KATEGORİLER

2021 PLANI (1) Gezi (27) Günce (613) Kitaplarım (179) ÖYKÜ (122) Sohbet (266) ŞİİR (3)

13 Ekim 2021 Çarşamba

1984 - GEORGE ORWELL

Kitabın Adı: 1984

Yazar: George ORWELL

Sayfa Sayısı: 462

Yayınevi: Can Yayınları (Özel Baskı)

Çeviren: Celâl Üster

Türü: Roman (Distopya)

Uzun yıllar önce okuduğum, unutulmaz romanlardan biriydi 1984. Can Yayınlarının bu özel baskısını oğlum, eşimin doğum günü münasebetiyle kendisine hediye etmişti. Siyah kutusu, kaliteli kağıdı ve özel tasarımıyla oldukça cezbedici görünüyordu. Bazı kitaplar yirmi yıl arayla yeniden okunmalı. Yirmi yılda gerek kişisel gelişimimiz, gerekse değişen dünya şartları aynı kitap üzerinde üzerimizde farklı etkiler bırakabiliyor. Orwell'in 1984'ünü ilk okuduğumda komünizm ideolojisini ve bunun yol açacağı ürpertici sonuçların neler olabileceğini düşünmüştüm. O günden bu yana ayrıntılar kaybolsa da ana fikir olarak hafızamda kalan Big Brother karakteri ve toplumun yoğun bir korku iklimi içinde insan olma özelliklerini kaybetmesiydi.  

1984 romanını ikinci kez okuduktan sonra olayların günümüz toplumuyla pek çok noktada benzeştiğini gördüm ve bu durum beni tamamen farklı açılardan değerlendirmeye itti. Big Brother, hakim güç, her şeyi bilen, her hareketimizi gözetleyen ve kuralların dışına çıktığımızda bizi cezalandıran muazzam bir otorite! Kural derken yazılı bir metin söz konusu değil, zamanın koşullarına göre değişebilen, buna göre geçmişe dair bütün kayıtları istenen şekle sokabilen bir sistem. Big Brother, bir zamanların Stalin'i, Hitler'i, Mussolini'si, günümüz Türkiye'sinde karşılığı aşikâr!

Kurgu roman muazzam bir öngörüyle dünyaya hükmeden üç büyük güçten bahsediyor. Amerika ve Büyük Britanya'yı içine alan Okyanusya, Avrupa ve Kuzey Asya topraklarına sahip Avrasya ve Güney Asya ülkelerinden müteşekkil Doğu Asya. Bugünün üç aşağı beş yukarı, süper güçleri olan ABD, Rusya ve Çin ile benzeşmesi yazarın inanılmaz bir öngörüsü. Olaylar Okyanusya'nın bir eyaleti konumundaki Büyük Britanya'da geçiyor. Roman kahramanı Winston Smith, sisteme aykırı davranışlarından ötürü içinde türlü işkencelerin de yer aldığı bir dizi işlemden geçiriliyor. Peki nedir suçu, Winston'un? Düşünmek! Hatta daha da ileri giderek sistem tarafından asla müsaade edilmeyen bir davranışta bulunuyor ve bir kadına aşık oluyor. Toplumda herkesin birbirinden kuşkulandığı bir ortamda gizli kapaklı yürütülmeye çalışan aşk hikayesi romana değişik bir hava katıyor.

Romanda en çok ilgimi çeken hususlardan biri de dile verdiği önem. Big Brother ülkesinde devrimden önce bütün geçmiş silinmeye çalışılıyor. Dil düşüncenin temeli olarak görüldüğü için eski söylem olarak adlandırılan konuşma dili hafızalardan silinip yeni söylem adıyla bambaşka bir dil üretilmeye çalışılıyor. Roman kahramanı Winston Gerçek Bakanlığında çalışıyor. Görevi Big Brother tarafından alınan kararları ve geçmişte söylediklerine tenakuz oluşturacak her türlü söylemi dikkate alarak geçmiş tarihli gazete, kitap ve dergi gibi yazılı dokümanları değiştirmek suretiyle tutarlığı sağlamak. Sözgelimi önceki yıl büyüme oranı % 15 olarak ifade edildiği halde bu oran % 5 gibi gerçekleştiğinde, hemen geçmişte yazıya dökülen bu beyanatlar bulunup % 15 oranı % 3 ile yer değiştirilmekte ve ülkenin büyüme oranının tahminlerin üzerinde gerçekleştiği ilân edilmekte. Yeni söylemde Gerçek Bakanlığı eski söylemin Sahtekarlık Bakanlığı yerine geçse de bu durum insanların kafasının içine gayet doğal, sıradan bir şekilde sokuluyor. Benzer olarak nefreti körükleyen Sevgi Bakanlığı, Savaşı körükleyen Barış Bakanlığı gibi bakanlıklar sistemin önemli araçları. 

