KATEGORİLER

6 Ocak 2020 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ # 19

Ağaç Ev Sohbetlerinde bu hafta Manxcat/Kuyruksuz Kedi'nin misafiriyiz. Sevgili DBE'nin önerdiği konu gerçekten ilginç. Sohbete katılacak arkadaşların fikirlerini de çok merak ediyorum bu hafta. İşte 19. Haftanın konusu: 

Kadın ve erkek arasında cinsel bir yakınlık olmaksızın gerçek bir dostluk olabileceğine inanıyor musunuz? Olursa nasıl olur? Yakın mı, mesafeli mi? Eğlenceli mi, sıkıcı mı?


Gerçek dostluk hiçbir menfaat beklemeden kalplere dolan sıcacık bir duygudur. Birbirini anlamak, içinden geçenleri, sırlarını paylaşmak, derdine, sevincine ortak olmak, en zor anında yanında olmaktır. Karşılıklıdır gerçek dostluk, sevgi üzerine kurulur, güvene dayanır. Cinsel yakınlık olmaksızın elbette gerçek dostluk olabilir. Kadın erkek ilişkilerinde taraflardan biri cinselliği aklına getiriyorsa işe menfaat karışmış demektir ki o zaman gerçek dostluktan bahsedilemez. Karakterlerin, fikirlerin, zevklerin ve düşüncelerin uyuşması, birbirini anlama ve sonsuz güven duyulması gerçek dostluğun temel taşlarıdır. 

Toplumun değer yargıları, erkeğe ve kadına biçilmiş roller böyle bir ilişkide çok etkili. "Ateşle barut yan yana durmaz." Bu atasözümüz toplumun kadına ve erkeğe bakış açısını özetleyen güzel bir örnek teşkil etmiştir. Aslında burada anlatılmak istenenin cinsellikle hiçbir alakası yok. Bu sözün gerçek anlamı "Sıkıntı yaşamamak için bir arada bulunması sakıncalı olan şeylerin veya kişilerin birbirinden uzak tutulması gerekir." ya da "Birbirine zıt karakterdeki insanların bir arada uyum içinde bulunmaları imkansızdır./ İkisinin bir arada bulunması çok tehlikeli şeyler birbirinden uzak tutulmalıdır." şeklinde açıklanır. Toplum, kadının ve erkeğin bir arada bulunmasını sakıncalı ve tehlikeli görmekte ve bu iki cinsin karakterlerini daima birbirine zıt kabul etmektedir.  

Peki, kadın-erkek arasında gerçek bir dostluk tesisi her koşulda mümkün mü?  Ne yazık ki hayır. Bunu iki kategoride değerlendirmenin uygun olacağını düşünüyorum. Birincisi, kadın ve erkeğin bir partnerlerinin olmaması durumu. Bu koşulda dostluğun birlikteliğe, dolayısıyla cinsel bir yakınlığa dönüşme olasılığı vardır. Tersi de olabilir elbette, dost olarak ilişkinin sürdürülmesi de mümkün ve son derece doğaldır. İkinci kategori kadın veya erkekten birinin ya da her ikisinin bir partnere sahip olması durumudur. Böyle bir durumda kadın ya da erkek arasında gerçek dostluğun kurulması kolaylaşır. Taraflardan birinin ilişkide cinselliğe yönelmesi halinde söz konusu ilişki arızalı bir hal alır.

İnanıyorum ki, kadın erkek arasında kurulan ilişki hemcinsler arasında kurulan dostluklardan daha kuvvetli bir bağa dönüşür. Kadına göre arkadaşlık daha çok bir duygu paylaşımını ifade eder. Kadınların kendi aralarındaki sohbet konuları karşı cinsten biriyle olandan tamamen farklı bir mecrada yol alır. Erkeğin arkadaşlıktan anladığı daha ziyade ortak bir aktivite üzerinde buluşmaktır. Kendi aralarında yaptıkları sohbet konuları kadınlarınkinden tamamen farklıdır. 

Evet, iki farklı cinsin dostluklarının birbirini tamamladığına inanıyorum. Kadın erkek ilişkilerinin daha saygılı ve anlayışlı bir ortam oluşturduğunu, iki karşı cinsin birbirini daha iyi anladığını düşünüyorum. Sonuçta her konuda olduğu gibi arkadaşlık ve dostluk konusunda  cinsiyet ayrımının yapılması bana ters geliyor. Karşı cinsle arkadaşlık ilişkim hemcinslerimle olan ilişkimden daha keyiflidir. Karşılıklı güven duyduktan sonra karşı cinsle aklıma gelen her konuyu rahatlıkla konuşur tartışabilirim. Fakat bazı durumlarda toplumun değer yargıları önümüze set çeker. Karşı cins hakkında olumsuz bir düşünce oluşmasını istemem ve bundan kaçınırım. Bu tür ilişkilerimi her fırsatta eşimle paylaşır onu da karşı cinsle kurduğum gerçek dostlukların parçası yapmaya çalışırım. Yani eşimin hassasiyeti, toplumun değer yargıları sınırlarımı belirler. Örneğin gerçek dostum dediğim bir kadının bana ihtiyacı olsa, eşimi bırakıp onunla şehir dışına gitmeyi doğru bulmam. Bu her ne kadar iyi niyet ve masum gerekçelerle olmuş olsa da eşim ve toplum tarafından hoş karşılanmayacaktır. Aynı şekilde kadın arkadaşım da gerçek bir dostsa zaten böyle bir talepte bulunmaz. 

