi oluyor, padişahların yetkisi bile onun sahip olduğu yetkiden az.

      Sil
  5. bizim ülke böyle işte, çok pisiz yaa, yollarda insanın midesi bulanıyor :) (bu arada eski yazılarına yaptığım yorumları hep gözden kaçırıyorsun, son zamanlarda iki yazına yaptığım yorumları görmedin :) )

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısın, neden böyleyiz biliyoruz ama ne yapabiliriz? Yaptıklarımızla sorun çözülebilir mi? Eğitim şart, ama doğru düzgün bir eğitim. Bir de denetim şart tabii. Devlet bu konularda sınıfta kaldı:))
      Özür dilerim, hiçbir yorumu cevapsız bırakmamaya çalışıyorum. Bu ara Ankara'ya gittim, hafta sonuna kadar İzmir'deyim, sonra Kuşadası'na döneceğim yine. Bu yer değişiklikleri bloglara yorum yapmamı olumsuz etkiliyor. Bu haftaki yazıyı gece 24.00 ten önce yazmak için kendimi bayağı zorladım. Neyse birkaç dakika kala yetiştim:) Bir de Bilgisayarı her zaman yanımda taşımıyorum. Doris Lessing yorumunu atlamışım ama ikincisini göremedim ne yazık ki.

      Sil
    2. yaşam mahkumları 2 :) yorumları otomatik yayınlayınca gözden kaçıyor yorumlar işte :)

      Sil
    3. OK, teşekkürler. Haklısın, bakacağım. Şimdi bir halt karıştırdım onu nasıl çözeceğim, bilmiyorum. Vakt-i dem bir yorum yapmış, sildikten sonra altına uzun bir yorum yapmış. Ben sildiği ilk yorumu sileyim derken alttaki yorum da silindi. Henüz okumaya bile fırsat bulamamıştım, gidip durumu anlatayım.

      Sil
    4. İyi kötü hallettim. Şimdi sana geliyorum. İllaki yazın hazırdır:)

      Sil
  6. Merhaba Mr Kaplan :) Ağaç Ev sohbetlerinin 3 yılı devirmesi ve her hafta başta sizler tarafından olmak üzere tüm blog camiasında sahiplenilmesi çok güzel. Bu sebeple yazınızın başında benden bahsettiğiniz için de çok teşekkür ederim. (Sadece Taha Akyol değil Akkurt olarak düzeltebilirsiniz :) Belki uzun zamandır yorumlarda beni görmediniz ama fırsat buldukça belirli bloggerların yazılarını okumaya gayret ettim, siz de onlardan birisiniz. Bir kez daha kaleminize sağlık :)

    Bu haftanın konusu olarak ülkemizde göz yumulan çevre kirliliğine dikkat çektiğiniz için teşekkürler. Ben de bu konuya ülkemizde rant gözüyle bakıldığını ve devletin politikalarının malesef bu zarara göz yumduğunu düşünüyorum. Toplumsal vicdan en önemli nokta ancak bu vicdana sahip olması gereken yetkililerde eksiklik var. Bu konu çok gündeme gelmeli çünkü geç kalındığında hepimiz için felaket olabilir.
    Tekrardan selamlar :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba, sesinizi duymak ne güzel. Umarım keyfiniz yerindedir. Edischar'la birlikte icat ettiğiniz Ağaç Ev Sohbetleri Nobel Ödülünü hak ediyor. Hatta eğer biraz yazılım bilgim olsa bunu bir forum sitesine dönüştürmeyi bile düşünürdüm, bunu bir arkadaşla da paylaştığımı hatırlıyorum. Çok güzel ve uzun soluklu bir etkinlik oldu, umarım daha uzun bir süre devam edecektir.

      Sorunu bireysel çabalarımızla çözebileceğimizi düşünen arkadaşlarımız var. Onların iyi niyeti karşısında ne diyeceğimi bilemiyorum. Yasaklara karşıyım fakat sistem oturana kadar ağır yasaklar, denetim, ceza uygulamasına geçmesi gerekir devletin. Sözgelimi eskiden şehirlerarası yolculuklarda otobüs içinde sigara içilebiliyor ve daracık alan sigara dumanına boğuluyordu. Şimdi düşünüyorum, nelere katlanmışız. Singapur tam bir yasaklar ülkesi. Sakız çiğnemek yasak. dışarıda sigara içmek için kısıtlı açık alanlar düzenlenmiş. Aksine davranışların cezası ağır. Fakat ülke dünyanın en temiz ülkesi. Belki bir zaman sonra yasaklar kaldırılsa bile o temizlik kültür haline gelecek. Zaten Singapur vatandaşına bu tür yasaklar yasak olarak görülmüyor zaten.
      Kendinize iyi bakın, görüşmek üzere:)