Big Brother'ın ülkesinde üç sınıf mevcut. Birincisi iç parti görevlileri ki bunlar Big Brother'a en yakın ve diğer kesimlere göre daha üst seviyede bir yaşam sürebiliyor. Diğer bir grup ise dış parti görevlileri. Bakanlıklarda çalışan bu memurlar kendilerinden istenen görevleri sorgusuz sualsiz yerine getirmekle sorumlu. Düşünce aşamasında olsa bile sisteme karşı herhangi bir davranışları buharlaşmalarına neden olabiliyor. Buharlaşma, o kişinin gelmiş geçmiş tüm bilgilerinin yok edilerek öyle birinin hiç yaşamadığı anlamına gelmekte.  Ve sonuncu sınıf proletarya, yani sıradan halk kesimi. Bu grup insanlar dış parti görevlilerine göre biraz daha fazla hakka sahip. Örneğin dış parti görevlileri karşı cinsten biriyle ilişki kuramadığı halde proleter kesimde buna müsaade edilmekte.  Bu durum, onlara verilen önemden değil zararsız görülmelerinden kaynaklanıyor.

Elbette bütün bu düzenin kollayıcısı Düşünce Polisi. Big Brother iç ve dış mekanlarda yer alan birçok tele-ekran sayesinde insanları gözetliyor. Tele-ekran sadece izlemekle kalmıyor, insanların heyecanlanmaları, kızarmaları gibi farklı davranışlarını değerlendirip sonuca gidebiliyor. Bu bakımdan büyük bir korku iklimi söz konusu. Buna rağmen aşk galip geliyor ve komşu bir birimde çalışan Julia'ya ilk görüşte aşık oluyor kahramanımız. Aşık olmakla kalmayıp sistem  hakkında eleştirel düşünceler de üretiyor. Bir süre gizli olarak bazen kırsal alanlarda bazen de halk kesimindeki bir antikacı dükkanında beraber olan çift, beklendiği gibi sonunda yakayı ele veriyor. Önceden Big Brother'ın yanında yer alırken ondan ayrıldıktan sonra sözde onun kurduğu sisteme karşı çıkan Goldstein adında başka bir güç var. Winston bu güce hizmet ettiğine inandığı üst düzey bir parti yetkilisiyle sisteme açıkça baş kaldırmaya yöneliyor. Fakat ne var ki bu kişi Big Brother'ın casusu çıkıyor. 

Bundan sonra üç aşamalı işkence süreci başlıyor. Winston ağır işkenceye maruz kaldıktan sonra istenilen kıvama getiriliyor. Öyle ki, iki artı ikinin beş olduğuna dahi ikna ediliyor ama Julia'yı kaybetmeyi yine de göze alamıyor. Aşkın gücü! Son aşama 101 numaralı oda. Burada korku devreye giriyor. Winston çocukluğundan gelen sıçan korkusuyla yüzleştiriliyor ve aklı başından gidiyor. Bu aşamada artık gözünde Julia da yok oluyor. Julia'ya istediğinizi yapın, isterseniz öldürün onu ama beni bu ortamdan çıkarın diye yalvarıyor. Korku aşkın, sonunu getiriyor bu aşamada. 

Düşünce polisinin ülkemizde farklı formlarda karşımıza çıktığını görmek mümkün. Düşüncenin dile getirilmesi sebebiyle sansür uygulamaları, hapis cezaları, açılan binlerce dava ve süregelen algı operasyonları bende 1984 kurgusal romanında büyük bir paralellik çağrıştırıyor. Eğitim sisteminde siyasi müdahaleler yine teokratik bir baskının sonucu. Celal Üster'in mükemmel çevirisinde yaşadığımız ülke şartlarına ilişkin daha pek çok benzerlik bulabilirsiniz. Ayrıca kitabın sonunda iki ek bulunmakta. Birincisi yeni dilin içeriğini açıklayan "Yeni Söylem Kuralları" diğeri ise çevirmenin kitap hakkındaki değerlendirmeleri. 

Kitabı bitirdiğimde etkisinden kurtulamadım uzunca bir süre. Hızımı alamayıp 1956 yılında vizyona giren ve romanla aynı adı taşıyan filmi izledim. Kitaptaki detayların hepsini barındırmasa da filmi beğendiğimi söyleyebilirim. Fakat aynı yazarın diğer bir kitabından uyarlanan Hayvan Çiftliği filminden aynı zevki almadım.   

