KATEGORİLER

23 Mart 2021 Salı

SON DANS BÖLÜM 21

Sabahın ilk ışıklarında açtı gözlerini. Kemal’i uyandırmadan usulca kalktığı yatağından ayaklarının ucuna basarak banyoya geçti. Sessizce kapıyı kapattıktan sonra soyunup duşun altına attı kendini. Tepedeki geniş fıskiyeden püsküren sıcak suyun yorgun bedeni üzerinde yaptığı masajın verdiği rehavetle gözkapakları ağırlaştı.

Çisil çisil yağan yağmurun ıslattığı Szentendre İstasyonunda hareket saatini bekleyen treninin penceresinden dışarı bakan Esther, kalabalığın arasında anne ve babasını arıyordu. Onları tam fark ettiği anda, yağmur damlalarının örttüğü cam buğulanarak aralarında görünmez bir sis perdesi oluşturdu. Canhıraş bir halde ceketinin kollarıyla silmeye çalıştığı cam inadına daha kalın bir buğuyla kaplanıyordu. Yalnız başına sürdürdüğü mücadele sırasında elini sert bir cisme çarptı.  Yere düşen şampuanın sesiyle açtı gözlerini.  Çıkan gürültüden kocasının uyanmış olabileceğini düşündü.

Tedirgin ve şaşkın bir halde bornozuna sarılıp çıktı banyodan. Yatağa baktı, yorgunluğunu üzerinden atamayan Kemal hâlâ uyuklamaya devam ediyordu. Şüphesiz farklı bir gün olacaktı bugün.

Mutfaktan çatal kaşık sesleri geliyordu. Selmin, kahvaltı masasını hazırlıyor olmalıydı. Kocasını uyandırmamak için saç kurutma makinesini alıp beyaz bornozuyla girdi mutfağa. Hanımının bu kadar erken kalkacağını tahmin etmeyen Selmin, onu aniden karşısında görünce eli ayağına dolaştı.

- Günaydın Esther Hanım, kusura bakmayın bu kadar erken kalkacağınızı düşünemedim, dedi telaşla. Kahvaltınız hazır sayılır, umarım geç kalmamışımdır.

- Günaydın Selmin, dedi, Esther. Ben erkenciyim bugün. Kemal Bey’i rahatsız etmemek için saçlarımı burada kurutayım dedim. Kapının yanındaki prize taktı cihazın fişini.

Esther, saçlarını kuruttuktan sonra kahvaltı masasını hazırlayan Selmin’e döndü.

- Çay demlendiyse Kemal Bey’e haber vereyim, dedi ama sonra vazgeçti. Yok, bırakalım uyusun alarm çalana kadar, gece yine geç geldi sanırım. 

Yatak odasına döndü, kapıyı kapattıktan sonra bornozunu çıkarıp mavi ipek sabahlığını geçirdi üstüne. Uzun bir süre Kemal’i seyretti. İçindeki huzursuzluk gittikçe büyüyor, dalga dalga bütün vücudunu kaplıyordu. Doktor Cevdet Bey'e güvenmişti fakat ona verdiği sözlerin ağırlığı altında ezilmeye başlamıştı. Kemal'in dünyadan habersiz masum, çocuksu yüzüne baktıkça derin bir suçluluk hissetti. Verdiği sözden geri dönmeyi gururuna yedirebilse bir daha asla doktorun kapısını çalmazdı. Kendini tutamayıp uyumakta olan kocasının yanına eğildi, “Günaydın aşkım” diye fısıldayıp bir öpücük kondurdu yanağına. Hafifçe gözlerini aralayan Kemal, sarılıp Esther'i yanına çekti.

- Günaydın sevgilim.  Seni çok seviyorum.

Göz göze geldiler. Kemal, kollarının arasına aldığı genç kadını öpmeye başladı. Eşinin kollarından sıyrılan Esther, 

- Hadi hayatım işe geç kalmak istemezsin herhalde, Selmin çayı demledi.

Kemal yanındaki komodinin üzerindeki saate baktı.  

- Alarmın çalmasına daha on beş dakika var.

- Ama bu sabah seninle karşılıklı oturup şöyle güzel bir kahvaltı etmek istiyor canım, dedi Esther. Usulca ayağa kalkıp kocasına elini uzattı.  

Kemal, genç kadının elinden tutup doğruldu, banyoya geçmeden önce karısının dudağına bir öpücük kondurdu.

- Peki hayatım, tıraş olup hemen geliyorum, dedi.

Mutfaktan buram buram kızarmış ekmek kokusu geliyordu. Esther'in sessizce yerine oturduğunu gören Selmin, demliği eline alıp masaya yaklaştı.  

- Çayınızı doldurmamı ister misiniz, Esther Hanım? diye sordu.

- Hayır, Kemal Bey’i bekleyeceğim, dedi Esther. Yine de kızarmış ekmeğin ucundan bir parça koparıp ağzına atmaktan alamadı kendini. Selmin’in uzattığı gazetelerin sayfalarını karıştırmaya başladı.