      Sil
  7. insanoğlu birgün paranın yenmeyeceğini ve paran olsa bile alacak gıda kalmadığını gördüğünde bu yaptıklarına çok pişman ve çok geç olucak maalesef kendi sonumuzu hızla hazırlıyoruz....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynı fikirdeyim. Dünyanın çevre sorunlarını yeterince idrak ettiğini sanmıyorum. Belki idrak ediyorlardır ancak küresel şirketlerin boyunduruğu altında pek bir şey yapamıyorlar. Ülkemizde durum çok daha vahim. Göz göre göre ormanlarımız yanıyor, yok ediliyor, yerine saçma sapan beton yığınları dikiliyor. Ranta dayalı bir sistem. Ne yapabiliyoruz, ya da ne yapabiliriz bireysel olarak? Korku yüzünden elimiz kolumuz bağlı. Yanlış yapıyorsun diyen terörist ilan ediliyor. Başımıza iyi bir çoban gerek:)

      Sil
  8. Vakt-i Dem 16 Ağustos 2022, 14.54

    İliç'de olup biteni az çok takip ettim ve ne yazık ki takipten başka bir şey yapamıyorum, yapmıyorum. Vatandaş olarak kusur hanemize yazsın bu, eyleme geçme gücü, iradesi ve en kötüsü de hiçbir şey değiştiremem düşüncesinin kangrene dönüşmesinin getirisi ne yazık ki. Oturduğumuz yerden klavye oynatıyoruz bi tek ve ne güzel de kandırıyoruz kendimizi ya da öyle zannediyoruz. Oysa karınca dahi olsan ateşe bir damla su taşı, safın belli olsun düsturu hakimdi bu coğrafyada.

    Herkes kapısının önünü süpürsün kısmı bir tek uygulayabildiğim şey. Diğer devasa sorunlar benim de, birçok kişinin de boyunu aşıyor ne yazık ki. Meşhur bir söz var ya ; son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık tutulduğunda, beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak diye....insanlık bunu görecek işte. Gelecek nesillere bırakacağımız şey bu ne yazık ki.

    Liyakat denilen şey hikaye bence zira herkesin ağzında gidip geliyor bir liyakat ve siyasal cephede bu sözcüğü ağzına alan her tarafın öyle ya da böyle yaptıkları seriliyor bir bir ortaya. Bizim ülkenin de siyasi kaosu ve aslında ne denli birbirlerinin aynısı olduğu gerçeği göz önüne alındığında, umut yeşertmek pek kolay olmuyor . İşinin ehli olan adam istenmiyor zira menfaat denilen şey damardaki kandan çok daha hızlı akıyor.

    not: babaannemintakvimciği ile aynı sözde buluşmuşuz :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vakt-i Dem; sildiğiniz ilk yorumu kaldırmak isterken yukarıdaki yorumunuz da silindi. Neyse ki tekrar yakalayıp copy-paste yaptım ve kurtardım. Ne yazdığınızı okuyamamıştım bile daha. Sayfanıza gelip özür dileyecek ve yeniden yorumunuzu rica edecektim, neyse ki sorun olabildiğince halloldu.

      Bu konuda benimkinden daha karamsar bir tablo çizdiğiniz hissine kapıldım. Vatandaş olarak İliç'teki olaya ve diğer çevre sorunlarının çözümüne ilişkin elimizden bir şeyin gelmediği doğru. Örgütlenip sesimizi duyurmaya çalışsak terörist oluyoruz çünkü. Yöneticilerin eli kolu bağlı, yanlış giden bir şeye dur demeye kalksalar sürgün ediliyor. Pek çoğu çomak sokmaktansa yanlış kararlara destek verip nemalanıyorlar. Şube müdürü bir arkadaşım, devlet beni korumuyorsa ben devleti nasıl koruyabilirim deyip o da aynı kervana katılmıştı.
      Oturduğumuz yerden klavye oynatmaktan başka bir çaremiz yok maalesef. Zira sorun sistemde. Bireysel çabalarımız sorunu çözmek yerine sadece kendimize zarar veriyor. Beyaz adam paranın yenmeyecek bir şey olduğunu anlayacak, doğru. İnsanın fıtratından gelen egoist duyguları da söküp atamıyorsunuz. Din, Allah korkusunun da pek işe yaramadığını görüyoruz. Yapanın yanına kar kalıyor bütün kötülükler.

      Liyakat bence önemli. Elbette siyasilerin ağzına pelesenk olmuş, diğer pek çok kavram gibi onun da suyunu çıkarmışız. Ne yazık ki sistem işini iyi bilen, ahlak sahibi, geleceği gören, vatanını milletini seven insanların yükselip devletin idaresini ele almalarına müsait değil. Bu bir gerçek. Hangi ideoloji olursa olsun, ülkemizde yapılan siyaset tamamen çıkara dayanıyor. Biri dini, diğeri milli duyguları, öteki Atatürk ve cumhuriyet ilkelerini sömürüp emellerine ulaşıyorlar. Hepsinin ortak emeli para! İktidar hırsı, yalan, dolan.