18 yorum:

  1. Bir ara başlamıştım romana, sonra nedense unuttum gitti. Verilen mesajlar hem geçmiş hem günümüz dünyasını hatırlatıyor. Bana biraz durağan geldiği için hızlı okuyamıyorum. Bir ara tekrar dönüş yapacağım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlk okuduğumda masal gibi gelmişti bana. Oysa günümüz dünyasında büyük benzerlikler içeren son derece gerçekçi ve ileri görüşlü bir roman. Okurken insanın tüylerini diken diken ediyor. Bence bir kez daha deneyin:)

      Sil
  2. Bu yeni baskıya bayılıyorum. Eşime de arkadaşları hediye etmişti.
    En son pandemi öncesi tiyatroda izledim, kitabın oyununu.... Dediğiniz gibi belirli bir yaştan sonra değerlendirmek de ayrı bir bakış açısı... İzlerken çok rahatsız olduğumu hatırlıyorum. Çünkü günümüze o kadar benziyordu ki.....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız, insan okurken büyük keyif alıyor. Winston Smith'in günlüğüne kaydettiği kendi el yazısıyla dökülen satırlar bile detaylandırılmış. Tiyatrosunu hiç duymadım. Etkilenmemek elde değil, hele gerçekleri görme, sorgulama yeteneğine sahip olanlar için. Teşekkürler:)

      Sil
  3. Başucu kitabım. Çok güzel anlatmışsınız Mr. Kaplan. Sizin de dikkatinizi çektiği üzere kitapta dile verilen önem muazzam. Dildeki bazı sözcükleri yok ederek o sözcüğün ilişkili olduğu tüm kavramları ortadan kaldırmayı amaçlıyorlar. Özgürlük kelimesi olmazsa özgür olmayı isteyenler de olmaz gibi bir mantığa gidiyor mevzu. Geçmişi değiştirerek şimdiyi olduğundan iyi gösterme fikri de çok çarpıcı. Geçmişe dair kanıtları yok edince bugün yapılanların yanlış olduğunu gizleyebiliyorlar. Kitap tarih biliminin(?) aslında bilim olamayacağını da anlatıyor diyebiliriz. Sonuçta insan tarafından yazılan - kayda geçirilen - her şey taraflıdır ve kesin doğru denilemez. Kısacası kitabın her sayfasından okuyucuyu derin düşüncelere sevk edecek bir şey fışkırıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten de her açıdan övgüyü sonuna kadar hak eden bir eser. İnsanın ruhsal durumunu alt üst ediyor fakat diğer taraftan gerçekleri alenen yüzüne vuruyor. Dil konusu önemli, bu yüzden bir milleti ortadan kaldırmak için ilk önce dilini yok etmekle başlanıyor. Şu anda konuştuğumuz dile bakacak olursak tam bir kokteyl. Arapça, Farsça ve Avrupa dillerinden seçmeler. Toplumun bir aynası. Karışık, anlaşılmaz, hedefini belirlemekten aciz. Neyse ki internet var, bu sayede Gerçek Bakanlığının gerçekleri tahrif etme olasılığı kalmadı, en azından şimdilik:)

      Sil
  4. 3 kez başlayıp, sonunda yaz başında bitirebildim ben de..İlk 2 seferde sanırım tam içine giremediğim için ilerleyemedim ama bitirebildiğim son okumam da çok etkilendim. Hatta daha önce yarım bıraktığım için kızdım kendine. Siz de çok güzel yorumlamışsınız, emeğinize sağlık🍀

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlk okumamda ben de çok etkilendiğimi söyleyemem ama şimdi yeniden okuduktan sonra değerini anladım. Özellikle günümüz dünyasında çok benzerlikler bulabiliyorsunuz. Bugün hepimizin elindeki cep telefonları aslında Orwell'in romanında konu ettiği tele-ekranlardan başka bir şey değil. Ben teşekkür ederim:)

      Sil
  5. Kesinlikle muhteşem bir kitap. George Orwell'in çoğu kitabı öyledir, çok severim. Sizin elinizdeki kitabın tasarımı da çok hoşmuş. Teşekkürler kitap yorumunuz için de =)

    www.kayipfisilti.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okuduğum en etkileyici romanlardan biri 1984. Yazarın yıllar önce bugünü çağrıştıran, iç karartıcı manzaraları onu geleceği gören bir müneccim haline getiriyor. Tasarım harika, tam hediyelik:) Ben teşekkür ederim:)

      Sil
  6. Tartışmasız açık ara en sevdiğim kült roman...
    O zamaların distopyası
    Bugünün gerçeği...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen katılıyorum. Dediğiniz gibi dünün distopyası bugünün gerçeği...

      Sil
  7. Tartışmasız açık ara en sevdiğim kült roman...
    O zamaların distopyası
    Bugünün gerçeği...
    (yanlış kimlikle yazmışım:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O zaman cevabımda tutarlık olsun:) Aynen katılıyorum. Dediğiniz gibi dünün distopyası bugünün gerçeği...

      Sil
  8. bunun filmi de çok iyi :)

    YanıtlaSil
  9. Deep, yazımda belirttiğim gibi 1956 yılında vizyona giren siyah beyaz filmi youtube dan izledim ve beğendiğimi söyledim. Daha sonra yeniden filme çekilmiş, bir kez daha izlemeye değer mi emin olamadım. İzlediysen fikrini öğrenmek isterim:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. siyah beyaz eskisini izlemedim, bakayım ona, 1984 yılında çekilmiş olan michael radford imzalı 1984 adlı film için çok iyi diyebilirim :)

      Sil
    2. OK, bir de onu izleyip değerlendireyim, thx:)

      Sil