Tıraşını olmuş ve giyinmiş olarak mutfaktan içeri giren Kemal, masadaki yerine otururken Selmin, "günaydın, Kemal Bey" diyerek çay servisine başladı. Kemal hafifçe başını sallamakla yetindi. Elini ekmeğe uzatırken gözleriyle kendisini takip ettiğini fark etti Esther'in. İşini bitiren Selmin, bir şeye ihtiyaçları olup olmadığını sorduktan sonra genç çifti yalnız bıraktı. Eline aldığı bir dilim nar gibi kızarmış ekmek dilimine özenle ince bir tabaka yağ sürmeye koyulan Kemal, kendisini hareketsiz ve tuhaf bir şekilde izleyen Esther'e baktı.   

- Biraz gergin görüyorum seni, dedi. Canını sıkan bir şey mi var?

Kemal'in bu ilgisi şaşırtmıştı Esther'i. Aylarca bu anı beklemiş, ona çektiği sıkıntıları anlatmak için fırsat kollamıştı ama artık çok geçti. Dönüşü olmayan bir yola girmişti. 

- Hayır, iyiyim ben. Sadece senin durumuna üzülüyorum. Kendini çok yoruyorsun, bu tempoya daha ne kadar dayanabileceksin? Bak aylardan beri ilk kez geçen hafta bir akşam yemeği yedik. Birlikte kahvaltı etmeyeli ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum bile. 

- Haklısın, dedi Kemal. Ama ne yapabilirim. Özel sektör böyle işte, insanın suyunu çıkarıyorlar. Bir açık yakalayıp laf etsin diye bahane arıyor zaten Feridun Bey.

Esther, uzun zamandandır eşiyle konuşacak böyle bir zamanı kolluyordu aslında. Yakaladığı ilk fırsatta Kemal'e işini kendisinden çok sevdiğini yüzüne vurmak geçiyordu aklından. Geçen haftaki sürpriz yemeğin tadını kaçırmamak için yine tutmuştu kendini. Bir yandan da kalbini kırmak istemiyordu. Bugüne kadar bir dediğini iki etmeyen kocasının kendisini sevdiğinden yana en küçük bir kuşku dahi yoktu içinde. Ayağa kalktı ve ocağın üzerinde demliği aldı. Çaylarını tazelerken muzipçe gülümsedi.

- İşini seviyorsun ama...

- Sevmek zorundayım tabii, dedi Kemal. Sorumluklarım var benim, üstesinden gelmem gereken bir yığın iş beni bekliyor her gün. Ekip zayıf, onlar hata yaptığında hesap sorulan yine benim. Başarılı olmamın tek yolu yoğun çalışmak, patron bunun için para ödüyor bana.

Esther, aklına gelen şeyleri söylememek için zor tutuyordu kendini. Eşine olan sorumlukları neden aklına gelmiyordu bu adamın? Onun da hesap sorma hakkı yok muydu? Hesap sormak bir yana onu karşısına alıp konuşma imkanı bile bulamamıştı aylardır. İşini olduğu kadar evlendiği kişiyi de sevmek zorunda değil mi insan? Sevgi dediğin aynı zamanda ilgi göstermek değil mi? Bütün bu düşünceleri attı kafasından. Bu vakitten sonra bunları sormanın ne yeri ne de zamanıydı...

- Haklısın hayatım, ama biraz da kendini sevmeyi denesen. Sonunda bir yere dayanıp patlayacak. Hayat akıp gidiyor elimizden. Bunun sonu nereye varacak böyle?

Kemal, çaresizlik içinde acı acı gülümsedi. Dayanabileceği noktaya gelene kadar bu yükü taşımaktan başka bir yol göremiyordu. Başka bir işe girse ne fark edecekti ki. Kolundaki saate baktı ve uçağını kaçıyormuşçasına telaşlandı birden.

- Eyvah geç kaldım. Allah kahretsin! Ağzına aldığı son lokmayla birlikte fırladı yerinden. Bir yandan kendi kendine konuşuyordu. Çalışanlara örnek olmam lazım, yoksa onlara hangi yüzle lâf edebilirim.      

Esther, boşuna beklemişti, kocasının “Eee, sen neler yaptın bakalım?” demesini. Kemal, her zaman olduğu gibi yine konuyu dönüp dolaştırıp işine getirmişti. 

- Çok yıpratıyorsun kendini, dedi  Esther, bir anne şefkatiyle, karşısına geçip yüzünü ellerinin arasına aldı. Tıraşlı yüzünü okşarken biraz da varlığını hissettirmekti amacı.

- Ne yapabilirim sevgilim, her işin zorluğu var, dedi Kemal. Benimki de böyle işte. Bir kez daha saatine baktı. Benim hemen çıkmam lazım, deyip kapıya yöneldi.

Esther'in sevgiyle işine uğurladığı genç adam, kapıdan çıktığı andan itibaren çoktan farklı bir dünyaya atmıştı adımını yeniden. Hayatını adadığı, adına iş dünyası denilen bu alemde ne eşine ne de kendine asla yer yoktu.