      Sil
  9. İliç'in ayrıntılı hikeyesini bilmiyordum. Yaşadığı alanların kirlenmesi, belki çocuklarına yaşam alanı kalmama pahasına bugün yaşayayım gerisinden banane demek. İnsanlarda inanılmaz bir bencillik var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İliç beni de şaşırtmadı desem yalan olur. Toplumda bencillik standart:) Bunun yanı sıra bir de korku ekleniyor. Bu şartlar altında köylüye hak veresi geliyor insanın. Zira eninde sonunda devlet gücünü de kullanarak ellerinden alacaklardı arazileri. İş devlette bitiyor. Eğer devleti yönetenler namuslu olsa şirketle köylü karşı karşıya getirmezler zaten.

      Sil
  10. Köylülerin tavrı beni hayretler içinde bıraktı,çok mu cahiller acaba, birileri öldüğünde mi anlayacaklar acaba.Valla biz istediğimiz kadar tepki gösterelim, çevreyi kirleten işletmeler için hergün binlerce imza toplanıyor, imzalıyoruz da ne oluyor, neyin önüne geçebiliyoruz.Herşeyin bir kılıfı bulunuyor nasılsa bu ülkede.Örneğin 80 li yıllarda radyasyonlu çaylar halka içirildi zayi olmasın diye, radyasyonlu fındıklar okullarda çocuklara dağıtıldı,herkes kanser şimdi tv de bir amca konuşuyordu hatırladığım, çay içebilirsiniz diyordu 8 yaşındaydım aklımda bu kadar kalmış .
    Baz istasyonları, yurt dışından Türkiyeye gelen plastik atıklar,çevreyi zehirleyen o kadar çok şey var ki.Herkes kendi evinin önünü süpürse'ye gelince.. Gittiğimiz heryeri kirletip çöpünü arkasında bırakan bir milletiz biz.Bastığımız heryer çöp, parklar, bahçeler, yediğimiz içtiğimiz herşeyi öylece bırakıp gidiyoruz. Hal böyle olunca temiz bir çevre imkansız gibi,yine üzüldüm gece gece

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hemen hatırlatayım:) Çernobil nükleer kazasından sonra Sanayi Bakanımız Cahit Aral, radyasyonlu çayı tv önünde höpürdeterek şov yaptı ve görüyorsunuz sağlığa zararlı değil dedi. Çayın aşırı miktarda radyasyon içerdiği yıllar sonra söylendi ve adı geçen bakan özür diledi. Bu örnek gerçekten devletin bakış açısını ortaya koyuyor.
      Köylüler hem cahil hem bencil. Fakat daha önemlisi arkalarında güvendikleri devlet yok. Çevremizi süpürmek iyi de, egzoz gazlarıyla havanın, kimyasal gübre ve ilaçlarla toprağın, deniz taşımacılığı ve petrol yüklü tankerlerin sızıntısıyla denizin kirlenmesinin yanında hiç kalır. Eğitim ve vatanını, milletini seven liyakatli kişilerin devletin başına getirilmesi dışında bu konuyu daha çok konuşuruz.

      Sil
  11. Biz bu dünyanın içinde doğduk. Bu düşmanlığın nereden türediğini merak ediyorum. İnsanın evi içinde bulunduğu dört duvar değildir sadece koca bir dünya benimm evimm. İnsan kalabalıkların içinde üstüne düşen sorumluluk payının azaldığını düşünür ama bazı konular o kadar hassastır ki ne kadar ihmal edersen sonunu da o kadar hızlı hazırlarsın. Doğa intikamların en iyisini kendine ihanet edenlere saklar, bir ses yankısı gibidir hangi sesi çıkarırsan dönüşü de o olacaktır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu düşmanlığın kaynağı insanın yaratışıyla gelen egoizm bence. Önce can sonra canan diye bir sözümüz var. Ancak cehalet öyle bir şey ki, bilmiyorlar. İnsanın canı ile cananı aynı dünyada yaşıyor ve sadece canını düşünüp cananını bir kenara attığında kendi canından da olacak.

