KATEGORİLER

Gezi (27) Günce (613) Kitaplarım (188) ÖYKÜ (122) Sohbet (283) ŞİİR (3)

10 Eylül 2019 Salı

Ağaç Ev Sohbetleri #02

Ağaç Ev Sohbetleri etkinliğinin ikinci hafta tartışma konusu

İrem Can tarafından önerildi.


Hepimizin bildiği üzere doğamız giderek tehlike sinyalleri veriyor. Küresel ısınma ve çevre kirliliği had safhada. Bunlar için geri dönüşüm, sıfır atık, daha az tüketim hatta poşetlerin paralı olması gibi önlemler alınıyor.


Bu konu hakkında düşüncelerimizi paylaşırken daha yaşanılır bir dünya için neler yapmamız gerektiğine cevap arayacağız 


SERA GAZLARINA ÖVGÜ

Ne zaman kutuplardaki buzullardan kocaman bir parça kopup düşse denize, küresel ısınma geliyor aklıma. İçinde bulunduğumuz gezegeni yaşanmaz hale koyan gerçek bir öykünün ilk satırlarını okuyorum adeta.

Milyonlarca yıl kendi halinde tıkır tıkır işleyen muhteşem bir sistemin çarkına çomak sokmuş insanoğlu, farkına varmadan. Bir zamanlar yaşam kaynağımız olarak güneşi belletmişlerdi bize. Oysa o mükemmel çark, güneşi terbiye eden, varoluşumuzun temeli, yerküremizi çepeçevre saran atmosferden başkası değil. O atmosfer ki, şöhreti kötü sera gazlarından kalkan yapmış kendine, zararlı güneş ışınlarını savuşturmuş dünyamızdan ve bu sayede mükemmel bir ortam sunmuş bütün canlılara.

Sera etkisine sahip gazların bir kısmı doğal yoldan diğer kısmı ise insan eliyle oluşturulmuş. Hayatımızı tehdit eden küresel ısınmanın tek sorumlusu olarak gördüğümüz sera gazlarının aynı zamanda yaşam sebebimiz olduğunu çok kişi bilmez. Sera gazları dünyamızın etrafını kuşatarak güneşin gönderdiği kanserojen ultraviyole ışınlarının % 95'ini emer, dünya üzerinde bir örtü oluşturarak ana kara ve okyanuslara giden sıcaklığı sabit tutar ve dengeler. O olmasa biz olmazdık, gece gündüz arasında oluşacak sıcaklık farklarına dayanamazdık.

Atmosferdeki en büyük hacme sahip sera gazının su buharı olması da şaşırtmasın sizi. Evet, % (36-70) oranında su buharının yanı sıra % (9-26) oranında karbon dioksit (CO2), % (4-9) oranında metan ve % (3-7) oranında ozon atmosferimizde bulunan başlıca sera gazları. Ne var ki bu gazlar içinde ısı tutma yeteneği en yüksek olan (CO2) karbondioksit. Yerkürenin var oluşundan bu yana kendi doğallığı içerisinde sera gazlarında hasıl olan değişimlerin bir sonucu olarak soğuk-sıcak  birçok dönem ve buzul çağları görmüştür.  

Peki o zaman problem nerede? Atmosferin sera gazı miktarında ani yükseliş yerküre sıcaklığının kısa süre içinde artışına neden oluyor Şöyle ki, geçmişte 150.000 yıla yayılan değişim bu kez 150 yıla sıkışmakta. Sadece insan değil mikroorganizmalar, bitkiler, hayvanlar, kısaca her tür ve cinsten canlı varlık böylesine ani ve böylesine büyük bir değişikliğe şahit olmamış bugüne kadar. Geçmişte bu tür ısı değişimleriyle karşılaştıklarında bütün canlılar evrim geçirerek ortama uyum sağlamışlar, bunu başaramayanlar ise yok olup tarih sahnesinden silinmişler.  Şimdi karşı karşıya kaldığımız durumda  yaklaşık iki insan ömrü kadar bir süremiz var. Asıl problem birkaç derecelik sıcaklık değişiminin çok ötesinde, yani olacaklara hazırlıksız yakalanmamızda.

Bilim adamları dünya ortalama sıcaklığının bir ya da iki derece artması halinde bile dünyada bazı bölgelerin çölleşeceği, deniz ve okyanus seviyelerinin artış göstereceği, kuraklığın artacağı, tatlı su kaynaklarının azalacağı, bazı bölgelerin su altında kalacağı, açlık nedeniyle kuzey kutbuna doğru göçlerin başlayacağından ve savaşların kaçınılmaz olacağından bahsediyor.

https://youtu.be/R_pb1G2wIoA

Sanayi devriminden bu yana fosil yakıt kullanımındaki artış, atmosfere çok miktarda (CO2) karbondioksit salınımına sebep olurken halen atmosferdeki mevcut karbondioksit konsantrasyonunun seksen yıl sonra iki katına çıkacağı tahmin edilmektedir.

