KATEGORİLER

10 Mart 2021 Çarşamba

AĞAÇ EV SOHBETLERİ # 81


Sevgili DeepTone tarafından organize edilen Ağaç Ev Sohbetleri etkinliğimizin 81. Haftasına girmiş bulunuyoruz. Daha önceki haftaların sohbet konularını ve konuları öneren arkadaşlarımızın isim listesini burada bulabilirsiniz. Bu haftanın konusunu Gülten Çapkın yeğenleriyle birlikte belirlemiş. Bizi bu kez hayvanlar alemine götüren arkadaşımızın hayli ilginç sorusu şöyle: 

"Eğer hayvanlarla konuşabilme yeteneğiniz olsa hangi hayvanla konuşurdunuz? Hangi hayvanı kendinize yakın buluyorsunuz ve neler sorardınız?" 

Ağaç Ev Sohbetlerinin en kolay soruları benim en zorlandığım sorular oluyor genellikle. Eğer böyle bir yeteneğim olsa, ayırt etmeksizin uçan, kaçan, sürünen ve yüzen tüm hayvanlarla konuşmak isterdim. Zira hepsinden ayrı ayrı öğreneceğim pek çok bilgiye sahip olduklarını düşünüyorum. Konuşma sohbet şeklinde geçse iyi de onlar bana bir şeyler sormaya kalktığında başımı öne eğer utanırdım herhalde...

Hayvanlar aleminin dünyaya hükmeden tek canlı türü olan insan, doğal hayata karşı son derece gaddar. Vahşi dediğimiz hayvanlar avlanıyorlar ama sadece hayatta kalabilmek ve karınlarını doyurabilmek için. Oysa biz insanlar o kadar acımasızız ki, yaşamamız için gerekmediği halde, bütün canlılar dünyasıyla paylaştığımız doğayı ve kendi türümüz dahil olmak üzere diğer bütün canlıları yok ediyoruz. Bilim insanları goril, kurt, papağan, yunus gibi bazı hayvan türleriyle iletişime geçmeye çalışmışlar ve çok kısıtlı da olsa birtakım ilerlemeler kaydetmişler. Onlarla iletişim kurmaya çabalarken onların da bizimle konuşmak isteyeceklerini düşünüyoruz. Bu konuda o kadar emin değilim şahsen!

Velev ki, büyüklük gösterip konuştular benimle. Bu yeteneğimi hiçbir art niyet gütmeksizin paylaşır, diğer insanlara da öğretirdim sanırım. İşte o zaman olan olurdu. Ey, köpek sen falancanın tarafını tutuyorsun, benden değilsin diye ona daha fazla zulmederdi insanlar. Konuştuklarına konuşacaklarına pişman ederdik bütün hayvanları. Kim bilir belki hayvan hapishaneleri kurulur, onları düşündüklerini söyledikleri için içeri tıkardık. Muhtemelen güvercinlerin hepsi kodeste olurdu. Ve ben bu işe bulaştığım için vicdan azabı çekerdim.

Hangi hayvanı kendime yakın buluyorum, bilemedim. İnsanları cinsine, cinsiyetine ve cibilliyetine göre tasnif etmediğimden olsa gerek, hayvanların türüne göre de bir ayrım yapmazdım herhalde. Eğer bizim bilemediğimiz bir düşünce tarzına sahip iseler, o zaman daha iyi anlaştığım farklı türde hayvanlar olabilirdi. Biraz romantik açıdan ele alırsam konuyu, "kumru" derdim muhtemelen. Onların en keyifli zamanlarında "guguk guk, guguk guk" diye çıkardıkları sesin ne anlama geldiğini sorardım. 

35 yorum:

  1. Epey katıldığım bir yazı ve bakış açısı oldu bu, biraz karanlık olsa da durumlar böyle. Ben de bu tür konularda daha çok zorlanıyorum, ben de onların karşısında utanırdım, ben de yeteneğimi paylaşırdım ve ben de pişman olurdum. Biraz farklı düşündüğüm noktaysa şu: bence biz onlarla konuşmaya çalışırken onlar da bizimle anlaşmak isteyebilirler. Tek fark şu biz onları anladığımız zaman avantajda oluruz, onlarsa dezavantajda. Kaldı ki onların işi daha da zor. İnsanı insan anlayamıyor artık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayvanlar, kendilerine ve onların yaşam koşullarına zarar verdiğimiz için belki bize kırgınlık gösterebilirler demek istemiştim. Avantaj dezavantaj konusunda çok haklısınız. Biz onların etinden, sütünden, yumurtasından, hizmetinden ve ürettikleri bal, ipek gibi daha bir çok şeyden yararlanıyoruz ama bizim onlara zarardan başka verdiğimiz hiçbir şey yok. Bazen insanlar birbirlerini işlerine geldiği gibi anlıyor.