Yukarıda bahsettiklerim benim konu hakkında samimi düşüncelerim. Bir de eşimin bakış açısından ele alayım konuyu. Evet eşimin de gerçek dost kabul ettiği arkadaşları var. Bundan  rahatsız olmuyorum, bilakis mutlu ediyor beni. Çünkü ona sarsılmaz bir güvenim var.     

5 Ocak 2020 Pazar

YENİ BİR HAYAT BÖLÜM 44

YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 44 ***

Seninle görüşecek olan ikinci nesil genç bir çocuk. İş hayatında her türlü mücadeleyi yapan babalar zamanı geldiğinde işlerini yavrularına uçmayı öğreten ana kuşlar gibi üniversiteyi bitiren çocuklarına devrediyorlar. Çocuklar sıkıntı nedir bilmediklerinden şımarık ve babalarının yaşam tecrübelerinden yoksun. İşe kolay adapte olmak için gücü ellerine geçirir geçirmez patronculuk oynamaya başlıyorlar. Odasına girdiğinde sana abi diyerek saygı gösterecek, birlikte çalışmaya karar verdikten sonra babasını tanıştıracak. Babası hiç konu etmediğin halde şimdi durumlarının iyi olduğunu İstanbul yolunda büyük bir araziyi Carrefour'a sattıklarını söyleyecek. Sonradan öğreneceksin ki, bir zamanlar büyük paralar kazanmışlar, bir anda Antalya'da üç adet beş yıldızlı otelin ve bir sürü yatırımın sahibi olmuşlar. DSİ'ye yaptıkları büyük işlerden sonra doların ani yükselişi sonunda gelen kriz ve ardından İdare ile dava süreçleri şirketi zor durumda bırakmış. Ödeme güçlüğü içinde düşmüşler, tefecilerden yüksek faizle para almışlar. Borçlarını ödemek için otellerini ve ellerinde ne varsa satmaya başlamışlar. Bütün bu hikayeyi sonradan öğreneceksin elbette. Sana büyük bir oda verecekler, bir kaç projenin koordinatörlüğünü üstleneceksin. Şirket merkezinde baba patronun bulunduğu bir kat adeta hukuk bürosu. Davalık işlere bakan bir sürü avukat çalışıyor. Ön anlaşması yapılan önemli bir proje üzerinde çalışacaksınız. İdare davadan çekilmeniz halinde sizin bu işte şansınız olduğunu dillendirecek ama baba patronun hiç mi hiç razı geleceği yok buna. Kendine göre haklı taleplerinden zerre kadar geri adım atmayacak. Bir bakıma bu dava onu yaşama bağlıyor. Diğer işlerle pek ilgisi kalmamış zaten. 

Sana gösterilen oda eski DSİ çalışanlarından tecrübeli bir mühendisin odası. Ara sıra gelip çalışıyormuş. Belli ki yavru patron adamcağıza sürpriz yapmış. Ondan habersiz odasını sana vermiş. Nezaketsizlik. Odada adamın bazı özel eşyaları var, birkaç gün sonra şirkete geldiğinde kendine ait sandığı odasında seni görünce şaşıracak. Biraz karşılıklı sohbet ettikten sonra patronlarla görüşmeye gidecek ve onu bir daha görmeyeceksin. Devam eden işlerden biri Zamantı Sulama Tüneli inşaatı. Uzunluğu on kilometre ve tünelin hiç bir yerine yaklaşım tüneli açılması mümkün görünmüyor. Tünelin her iki ağzı arasında hayli uzak bir kara yolu mesafesi var. Bu iki tünel ağzına iki farklı şantiye demek. Zor bir proje vesselam. Bölge senin için yabancı değil. Tünel daha önce çalıştığın, üzerine nehir santrali yaptığın Zamantı çayından alacak suyu.

Şirkette arkadaşlık ilişkileri güzel. Tek sıkıntı gıda mühendisi olan yavru patronun kız kardeşi. Yok, kız iyi biri ama yemek listesini o düzenliyor. Sağlıklı beslenmek uğruna resmen aç kalıyorsunuz. Bu yüzden öğlen yemeklerinde yakınlardaki kebapçılara, pidecilere taşınıyorsunuz grup halinde. Şirkette yemek yiyen kişi sayısı yok denecek kadar az. Genç bir mühendise arka çıkarak onu Zamantı tünel inşaatının şantiye şefliğine getireceksin. Çocuk çalışkan fakat tek bir zaafı var. İçki içince kendini kaybediyor. Tuhaf bir şirket burası. Şirketin daha önceki işlerinde çalışan tecrübeli mühendisler var, bunlardan bazısı kadrolu, bir kısmı dışarıdan destek veriyor. Yine önceden yanlarında çalıştırdıkları iki mühendis başlarına iyi çorap örmüş. Sözüm ona Rusya'dan bir iş almışlar şirket adına. Bir sürü makina, malzeme ve teçhizat istemişler Türkiye'den. Şirket ne istiyorlarsa güvenip göndermiş. Daha sonra sırra kadem basmış uyanıklar. 