Garip bir sekilde sera gaz salınımının ikinci büyük sorumlusu geviş getiren büyük baş hayvanlar. Onların her biri güçlü birer metan gazı üretcisi. Hatta bazı bilim insanları ineklerin ürettiği gazın araçların atmosfere bıraktığı sera gazlarından daha etkili olduğunu iddia etmekte. Metan gazının karbondioksite göre 23 kat daha güçlü olması ineklerin küresel ısınmadaki etkisini önemli kılmakta. Doğal dengenin bozulması, dünyanın muhtelif yerlerinde mevsim şartlarının değişmesine sebep olmaktadır. Kuraklıklar, seller ve tabii afetler daha sık görülmeye başlanmıştır. Artık kıtlık, açlık ve sefalet dünya üzerindeki canlıların kaçınılmaz kaderi olacaktır. 

En büyük sera gazı üreticisi ABD, Türkiye dahil olmak üzere bütün dünya devletlerince kabul edilen Kyoto sözleşmesini imzalamaktan kaçınmıştır. Kyoto sözleşmesi ile fosil yakıtlar yerine yenilenebilir enerji kaynakları (hidro-elektrik, güneş, rüzgar vs) teşvik edilmiş, devletlerin sera gazı salınım miktarlarının zaman içinde azaltılması hedeflenmiştir.

Zamansız su taşkınlarının, hortumların, kutuplardaki buzul erimelerinin, tayfunların, mevsim normallerinin çok üzerinde seyreden hava sıcaklıklarının sebebi olarak küresel ısınmaya işaret ediliyor. Durumun bu kadar vahim olmasına karşılık verilen taahhütlerin eyleme dönüştürülmemesi kafaları biraz karıştırmıyor değil. Yenilenebilir enerjinin maliyeti diğerlerine göre hayli yüksek. Çevreyi korumanın ve küresel ısınmanın getireceği olumsuzluklardan kaçınmanın bedeli bu elbette.

Sanayi devrimini tamamlamış, milli geliri yüksek Avrupa'nın, küresel ısınmaya karşı tedbir alması, Kyoto protokolünü gönüllü olarak uygulaması itibarlı bir davranış. Bununla birlikte az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere gelen ek maliyetleri bu ülkelerin tek başlarına yüklenmeleri pek adil olmasa gerek. Zira mevcut durumun baş sorumluları bugüne kadar atmosfere en fazla sera gazı salınımında bulunan, sanayileşme sürecini tamamlamış, gelişmiş ülkeler. Durum böyle olunca, küresel ısınma sorunu, az gelişmiş ülkelerin tepesine basabilmek için küresel şirketlerce tezgahlanan yeni bir oyun mu diye sormaktan alamıyorum kendimi.   

KÜRESEL KİRLENME

En az küresel ısınma kadar önemli çevre kirliliği. Dünyamız o hale geldi ki kelimeler meramımızı anlatmaya yetmiyor. Çevre kirliliği derken insanın aklına ilk olarak kapısının önü geliyor. Esasen üzerinde durmak istediğim konular az tüketim, naylon poşet kullanımından kaçınmak, sıfır atık falan değil. Elbette bu sayılanlar da önemli ama anlatacaklarımın yanında masum kalıyor. Bu nedenle çevre kirliliği yerine "küresel kirlenme" ifadesini kullanacağım. Toprağımız kirlenmiş, suyumuz, havamız kirlenmiş, kirlenmekle kalmamış zehirlenmiş. Zehirlediğimiz toprağımızla zehirlemişiz kendimizi.  Sadece kendimizi değil bizimle birlikte çocuklarımızı, torunlarımızı... 

Yaklaşık 12.000 yıl önce yerleşik hayata geçerek tarım toplumu olmamızdan sonra binlerce yıl çevremizi kirletmeyi beceremedik. Ne olduysa son 150 yılda oldu. İnsanoğlu daha çok kazanma hırsı ile geri dönüşü olmayan yollara sürüklendi. Küresel şirketler tarımı bitirdiler, toprağı, suyu ve havayı canlıları öldüren, vücutlarında kalıcı hasar bırakan, kanserojen kimyasal ilaçlarla zehirlediler. GDO'lu tohumlarla ürettikleri dna mıza işlenip gelecek nesillere aktarılacak. Topraktaki zirai kimyasallar yağmurla derelere, derelerden denizlere taşınıyor. Denizden tutulan balıklarda mutasyon geni tespit ediliyor. Tavuklar, kırmızı etler hep aynı. O kadar kirlendik ki içecek temiz bir bardak su bulmakta güçlük çekiyoruz.