      Sil
  12. sevgili kaplan diary, bu haftanin konusu icin tesekkurler. Ben de ufak capli bir yazi paylastim.Agac evin 3. yili herkese kutlu olsun :) deeptone ve sana ayrica cok tesekkurler, bu etkinligi hic birakmadan istikrarla devam ettirdiginiz icin^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederim böyle güzel bir etkinliği başlattığınız için. Fikir çok yaratıcıydı, umarım daha yıllarca sürecektir. Ayrıca Taha ile birlikte yeni bir etkinliğe başlamanıza ve bloga geri dönüşünüze çok sevindim:)

      Sil
  13. Yazıyı okudum ve ekranda bu konuda ne yazacağımı düşünerek bakıyorum. Elbette siz yine müthiş bir konuya parmak basmışsınız ve yazı benimle örtüşüyor.
    Kendi çocukluğuma döndüğümde ilk hatırladığım şudur; ailemin "sokağa çöp atma" deyişini. Bunun o yaşta söylendiği bir çocuğun beynine kazınır bu cümle.
    Şimdi bir başka çocuğu ele alalım; onun ailesi de "at yere!" diyorsa çocuk fütursuzca çöpleri her yere atacaktır. Çünkü öğrendiği budur.
    Sonuçta iki farklı bakış açısı ve terbiye ile yetişmiş insanların ülkesidir Türkiye maalesef.
    Ve bir zamanlar bu konuda bir denge varsa bile, şimdi tamamen bu fark kapanmıştır. Hangisinin önde olduğu da aşikârdır.
    Teşekkürler bu konu için.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında sevgili Momentos, benim üzerinde durduğum konu çevre bilincinin aileden ziyade okullarda verilmesinin daha etkili olacağı. Haklısınız, bazı aileler duyarlı ve çocuklarını yetiştirirken onların örnek birer vatandaş olması için ellerinden geleni yapıyorlar. Bu tür ailelerin genellikle eğitimli, gelir düzeyi orta ya da üst seviyede. Ülkenin geneline bakarsak bu davranışı ailelerden beklemek doğru olmaz sanırım. Zira eğitimsiz ve alt gelir grubu halk kesimleri çevre bilincine haiz olmadıkları için onlardan çocuklarının bu yönde bir eğitim vermesini beklememiz nafile bir çaba olur.
      Devlet, vatandaşlarını eğitmelidir. Bu onun asli görevidir. Vatandaş çevreyi kirletiyorsa ya da zarar veriyorsa gerekli cezai tedbirleri almalı ve bu tür alışkanlıklara son vermelidir. Bu konuda bireysel çabalar, bence sorunu çözmekten uzaktır.
      Devleti yönetenler ne diyor? "Benim memurum işini bilir." diyor. Bu ne demek, rüşveti verirsen işin görülür demek. Aile rüşvetin ne kadar kötü olduğunu anlatırsa anlatsın, vatandaş işini görmek için mecburen o rüşveti verecek. Vermiyor mu, işi uzar gider...
      Ben kapının süpürülmesinde değilim. Çevre temizliği, hem hijyen hem de görüntü kirliliği bakımından önemli elbette. Fakat olaya makro ölçekte bakıyorum. Ormanlar yakılıyor, tarlalar zirai ilaçlarla zehirleniyor, derelerimize siyanür gazı karışıyor, atmosferimiz karbon gazlarıyla kirleniyor, ülkemiz Avrupa'nın zehirli çöplerinin depolandığı bir yer oldu, Gaziemir'de toprağa gömülen nükleer artıklar, Aliağa'da asbestli gemi sökümleri... Daha burada saymadığım nice çevre faciaları...
      Devlet kutsallaştırılmış, kimse ona lâf edemiyor. İyi de yapsa kötü de yapsa karşı gelinmez diye bir algı oluşturulmuş. Devlet dediğiniz ne ki? Oylarımızla seçilen yöneticiler kooperatifi! Kooperatif iyi yönetemezse nasıl üyeler isyan ediyorsa bizim de kötülerini gönderip iyilerini yerine koymamız lâzım. Gel gelelim o kadar kolay değil bu. Demokrasi dediğimiz yönetim biçimi cahil toplumlarda kâğıt üstünde kalıyor. Düzgün insanlar asla ve asla ülke yönetimine gelemiyorlar. Sadece çıkarcılar, yalakalar, hırsızlar ve uğursuzlar geliyor yönetime. Ben teşekkür ederim:)

      Sil
    2. Ah bu yazdıklarınızda o kadar haklısınız ki... Zaten konuya benim çocukluğumdan girip de bakınca 50 yıldan fazla zaman geçmiş ve o zamandan bu zamana eğitim seviyesi ülkede maalesef bitik. O yüzden dediğinize katılmamak "artık" mümkün değil..
      Bu düzenin değiştiğini görmeyi çok isterim ama imkansız biliyorum.. bizden sonrakilere artık.🙏

      Sil
    3. Yeni bir Atatürk bekliyoruz, ancak mevcut çakma demokrasiyle falan gelmeyeceğine eminim, diğerine ömrümüz vefa eder mi bilmiyorum:)

      Sil