Günün birinde yine şirketin eski çalışanlarından Nazmi adında bir elektrik mühendisi yanında İsrailli bir adamla gelecek şirkete. Büyük bir projenin davet usulü ihalesi olacakmış. Yavru patron balıklama atlayacak bu işe. Adamı ağırlamamız lazım diyecek Nazmi. Güzel bir yere götürmemiz gerek. Ailenle son zamanlar sık sık gittiğiniz Ankara Kalesindeki restoranlardan birine götürebiliriz diyeceksin. Yok olmaz diyecek. Bu adam pavyondan hoşlanır, onu bir pavyona götürelim. Akşama eşine söyleyeceksin misafiri pavyona götüreceğinizi, ne olur ne olmaz diye. Eşin madem iş icabı deyip sesini çıkarmayacak. 

Akşam bir yerde yemek yedikten sonra misafirinizi alıp Maltepe'deki gece kulüplerinden birine gideceksiniz. Belli ki Nazmi buranın müdavimi. Garsonların ilgisi şaşırtacak seni. Su gibi içki içeceksiniz. Müziğin sesinden birbirinizin sesini duymak mümkün değil. Gecenin ilerleyen saatlerinde telefonun çalacak. İçeride sesi duymak imkansız. Dışarı çıkacaksın, telefon beklediğin üzere eşinden. Sabah onu okula bırakman gerektiğini hatırlatıp ne zaman döneceğini soracak. Misafir ne zaman kalkarsa biz de kalkarız diyeceksin. Telefon yüzüne kapanacak. Sabahın ilk ışıklarında ilk kez gittiğin pavyondan sarhoş adımlarla ayrılıp arabanı park ettiğin yeri güçlükle bulacaksın. Saatine bakacaksın. Tam vakti, doğruca eve gidip eşini okuluna bırakabilirsin. Eve varınca eşin sana güvenmeyip çoktan kendi imkanlarıyla okuluna gitmiş olacak. Bu acemi pavyoncu muhabbetini uzun yıllar diline dolayacak çoluk çocuk. Ertesi günü eşin muzip bir gülümsemeyle, üst kata çıktın mı diye soracak. Ne üst katı? Üst katı mı varmış? Hem sen nereden biliyorsun? Televizyondaki filmlerden diyecek gülerek. 

Aynı Nazmi bir gün odana gelecek. Odan şirketteki en geniş odalardan biri olduğu için yol geçen hanı olmuş zaten. Yavru patronla bir tartışma içine girecekler. Tartışmanın tonu gittikçe artacak. Nazmi sanki ot içmiş de gelmiş. Kendini zapt edemiyor. Sinirlendikçe bağırmaya başlayacak. Hızını alamayıp masayı sandalyeleri tekmelemeye başlayacak. Bir anda odan savaş alanına dönecek. Bir daha Nazmi'yi görmeyeceksin. Pardon, göreceksin ama yıllar sonra. Yöneticisi olduğun başka bir şirkette ilan verip aradığınız elektro mekanik koordinatörlüğüne başvurusu sonucu. O seni hatırlayacak mı emin değilim. Ama senin aklında onu son gördüğün hali kaldığından olsa gerek iş başvurusunu geri çevireceksin.

Zaman zaman şantiye ve iş yerlerini ziyaret edeceksin. Şantiyelerde ödemelerde aksamalar yaşanacak. Merkezde de öyle. Muhasebeci, tecrübeli ve düzgün biri, ancak yavru patron kime ne kadar ve ne zaman ödeme yapılacağına kendisi karar veriyor. Taktik şu: Sanayide ödemeleri diğer müteahhitler ne kadar geciktiriyorsa parası olduğu halde o da aynı süre geciktiriyor ödemeleri. Aklı sıra keşfettiği uyanıklık bu. Malzeme aldığınız yerlerden seni arayacaklar, ne zaman ödeme yapılacağını soracaklar ısrarla. Yavru patrondan net bir söz alamayacaksın. Hiç de alışkın olmadığın bir durum bu. Bazen gelecek hafta diyecek, parayı sana verecekmiş gibi sevinecek, müjdeyi alacaklılara vereceksin hemen. Gelecek hafta gelecek, ödeme yapılmayınca mahcup olacaksın. Zamantı şantiyesinde de zor anlar yaşayacaksın. Taşeronlar orada bulunduğun bir sıra şantiyeyi basıp alacaklarını isteyecekler. Merkeze telefon edip söz alacaksın. Güçlükle ikna edeceksin adamları. 

İstanbul'da bir atık su inşaat işi ihaleye çıkarılacak. Sahil boyunca TBM ile açılacak tüneller var projede. Yerinde gerekli incelemeler yapmak üzere birkaç arkadaşınla birlikte bölgeyi gezecek, gerekli verileri toplayacaksınız. Döner dönmez ihale dosyası ve teklif hazırlığına başlayacaksın. Başlangıçta senin organizatörlüğünde yürüyen işlere istemediğin müdahaleler olacak. Bu müdahalelere dahil olanlardan biri elektrik mühendisi Fikret. Yine şirketin eski elemanlarından biri o da. Tamam, şantiyeci adam ama ne anlar inşaat işinden. Yavru patron seninle aynı düşünmeyecek ama. Adamın ağzından çıkanı havada kapacak, ne de olsa senden daha eski muhabbetleri var. Bu gidişat hiç hoşuna gitmeyecek. Günler geçecek işler ilerleyemeyecek, bir şeye takılıp etrafında döneceksiniz. Aslında sen yapım metodunu anlatan rapora kadar çoktan işini bitirmiş, kenara koymuşsun. Fakat yavru patron devamlı başa saracak. Son güne gelinceye kadar havanda su dövülecek. Akşam saatlerinde ihale dosyasını paketleyerek bir eleman vasıtasıyla otobüse yetiştirmeniz lazım. Yetişmeyecek. Sabah ilk uçağa yetiştiririz diyecek yavru patron. Canın iyice sıkılacak. Kendini orada fazla hissedeceksin. Gecenin saat ikisi olmuş.