      Sil
  2. Güzel, düşündürücü bir yazı. Gerçekten anlaşabilmek mümkün sonra sonu nereye varırdı acaba?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim:) Hayvanlar bakımından pek iyi sonuç vereceğini sanmıyorum.

      Sil
  3. Keyifli anlarında insanlar da şarkılar mırıldanıyor. Kumru da sevdiği şarkıyı mırıldanıyordur belki :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Belki de:) Dedemlerin avlusunda lamarina dedikleri dalgalı bir saç örtünün üzerini mesken tutmuş bir kumru grubu vardı. Yemeğimizi yedikten sonra onlara bir avuç buğday atar, gagalarıyla metal levha üzerinde çıkarttıkları seslerden büyük keyif alırdık. Çocukken onları izleme imkanım bu vesileyle olmuştu. İyice karınlarını doyurduktan bir süre sonra "guguk" seslerini çıkartmaya başlarlardı. Yüzlerindeki ifade hangi duyguyu taşıdıklarına dair bir ipucu vermezdi ama bana onların o anki halleri sanki derin derin bir şey düşünürlermiş hissini uyandırırdı:)

      Sil
  4. Bu da farklı bir yaklaşım olmuş:-) Bu haftaki konudan da ilginç yazılar çıkmış. Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Konunun perde arkasını daha çok önemsiyorum:) Farklı perspektifler derinlemesine düşünme olanağı sağlıyor. Teşekkür ederim:)

      Sil
  5. Aynı fikirdeyiz tamamen. İnsan, canlılar arasında en egoist ve en acımasız bir tür. Ben de hayvanlarla aramızda romantik bir iletişim olacağını sanmıyorum.

    YanıtlaSil
  6. Okurken utandım bir kez daha... Hayvanlara yapılan vahşice katliamlar aklıma geldi... Çok çok güzel ve duyarlı bir yerden olaya bakmışsınız, teşekkürler... Bence de hayvanlar bizimle konuşmak istemezdi onlara bu kadar kötü davranırken, yaşam ortamlarını yok ederken... Doğa dönüp dolaşıp bir gün intikamını alacak gibi geliyor ki bazen alıyor da...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Belki bütün insanları aynı kefeye koymak doğru değil. Eline fırsatı geçiren büyük bir hırs ve bencilce ne doğa dinliyor ne de canlıların hayatını. Sanırım bu bizim doğuştan gelen özelliğimiz. Kendime sorup dururum, acaba elime iktidar ve büyük bir para gücü geçse ben de onlar gibi olur muyum diye. Acıması olmayan bir tür olarak insan aslında kendi kuyusunu kazarken kuruların yanında yaşları da yakacak.

      Sil
  7. karıncaların veya başka bir türün aralarında anlaşarak bize savaş açtığını düşündüm bi an okurken doğaya karşı saygısız oluşumuzla bunu hak ederdik belki de :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Karıncalar benim aklıma da geldi. Onların kooperatif yaşantısı ve çalışkanlığı takdire şayan. Sayısal üstünlükleri de var. Geleceğe dair ne planları var bilemeyiz ama basite alınmamaları gerektiğini düşünüyorum:)

      Sil
  8. Güzel bakış açısı. Kumru derken bizim klimanın arkasında yuva kurmuşlar üç dört yıldır balkonumuzdalar sürekli

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler:) Ne güzel, size uğur getirirler umarım:)

      Sil
  9. Biliyor musunuz, kumru kuşuna biz "Yusufçuk" diyoruz. Guguk guk sesini Yusuf çuk olarak değiştiriyoruz. Sadece bize özel bir durum olmasa gerektir. O kuşların boyunları da siyah bir iple boyanmış gibidir. Her türlü ayrıntısına anlam yüklemişiz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yusufçuk diğer adı helikopter böceği olan kanatlı bir böcek türü olduğunu biliyordum. Kumru kuşuna bu adı verdiklerini ilk kez duydum:) Yusufçuk, Yusuf Peygamber'den alıyormuş adını. İzmir'de gevreğin kumru kuşuna benzeyen, mayalı hamurdan yapılmışına da kumru deriz. İçine tulum peyniri, domates ve sivri biberiyle pek meşhurdur:)

      Sil
  10. en çok kuşlarla konuşmak isterdim. bir de bazı evlere gönderir, içlerinde neler oluyor öğrenip bana anlatmasını da :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Süpersiniz, çok güldüm:))) Kuşlara casusluk yaptıracaksınız ha, ilginçmiş:)))

      Sil
  11. Kaystros Tyrha,

    Böğrümü deldin yemin ediyorum ;daha duru bir anlatım bulamadım okuyunca hissettiklerim için.
    Öyle haklısın ki...
    Muhtemelen en mutlusu keçi olurdu bu durumda..hem sakallı hem inat

    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu övgü dolu yorumunuz beni ne kadar mutlu etti bir bilseniz... Çok teşekkür ederim.