Belki henüz farkında değiliz ama birkaç kuşak sonra çıkacak her şey ortaya. Küresel kirlenme küresel ısınmayı aratacak korkarım.

20 yorum:

  1. Bu hafta okuduğum en bilgilendirici yazıydı galiba. Son 150 yıl gerçekten her şeyi çok çabuk tükettik, yaşama hakkımızı da çabuk tüketiyoruz fark etmeden. Bizi ve sonraki nesilleri nasıl bir dünya bekliyor? bunu hayal ederken korkuyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim kafamı da meşgul eden konulardan biriydi bu. Ağaç Ev Sohbetlerinin ikinci konu başlığı da damarıma bastı. Elimde Soner Yalçın'ın kitabı var, yarın bitirir, onun hakkındaki düşündüklerimi de yazarım. Konu standart, Yalçın da aynı konuları ele almış. Bir de öykü diye başlayıp romana çevirmeyi düşündüğüm bilim kurgu bir kitabım var aynı konularda. İlginç olan hepsinin birbiriyle alakası olmadığı halde üst üste gelmesi:)

      Sil
  2. Sizin yazınızı boşuna beklemiyordum ben. "Tehlikeli Sular" yazınızda anlattığınız yola doğru gidiyor dünyamız. Ve eninde sonunda insan da evrim geçirecek, sanırım oksijensiz ve hapla beslenilen bir ortama, kimbilir belki insan bile olmadan robotik bir evren hüküm sürecek. Ben daha bu yazının üstüne ne yazarım diye düşündüm cidden.. teşekkürler,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten bu konu peşimi bırakmıyor. Bu yazı, okuduğum kitap, Tehlikeli Sular'ın etrafında dönüyor. Öyle ki, hiç de bilim kurgu gelmemeye başladı artık olanlar. Sapiens kitabını okuyorum bir yandan. Kuzin Neandertal buzul çağı da dahil olmak üzere en az 250.000 yıl yaşamış. Sapienler o kadar şanslı olmayacak ne yazık ki. Ne diyelim, zeka var, akıl yok:)

      Sil
  3. Bilimsel bir makale gibi olmuş 👍👏👍👏

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilimsel olmamasına çalıştım ama kendimi bu konulardan alamıyorum şu sıralar:))

      Sil
  4. Çok bilgilendirici ve faydalı bir yazıydı, teşekkürler Tryha. Artık her şeyde bir anormallik var. Mevsimler, yiyecekler.. Sonumuz hayr olsun diyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederim. Konunun içine girince insanın içi kararıyor. Ne yazık ki buna benzer konulara gündemimizde yer yok(!)

      Sil
  5. Sera gazları konusundaki bilgileri bilmiyordum. Çok detaylı, bilgi veren ve farkındalık yaratan bir yazı olmuş :)

    YanıtlaSil
  6. Teşekkür ederim:) Anlatılanlar korkunç. Umarım bilim yanılıyordur.

    YanıtlaSil
  7. Oligarklar küresel kirlenmeyi bilinçli olarak yapıyorlar, aslında cahil büyük kitleleri imha operasyonu. Fakat sonunda onları da vuracak mı? onu zaman gösterecek. ve doğa bir şekilde kendini kurtaracak bir çözümü bulacak ama biz insanların soyu tükenmiş olacak. Elinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dünya eugenic (öjenik) politikalar savunan ruhsuz, sapık insanlarla yönetilmekte. Gezegenimizde kirliliğin esas sebebi olan bu kafaların temizlenmesi lazım ki soyumuz devam edebilsin.
      Teşekkür ederim.

      Sil
  8. Greenhouse gases oncrease every day. People never pay attention to their actions, others still don't believe it but we will pay the price eventually. Sad!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. The cost of renewable energy is higher. Therefore 15 billion of metric tons of fossil fuels (oil, coal and natural gas) are consumed yearly which equals 81 % of the total energy needs of the world. In this case I don't want to believe the consequences of greenhouse gases. I hope that what we are told is just a fabricated scenario. Otherwise, the situation is too bad.

      Sil
  9. That is such am important topic and you presented it very well, I think we should all take care about our planet more. Have a lovely day ☺

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yeah, maybe it will bring the end of humanity. I believe our efforts will remain quite limited. It is better we vote for the politicians who are aware of the seriousness of situation.

      Sil
  10. Thanks for sharing this important information

    YanıtlaSil
  11. aman aman o zaman daha fazla ısınmasın ya korkunç deseneee :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dur daha neler var. Cowspiracy belgeselinden bahsettim son yazımda. Daha fazla ısınmasın istiyorsan et, süt, yoğurt, yumurta yemiyeceğiz, vegan vegan dolaşacağız ortada:)

      Sil