Yavru patronun "Fikret abi, bir kepçe dolusu hafriyat kaça mal olur?" sorusunu duyunca zıvanadan çıkacaksın. A benim koca kafalı oğlum, öyle mi çıkar maliyet? Fikret, hiç bozuntuya vermeden, "Olsun hadi elli kuruş" gibi bir cevap verecek. İşte o an kararını vereceksin. Eğer benim işim yoksa ben artık gideyim diyeceksin yavru patrona. "Son değişikliklere göre yapım metodolojisini bir gözden geçir abi istersen, sonra gidebilirsin." diyecek. Yarım saat sonra size kolay gelsin deyip şirketten çıktığında binadaki tüm ışıkların hala yandığına şaşıracaksın. Herkes teyakkuz halinde...

Ertesi sabah canın sıkkın bir halde geldiğin şirket merkezinde gördüklerin şaşkına çevirecek seni. Şirket bomboş. Odanda her taraf yenen yemek ve içecek artıklarıyla dolu, darmadağın. Ne sekreter var ne bekçi ne de başka biri. Sanki hayaletler basmış binayı. Odaları dolaşacak nerede bu millet diyeceksin, sesine cevap veren olmayacak. Odanı toplamaya başlayacaksın. Bir süre sonra aşağı katlardan sesler gelmeye başlayacak. Yeni gelen sekreterlerden biri sana haberi verecek. "Uçak sis nedeniyle rötar yapmış, ihaleyi kaçırdık" (!) Tam on beş gün ortalarda görünmeyecek yavru patron. İki gün sonra şirketin diğer ağır toplarından, ihale hazırlıklarına katılan ama genel olarak sessiz kalmayı tercih eden, seninle benzer pozisyondaki bir mühendisi çağıracak baba patron. Patronla görüştükten sonra yanına gelecek. Ne oldu, neden çağırmış seni diye soracaksın. İhaleyi niye yetiştiremediğimizi sordu diyecek. Sen ne dedin peki diye soracaksın merakla. Elimizden geleni yaptık ama yetişmedi, falan dedim, diye cevap verecek. Onun bu pısırık haline öfkeleneceksin içten içe. Seni de çağırdı, sen ne diyeceksin diye soracak. "Oğluna sorsun." cevabını vereceğini söyleyeceksin. Aman diyecek, baba oğul arasına girilmez ki, yuvarlak bir şeyler söyle bari. Hayır diyeceksin kesin kararlı bir şekilde.

Alt kata baba patronun odasına ineceksin az sonra. Güler yüzle karşılayacak seni. Bir şey sormadan başlayacak konuşmaya. "Elli yıldır ihaleye giriyoruz, ilk kez bir ihale dosyasını yetiştiremedik. Nasıl oldu bu iş anlat bakalım." Belki kızgın patron, haklı da olabilir ama sen ondan daha haklı ve kızgın göreceksin kendini. Aslında rahatlıkla hazırlanabilecek bir ihale dosyasının oğlu  yüzünden yetiştirilemediğini açıkça vuracaksın yüzüne. Son derece olgun bir şekilde gülümseyecek "Teşekkür ederim," diyecek, "Ben bunu öğrenmek istiyordum." Hiçbir şey söylemeden çıkacaksın odasından.


(Devam edecek)

YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 1 ***                 

4 Ocak 2020 Cumartesi

YENİ BİR HAYAT BÖLÜM 43

YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 43 ***

Günün birinde patronun Burhan Bey, seni yanına çağıracak. Her hafta sonu gittiği ve proje müdürüyle çay içip sohbet ettiği hipodrom inşaatı şantiyesinde midesini bulandıran bir takım işlerin döndüğünden bahsederek bu işin başına geçebilir misin diye soracak. Türkiye'nin en prestijli projelerinden biri olan hipodrom inşaatı ağırlıklı olarak bir üst yapı işi. Fakat yine de iş iştir deyip olumlu cevap vereceksin. Birlikte şantiyeye gidecek ve proje müdürüyle tanıştıracak seni. Hemen projeleri açıp yabancısı olduğun bu işi tanımaya çalışacaksın. Ertesi günü sana bir vekâletname çıkarılıp proje müdüründen görevi devralman istenecek. Bir yandan sahayı, geniş bir alana yayılmış bina inşaatlarını denetlerken, diğer taraftan ofisine dönüp sabahın erken saatlerine kadar sözleşmeleri, şartnameleri okuyup notlar alacaksın. Şantiyede yapım işlerinin tamamı kırk civarında taşerona yüklenmiş. Gündüz vakitleri proje müdürünü sorguya çekeceksin. İlk dikkatini çeken işin sahibi binicilik federasyonunun zenginliği! Devlet ihalelerinde yaşanan ödeme güçlüğü bu işin semtine uğramamış, su gibi para harcanıyor. İşin bir de müşaviri var, sınırsız yetkiyle donatılmış işveren tarafından. Canınızı sıkmadan bir sürü yeni fiyat kolayca imzalanıyor. 