Konuşamamanın bir eksiklik olmadığını, eşiyle konuşsa bile hiçbir şeyin değişmeyeceğini anlamıştı artık Esther. Sabahtan beri zihnini meşgul eden bütün kararsızlıklar, pişmanlıklar bir anda yok oldu. İyi ki doktor Cevdet Bey'e verdiği sözü tutmuş, onun dediklerini yapmaya rıza göstermişti.  

Salondaki duvar saatine baktı, dokuzu geçiyordu. Selmin’in alışveriş için dışarı çıkmasını fırsat bilerek doktorunu aradı. Biraz zorlansa da, arkadaşı Selma’yı kendisine refakat etmesi için ikna edebildiğinin müjdesini verdi. Aldığı bu habere çok sevinen doktor, geriye kalan işleri kendisinin halledebileceğini söyleyerek Esther'i kutladı. 

Devam edecek.



13 yorum:

  1. Dün çok bakındım bloğa yeni yayın için ama geç saatte gelmiş son dans :) hoşgelmiş. Heyecanla hipnoza geleceğimiz bölümü bekliyorum. Bu arada duş sahnesindeki o hayal-gerçek sahnesi duyguyu muhteşem vermiş, tebrikler. Aynen okurken girdim havaya resmen. :) Tebrikler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, bu hafta biraz yoğundum, geciktiğimin farkındayım ama bu hafta bunu telafi etmeyi düşünüyorum. Bundan sonra sanırım biraz daha fantastik, biraz eğlenceli gidecek:) O sahneyi ben de çok sevdim:) Teşekkürler:)

      Sil
  2. Durum benim için enteresanlaştı, sizin romandan bağımsız olarak; çünkü ikinci bir Esther katıldı hayatıma kısa süre önce, fakat bu Norveç'de ve bu Esther'e oranla daha güçlü ama tek renkli biri, epey yan bir karakter olmasına rağmen yine de kendini hafızaya kaydetmeyi başarıyor o da. Muhtemelen, daha önce tanıdığım sizin romandaki Esther, onu fark etmemdeki baş etken. Zevkle, merak ederek devam ediyoruz yani, bakalım neler olacak daha:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. A, ne güzel. Ben de merak ettim. Bu ara birkaç gün bloga giremedim, roman mı öykü mü bilmiyorum ama mutlaka okuyacağım yazınızı. Çok teşekkür ederim:)

      Sil
    2. Eksik yazmışım, okuduğum bir romanda kendisi, okuma bitince yazacağım bir yazı muhtemelen:)

      Sil
    3. OK, yanlış anlamışım, sizin yazdığınızı düşünmüştüm:) Okuduğunuz romanı merak ettim.

      Sil
  3. sanırım esther ile kemâl'in "sevmek" tanımları çok farklı.. kemâl daha fiziksel biri galiba ama esther daha çok konuşalım tartışalım istiyor. yoksa dediğiniz gibi dışarıdan aslında gayet normal bir ilişkileri var gibi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle. Sadece Esther ve Kemal'in değil sanırım herkesin sevgiden beklediği farklı. Ben kendi yaşamımda her ne kadar Kemal'le özdeşleşmiş olsam da Esther'e hak veriyorum. Kesinlikle hiçbir ilişkinin gerçek yüzünü görmek mümkün değil. İnsanlar daima iyi yüzlerini sunmaya büyük özen gösteriyorlar:)

      Sil
  4. kadın konuşmak ister erkek istemez, normal yani :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Erkek işinden başını kaldıramıyor ki kadının boşluğunu görsün:)

      Sil
  5. Szentendre nere diye baktım Macaristanda bir kentmiş.

    İnsanlar evlendikleri kişiyi tanımıyor mu ki bukdar hayal krııklığı biriktiriyor diye düşünüyorum bazen. Öykü ama çoğu gerçek :-)

    Sevgiler

    YanıtlaSil
  6. Umarım Esther istediği yaşama kavuşur ve mutlu olur bir an önce. Eşi daha dinlemeyi bile bilmiyor. İş olup olmaması önemli değil erkekler pek konuşmayı, karşısındakini daha iyi anlamayı tercih etmiyor. Halbuki iletişim her ortamda çok önemlidir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Esther kocası yeni işe girene kadar son derece memnundu hayatından. Eşi iyi bir iş teklifi alınca sevindiler birlikte ama işler bekledikleri gibi gitmedi. Yeni işinde üzerine aldığı sorumluluk altında ezilmeye başladı Kemal. Bu yüzden işinin esiri oldu. Zor bir durum, hem kendi, hem de ailesi için. İşin tuhaf yanı Kemal'in durumunun farkında olmaması. Esther ise sevdiği eşinin durumuna daha çok üzülüyor. Ruh sağlığının bozulmasında bu da etkili oluyor. Son zamanlarda iletişimin ortadan kalkması sorunun daha çok büyümesine sebep oluyor.

      Sil