      Sil
  12. Güzel bir bakış açısı olmuş. o kadar doğru ki biz insanlar olmasak dünya nasıl daha yaşanılır olurdu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, sağ olun. İnsanların yaptıklarına bakınca diğer canlılardan tek üstünlüğümüz zannettiğimiz aklın o kadar da iyi bir şey olmadığını düşünmeye başladım. Çünkü akıl dediğimiz öyle bir şey ki, hem iyiliğe hem de kötülüğe çalışıyor.

      Sil
  13. :) çok zorlanıyon gerçekten bu tür konularda, neyse bol bol roman okursan hayal gücün olur belki senin dee :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sorma Deep, bu benin yapısal bir arızam sanırım. Yani ne kadar bol roman okursam okuyayım, gerçekleri bir köşede tutuyorum mutlaka:) Garip ama bu benim duygu yoksunu olduğumu göstermiyor. Yeri geldiğinde roman olsun, film olsun, hatta kısacık bir yazı olsun göz yaşlarımı tutamam. Diğer taraftan hayalci yazılarda yazabileceğimi düşünüyorum aslında ama bunu yaparsam karakterimden taviz vermiş olurum, hatta öyle bir yazıya denk gelirse bir okur, Kaystros'un içine Deep kaçmış bile diyebilir:)))

      Sil
    2. yanlış tabisi bu düşüncen:) hayalci yazı, karakterden taviz vermek. bunlar yanlış tabisideki. olur mu hiç öyle şeyler. tolkien, bir yandan prof iken öğrenci yetiştirirken diğer yandan hayalda tavan yaptı :)duygusuzluk da değil tabi o da başka. gerçekçilik kendi başına olmuyor hiç. şiirsel gerçekçilik, romantik gerçekçilik, toplumcu gerçekçilik gibi türleri var. gerçekçi olmak ile gerçekçi yazmak farklı şeyler. duygusallık, romantizm, şiirsellik, duyarlılık da hepsi farklı şeyler birbirinden. hayal gücü senin karakterine ve yaşantına sadece zenginlik getirir. bu konular üzerinde yanlış fikirlerin var gibi gözüküyor senin bencesiii :) bunun dışında hayal ile gerçeği de birbirine zıt iki durum gibi düşünüyon sen, gerçekçi biri hayal kurup yazabilir, hayalci biri de gerçekleri yazabilir. gerçekler içinde yaşamak ile yazmak sanat hayal farklı şeyler. insan normal normal yaşar gündelik gerçek yaşam içinde, yazarken hayal kurup yazabilir :)

      Sil
    3. Ben de yazamadan duramadım. Deep'e derinden katılıyorum. :) Benim hayatıma en fazla renk katan şey hayalcilik. Epik fantezi yazmaya bayılıyorum. Bu tür kitapları ya da animeleri de seviyorum. :)

      Sil
    4. ben dee deep'in son dediğine katılıyorum hayal kurmak bu tarz bir şey yazmak senin kendinden taviz verdiğini veya başka bir insana dönüştüğünü göstermez bunlar çok farklı olgular ben çok hayal kurarım mesela ama günlük yaşantımda gerçek yaşantımda ciddi olmasını da bilirim bunlar farklı şeyler :) ama yazmayı tercih etmemek bu türe ilgi duymamak da mümkün bu kişisel tercih olabilir :)

      Sil
    5. Sevgili Deep,
      Sanırım kendimi ifade etmekte zorlanıyorum. Belki hayal nedir, gerçek nedir üzerine farklı bir tartışmanın içinde bulabiliriz kendimizi:) Halen dizi şeklinde devam eden roman denememi okuyorsun. Bütün olay ve kahramanlar kurgu. Kurgu hayalin ta kendisi değil mi? Aynı romanda biraz aşırıya kaçıp Prof. Dr. Cevdet Bey karakterine gerçek dışı özellikler yükleyince Mrs. Kedi itiraz etmişti. Bu eleştiriyi yaptığı için alınmadım, bilakis mutlu oldum. Hayalcilikte sınır yok elbette. Ama şimdi kalk sen Tolkien'e sor bakalım; eğer konuşma yeteneğin olsa hangi hayvanla konuşurdun diye. Sence ne cevap verirdi? "Ben kaplumbağayla konuşmak isterdim, ömürleri çok uzun, bolca konuşacak vaktimiz olurdu çünkü" mü derdi acaba? Bak şimdi Hasan Ali Toptaş'ın "Bin Hüzünlü Yaz" kitabını okuyorum. Adam sapık mapık ama hayalin dibine vuruyor. Hayalin de ipe sapa gelir bir yanı olmalı bence. Bu yüzden zombiler, süper kahramanlar bana abuk subuk geliyor. Ben sana kendimi nasıl anlatabilirim, bilemiyorum. Belki de kuşak farkı, belki de değil:)))