Proje müdürünün zimmetine para geçirdiğinden şüphe ediyor patron. Çirkin bir suçlama bu. Belki de bir iftiraya kurban gidiyor adam. Böyle bir konuda müfettişliğe soyunman hiç memnun etmeyecek seni. Bir sürü taşerona hak etmedikleri ödemeleri yaparak ya da onların hatalarını görmezden gelerek çıkar temini söz konusu olabilir, ya da olmayabilir. Patron senden proje müdürünü suçlayacak açık bir kanıt beklentisi içinde. Haftada bir geldiği şantiyeye Rauf Beyi yanına alıp her gün gelmeye başlayacaklar. Birlikte geçirdiğiniz saatler senin için büyük zaman kaybı. Uykusuzluk ve yorgunluktan bitap düşeceksin. Öyle ki, gecenin bir yarısında evine gitmek üzere sana tahsis edilen makam aracına binecek, manevra yaparken uzun süredir kullanmadığın kendi özel aracına bindireceksin.

Evet evlât, şantiyede bir düzensizlik, başı bozukluk var. Seni en çok rahatsız eden şey, onlarca taşerona sözleşme yapılmadan verilen işler. Proje müdürü şantiyede görevli bir mimarı akıl defteri olarak kullanıyor. Bir sürü iş kaleminin birim fiyatı mimarın bakkal defterinden farksız ajandasında. Bu fiyatların piyasa fiyatlarından aşırı derecede yüksek olduğunu yaptığın araştırmalar gösterecek. Fakat proje müdürüne bu iyiliklerin karşılığında ödenmiş olabilecek paraların makbuzunu boşuna arama. Doğal olarak bir belge bulamayacaksın. Sonunda proje müdürü günahını boynuna alıp sana işleri devredecek. Verdiğin bilgiler neticesinde patronun talimatı üzerine bütün taşeron ödemeleri durdurulacak. Parasını alamayan alt yükleniciler oluk oluk odana akmaya başlayacak. 

Yaşadığın bu kaos ortamında bir de yeni yıl zammını beğenmeyen mutfak ekibinin hep birlikte işi bırakması üzerine zor anlar yaşayacaksın. Kalabalık bir şantiyede yemeğin çıkmaması büyük sorun. Birkaç yere pide siparişi verip günü geçirdikten sonra eylem yapan aşçı ve bulaşıkçıların işine son verecek, dışarıdan catering hizmeti almaya başlayacaksınız.  

Hedefin, bir an önce düzenin kurulması. Bunun için taşeron firma yetkililerini teker teker çağırıp makul fiyatlarla hazırladığın sözleşmeleri imzalatmaya başlayacaksın. Rauf Bey'le daha önce çalıştığınız şirketteki prensipleri uygulayacak, imzaladığın sözleşmeleri merkeze, onaya göndereceksin. Çalıştığın bütün alt yüklenici firmaları yanına çağıracak, sözleşme dışı hiçbir ödeme yapılmayacağını bildireceksin. Onaya gönderdiğin sözleşmeler bir türlü geri gelmeyecek. Rauf Beye bunun nedenini soracaksın. Sözleşmeler patronun masasında bekliyor diyecek.

Ertesi gün akşama doğru Burhan Bey arayacak seni. Gayet kaba bir şekilde "Ben seni oraya milletin pisliğini temizlemek için mi gönderdim?" diye çıkışacak. Şaşıracaksın, ya niye gönderdin? Böyle bir tavrı hak etmedin evlât. Geceni gündüzüne katmış, işleri belli bir düzene oturtmaya çalışmışsın var gücünle. Mükâfatın böyle bir kabalık olmamalı. Hangi koşulda olursan ol, senin kabulleneceğin bir davranış biçimi olamaz bu. Akşam eve dönerken kararını vereceksin. Eşinle konuşup imzaladığın istifa dilekçesini patronunun masasına bırakacaksın kimseye bir şey anlatmadan. Öğleden sonra Rauf Bey gelecek yanına. Haklı bulacak seni kararında. Ruh hastası bu adam diyecek. Sen de bu ukâla adamla çalışılmasının mümkün olmadığını söyleyip kendisinin de en fazla üç ay dayanabileceğini iddia edeceksin. Tahminin aynen çıkacak, tam da üçüncü ayın sonunda Rauf Bey de Burhan Beyle yollarını ayıracak.

Başkaları gibi hiçbir zaman çalışırken daha iyi bir iş arayışında bulunmadın, bulunmayacaksın. Aslında profesyonelce bir tutum değil bu, biliyorsun. Kısa bir süre sonra eskiden beri tanıştığın ve ağabey dediğin nadir insanlardan biri olan proje firması sahibi Orhan Bey, büyük şirketlerden birine yönlendirecek seni. Türkiye'nin en büyük sulama tünellerini yapan bu firmanın yaşlı, sevecen patronu sıcak bir şekilde karşılayacak seni. 

(Devam edecek)

YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 1 ***                 
YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 38 ***
YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 39 ***
YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 40 ***
YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 41 ***
YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 42 ***

YENİ BİR HAYAT BÖLÜM 42

YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 42 ***

İşte böyle evlât. Yaşamın boyunca karşılaşacağın en kara günleri bu dönemde göreceksin. Bir müddet yürüteç kullandıktan sonra koltuk değnekleri ile yürümeye başlayacaksın artık. İzmir'de iyi bir ortopedi doktoruna görüneceksin. Çekilen röntgen filmini görünce dudağın uçuklayacak! Bir adet L şeklindeki profile yedi adet kocaman çiviyle raptedilmiş kemik parçaları... Filmi görünce, bitmek, tükenmek bilmez ağrılarının sebebini anlayacaksın. Üstelik doktor Ereğli Devlet Hastanesinde yapılan ameliyatın hatalı olduğunu, kemiğin yanlış bir açıyla kaynamaya başladığını söyleyecek. O kadar acı çektikten sonra yeni bir ameliyatı gözün yemeyecek. Tek tesellin bu tür ameliyatlarda sıklıkla karşılaşılan enfeksiyon kapma problemini yaşamaman. Doktor fizik tedavi önerecek, kasların eski işlerliğine kavuşabilmesi için. Eve bir sağlık teknisyeni gelmeye başlayacak her gün. Yarım saatlik eksersiz senin için ölümden de beter, dayanacaksın. Ayrıca bez torbaya doldurduğun yarım kilo pirinci ağırlık yapıp ameliyatlı ayağınla kaldırmaya çalışacaksın. Hiç takat kalmamış ki ayağında, o yarım kiloluk pirinç torbası sanki sana bir tonmuş gibi gelecek. Dizini geri bükmen ise imkânsız. Bunda yanlış kaynamanın da rolü büyük. Her hareket acı verecek sana. 

Günler, günleri kovalayacak. Koltuk değneklerini bırakamayacaksın fakat araba kullanmaya başlayacaksın. İşler seni bekler evlât. Ereğli'ye dönüp işlerin başına geçeceksin bu halde. Fehmi de zor günler yaşamış fakat şimdi o senden daha iyi durumda. İç organlar kendini daha çabuk onarıyor olmalı ama kemik ameliyatları ve arkasından uygulanan fizik tedavi ayağa kalkma sürecini uzatıyor.  Kelçe Köprüsünde tabliye betonları dökülürken kılıksız biri yaklaşacak yanına. Geçmiş olsun diyecek. Başınızdan geçen olayı öğrenip de gelmiş yanına, belli. Korumalığını yapmayı teklif edecek sana. O sıralar inanılmaz bir cesaret var üzerinde. Ölümden dönmüşsün ama korkun yok ölümden. Adam niyeti bozduysa sen mi kurtaracaksın beni Azrail'in elinden diyeceksin içinden. Herif ısrarcı, iki tane leşim var diyecek referans olarak. Pisliğe bulaşmadan, yok diyeceksin, bizi koruyan var!

Yok aslında. Senin bu işe soyunan herkesin mafya bozuntularını beslediğini, bunun karşılığında kendilerini sözüm ona koruduklarını öğreneceksin. Yok arkadaş, bu işler sana göre değil. Eşin de zaten uzun zamandır bırak bu işleri deyip duruyor.

Senin yokluğunda yeni işler almış Fehmi. Güzel, kârlı işler. Yok sizin şirkete değil, kendi şirketine. Bu uyanıklığı devam edecek. Gözünün içine bakarak, iyi işleri kendi hesabına, zor ve daha az kârlı işleri ortak şirketinizin hesabına almaya kalkacak. Farkına varmadığını düşünüp şirketinize ait iş makinesi ve kamyonları kendi işlerinde kullanacak. Fethullahçı oğlu anlaşmalı akaryakıt istasyonundan şirketinizin hesabına kendi özel aracının deposunu dolduracak. Bu hırsız polis oyunu canına tak edecek. DSİ ve Köy Hizmetlerinde görevli iki mühendis arkadaşından destek alarak blöf ağırlıklı bir teklif getireceksin Fehmi'ye. Ya şirketi tamamen bana devret, ya da ben sana devredeyim. Kuralı sen koyup seçimi ortağına bırakacaksın. Şirketi devralacak olan, karşı tarafın yaptığı tüm harcamaları altı ayda, altı eşit taksitte döviz cinsinden ödeyecek. Kardeşimle bir düşünelim diyecek Fehmi. Her iki cevaptan birine hazırlıklısın ama senin için hayırlı olan işi devretmen. Üç günlük meraklı bekleyişten sonra cevap gelecek. Fehmi, alınan işlerin hepsi bizim memleketimizde, bize yakışır diyecek ve çekleri imzalayıp verecek eline. Böylece bir dönemi kapatmış olacaksın. 

Ne demiştin? Olmadı, kapı gibi diploman var. Fakat değnekleri atana kadar birkaç ay daha kendini toparlamaya çalışacaksın. Derken telefonun çalacak. Arayan Rauf Bey, Ankara'da bir firmayla görüşmeni isteyecek. Abu Dabi'deki işleri için senin gibi işi bilen birini arıyorlarmış. Ankara'ya geldiğinde ilk önce Rauf Bey'i ziyaret edeceksin. Seni kaçırmamasını anlattım şirketin sahibine dedikten sonra kısa bir süre içinde kendisinin de aynı şirkete geçeceğini söyleyecek. Oradan çıkıp, şirketin Eskişehir yolundaki merkezine gidecek, patronla görüşeceksin. Evlat, biraz mürekkep yalamış ve sonradan hasbelkader servete kavuşmuş insanlar hep aynı. Dünyaları ben yarattım havasındalar. Geniş bir alana yayılmış sıra dışı bir merkez binası bu. Kapıdaki görevli, yönetici asistanını arayıp seni ikinci kata yönlendirecek. Patron sekreterleri bile havalanmış, görmeyeli. Sekreterliği küçümseyip yönetici asistanı dedirtiyorlar kendilerine artık. Kısa bir süre sonra patron hazretleri kabul edecek seni. Geniş salonun içi adeta bir botanik bahçesi. Tuhaf bir yer, şimdiye kadar gördüğün hiçbir makam odasına benzemiyor.  Oda değil tabii gördüğün, en az 500 m2'lik bir salon ve botanik bahçesinin arkasında bir bowling oyun alanı. Kapıdan içeri adımını atar atmaz gözlerin patronu arayacak. Burhan Bey mimar, tuhaf biri. Koca salonun içinde tam bir tezat teşkil eden camdan küçücük bir masanın arkasına gizlenmiş bu adamı zor fark edeceksin. Tepeden bakan bir gülümsemeyle elini sıkıp oturman için masasının  önündeki sandalyeyi gösterecek. Rauf Bey, sizi çok methetti diyecek. Mevcut bölge müdüründen istediği randımanı alamıyormuş. Onun yerine Abu Dabi'deki işlerin başına seni göndermek istediğini söyleyecek.