      Sil
    6. Duygu Emanet;
      Elbette, saygım sonsuz. Mutlaka birileri birilerinin fikirlerine katılacak, diğerleri karşı duracak. Fikrini açıkça söyleyenler hangi görüşte olursa olsun, saygıyı hak eder. Farklı edebi türler var. Yazarken ya da okurken farklı tercihlerimiz olabilir, bu gayet normal. Tam da üstüne bastın mesela, epik fantezi benim ilgi alanımın tamamen dışında bir tür. Bildiğiniz üzere bilim kurgu bir fantastik edebiyat türü değildir. Bu nedenle bilim kurguyu ayırıyorum. Fantastik edebiyat belirttiğin gibi kitapların yanında animelere, filmlere ve bilgisayar oyunlarına konu olmuş, son dönemde popülerlik kazanan bir tür. Belki konu burada düğümleniyor. Yukarıda Deep'e yaptığım yorumda belirttiğim gibi kurgu da bir hayal ürünüdür. Benim haz almadığım hiç yokken var edilen akla hafızaya sığmayan kişi ve olaylar. Sanırım bu özelliğim bir tercih meselesi, teşekkürler:)

      Sil
    7. Sevgili Sessiz Gemi;
      Yukarıda Duygu Emanet arkadaşımıza verdiğim cevapta kendimi daha iyi ifade etme fırsatım oldu. Hayal kurmaya karşı değilim. Ama çocuksu, olmadık şeylerin hayalini kurmak onlardan bir şeyler öğrenmek sanırım bana göre değil. Bu ayrımı iyi yapmak gerektiğine inanıyorum. Tolkien tarzı hayalciliğin belki karakter belki de yaşla ilgisi vardır. Belki de bir moda gibi otuz yıl sonra popüler olmaktan çıkacaktır. Son cümlene katılıyorum, Tolkien tarzı kitap ve filmlerden hoşlanmadığım gibi bu tür yazı yazmakta benim harcım değil. Yani, tercih meselesi:) Teşekkürler.

      Sil
  14. Bu ara her sabah duyuyorum o sesi. 2 tane kumru tam penceremin önüne konuyor. Çok da sevimliler. Bana bir mesaj mı vermeye çalışıyorlar acaba? :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım uğur getirirler size. Çevremde zaman zaman kumruları, o güzel kuşları görüyorum. Ancak muhtemelen caddenin gürültüsünden guguk sesleri çıkmıyor gagalarından (yoksa başka bir yerlerinden mi çıkıyor o ses:) Sizinkiler mutlu olmalı yerlerinde, keyifle gugukluyor olmalılar:))

      Sil
  15. Ben en son çocukken hayal etmiştim hayvanlarla konuşabiliyor olmayı. Çok garip bir şey kaç yıldır böyle bir sorunun aklıma gelmemiş olması. Düşünüyorum da eğer zihinsel kabiliyetleri gelişmemiş olup da sadece konuşabiliyor olsalar birer çocuk gibi konuşurlardı gibime geliyor. Bu konuştukları yüzünden de insanlardan epey bir sıkıntı çekerlerdi. Ama zeki bir düşünce yapısına da sahip olsalardı konuşmalarının yanında, işte o zaman birlik olup insan denen virüse doğada düşman olurlardı. Bu sadece sosyal tarafı tabii ki durumun. Bir çok şey yazılabilirmiş gerçekten de bunu yorum yaparken fark ediyorum. Soru epey de zor bir soruymuş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel bir değerlendirme yapmışsınız. Ben daha da ileri gidip onlarda bizim çözemediğimiz bazı zihinsel faaliyetlerin olabileceğini bile düşünüyorum:) Zeki olduğumuzu düşünen biz insanlar sadece kendi neslimizi değil bütün doğal hayata büyük zarar veriyoruz. Bu nasıl bir zeka anlamakta zorlanıyorum. Hayvanlar sadece kendi ihtiyaçları kadarını tüketiyorlar ve bunu yaparken doğal dengeyi bozmuyorlar. Biz birbirimizi yemekle meşgulüz:)

      Sil