Şu andaki bölge müdürünün kim olduğunu soracaksın belki sınıf arkadaşlarından biri çıkar diye. Müdürün adını duyunca şok olacaksın. Burhan Bey'in bahsettiği adam üniversitede ders aldığın bir hocan! Bu haber seni iyice gerecek. Hocanı beğenmeyen birine sen kendini nasıl beğendireceksin. Hemen pasaportunu hazırla diyecek. Eşim yanımda olmadan asla diyeceksin münasip bir dille. İki de ufak çocuk, okul çağında. Rauf Bey, seni öyle bir anlatmış ki demek, adam ne istersen kabul edecek gibi. Maaşı soracaksın, sana biçtiği değer de gayet hoşuna gidecek. Sorun şu; Abu Dabi'de iyi eğitim veren okullar var, eyvallah, güzel yabancı dil de öğrenebilirler ama üç beş sene sonra yurda dönecek olsanız üniversite sınavını nasıl kazanır bu çocuklar? Yani evlat, bu gidişin dönüşü yok. Ya gidecek, orada yerleşecek, çocukların üniversiteyi yabancı bir ülkede bitirecek ya da gitmekten vazgeçeceksiniz. Gerçekten zor bir karar olacak senin için. Evde uzun uzun tartışacaksınız bu konuyu eşinle. Eşin gitmek taraftarı, sen ise kararsız kalacaksın.

Üç ay kadar şirketin anlaştığı güzel bir otelde kalacaksın. Sana oldukça geniş bir oda verecekler. Bu süre içinde patrondan yurt dışına gitmenle ilgili bir haber çıkmayacak. Belli ki başka planı var kafasında. Sen işi oluruna bırakmış durumdasın. Aslında ihtisas konun baraj ve yakında sözleşmesi imzalanacak büyük bir baraj projesi var şirketin elinde. Diğer taraftan Karadeniz'de, Fırtına vadisinde yap işlet devret modeline göre inşa edilecek bir dizi regülatör ve tünellerden oluşan enerji santrali projesi üzerinde uzun süredir çalışılıyor. ÇED raporu onaylanmak üzere. Bu işler seni heyecanlandıracak. Beklediğin haber çıkmayınca evi Ankara'ya taşıyacaksın. Bir yandan yeni ihalelere hazırlanırken diğer yandan Türkiye'nin en yüksek ince kemer barajı sıfatını alacak bir projenin sözleşme ön çalışmalarına katılacaksın. Aslında birim fiyatlar belli. Senin yapacağın bu fiyatları resmileştirecek analizleri hazırlamak. Zor iş evlat. Birim fiyatlar o kadar mübalağalı ki analize mantık çerçevesinde ne koysan bir türlü fiyatı yakalayamayacaksın. Bir m3 betona bir ton çimento kullanacak halin yok ya (!)

Genel Müdür, finansman müdürü eski bankacı bir hanımefendi ile kıdemli proje müdürlerinden biri aralarındaki ilişki dikkatini çekecek. Bu üçlü sürekli bir arada. Şirkette ayrı geçirdikleri zaman oldukça az. Birlikte yemeğe iniyorlar, aynı masayı paylaşıyorlar, devamlı bir şeyler konuşuyorlar aralarında. Sanki dedikodusunu yapıyorlar birilerinin. Üçü de senden yaşça büyük, sana cephe almıyorlar ama seni aralarına da almıyorlar. Rauf Bey, arada seni yoklayacak telefonla. Üçlü çeteyi şirketten göndereceğinden söz edecek sana. Patronun Burhan Beyi odasının dışında başka bir yerde görmek mümkün değil. Fakat kameralar aracılığıyla herkesi gözetlediğini herkes konuşuyor. Kimin saat kaçta şirkete geldiğini, kimin hangi saatte çıktığını biliyor. Sadece kameralarla sınırlı değil kontrolü. Şirket içinde muhbirleri var. O botanik bahçeli geniş makam salonuna ayrı bir kapıdan geçip özel asansörünü kullanarak girip çıkıyor. Sanki bir hayalet, patron odasında mı yoksa dışarıda mı belirsiz. Salonun tam altında teknik ofis bölümü bulunuyor. Canı sıkılıp bowling toplarını yuvarlamaya başladığı zaman, aşağı katta çalışanlar gelen seslerden onun odasında yine stres attığını anlıyor.

Sabahları işe giderken erken çıkman gerekecek. Eskişehir yolunda trafik, sabah saatlerinde oldukça yoğun. Gün geçtikçe işini benimsemeye başlayacaksın. Bir ara, Abu Dabi'ye gitmek yerine burada kalarak şirkete daha faydalı olabileceğini söyleyeceksin Rauf Bey'e. O da bunu patronuna iletecek muhtemelen. Şirketin genel müdürü görevinin başında ama işiyle alakalı ciddi bir huzursuzluğu var. Bunu hissedeceksin, patron adeta genel müdürüne küsmüş. Sabah geliyor, sohbetini yapıyor, akşam evine dönüyor, işle bir alakası yok.

Bir süre sonra Rauf Bey, daha önce bir süre birlikte çalıştığınız şirketten ayrılıp yanına gelecek. Pazarlığı ve kendini pazarlaması kuvvetli bu adamın. Görevi, yönetim kurulu başkan yardımcısı, yani patrondan sonra ikinci adam. İlk işi üçlü çetenin ayağını kaydırmak olacak. Bu arada Rauf Beyin şirkete girmesinden sonra patronla daha sık görüşmeye başlayacaksın.

Fehmi söz verdiği halde zamanı gelen çekleri sana ödemeyecek. Her telefon ettiğinde bir bahane uyduracak, bir ay içinde ödeme yapacağına söz verecek. Bütün çeklerin vadesi gelip geçtiği halde sadece bir çek ödenmiş o da eski kontrolün Nezih Bey sayesinde. Söz önemli evlat senin için. Sözünde durmayan bir insan senin dostun olamaz. İpleri koparacaksın. Çeklerin tahsili için her yolu denemeye hazır bir şekilde sağa sola danışmaya başlayacaksın. Biri diyecek, mafyaya ver fakat üçte birine mal olur sana. Bir diğeri avukat tut ama yarısını alır. Karamsar bir şekilde bir arkadaşının önerdiği avukatın yazıhanesine gideceksin. Adam avukat değil adeta bir lise talebesi. Ufak tefek biri, ilk gördüğünde gözün tutmayacak. Bana bu iş neye patlar diye soracaksın avukata. Takma bunu kafana, senden bir şey talep etmem diyecek. Nasıl olur, emeğiniz ne onu öğrenmek istiyorum diye üsteleyeceksin. Sen merak etme iki aya kalmaz paranın tamamını alırım, onun ödeyeceği faiz yeter de artar bile bana. Nasıl yani? Bu kadar kolay mı? Donunu bile alırım diyecek sana hızını alamayarak. Bir adama bakacaksın, bir de söylediklerine. Evlat, görünüşe aldanmamak lazım. Gerçekten de iki ayı bulmadan bütün alacağını tahsil edecek o çelimsiz avukat. Piyango vurmuş gibi hissedeceksin bir anda.

(Devam edecek)

YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 1 ***                 
YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 38 ***
YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 39 ***
YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 40 ***
YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 41 ***

2 Ocak 2020 Perşembe

YENİ BİR HAYAT BÖLÜM 41

YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 41 ***

Size işi ayarlamaya çalışan adamın gergin tavırlarından biraz rahatsız olacaksınız ama bunun ne önemi var. Anlaştığınız üzere eğer ihale üzerinizde kalırsa istediği parayı verecek, yolunuza devam edeceksiniz. Ertesi gün beklediğiniz telefon gelecek. Organizatör, ağabeyim dediği bir inşaat firmasının sahibi ile konuşup müsaadesini aldığını, işi size ayarlamak için artık başka bir engelin kalmadığını söyleyecek. Sonraki günlerde sık sık arayacak sizi. Ankara merkezli iki firmaya ulaşmaya çalıştığını, A firmasına şu kadar lira, B firmasına şu kadar lira söz verdiğini anlatacak. Fehmi ile konuşup adam işini biliyor diyeceksiniz. Kısa bir müddet sonra tekrar arayacak. Falanca firmaya şu kadar, filanca firmaya şu kadar diye sayacak. Bize niye anlatıyor bunları diye merak etmeye başlayacaksınız. Telefonlar susmayacak. Buna şu kadar, şuna şu kadar... Manyak mı bu adam diyeceksiniz, sizden alacağı komisyonu bol kepçeden şirketlere dağıtıyor.

Fehmi'yle birlikte hakediş raporlarını götürdüğünüz Kastamonu bölge müdürlüklerinde işlerinizi bitirip dönerken ortağınla aynı anda bir şüphe düşecek içinize. Bu adam ihaleye girecek firmalara niye para saçıyor? Tamam bunun bir izahı var. Bütün firmaların onun güzel hatırı için size destek verecek halleri yok ya. İkna edemediklerini ama tehditle ama para ile hizaya sokuyor işte. Peki bu onun işi olduğuna göre size niye teker teker bunun hesabını veriyor? Bir anda yüzünüz kıpkırmızı kesilecek. Hemen müsait bir yerde arabayı sağa yanaştırıp duracaksınız. Endişe içinde birbirinize bakacaksınız. Yoksa? Kalp atışlarınız hızlanacak. 

Alı al moru mor bir telaş içinde yeniden yola düşeceksiniz. Zonguldak'a yaklaşırken organizatör Nuri'nin telefonu ile irkileceksiniz. Fehmi'ye bütün firmalara ulaştığını ve son olarak dağıttığı paraları bildirecek. Fehmi, heyecanla her halde bir yanlış anlaşılma olduğunu söyleyip Nuri'yi şube ofisinde konuşmaya davet edecek. Bir saat sonra buluşacaksınız ofiste. Anlaşmanızın sadece yüzde beş komisyondan ibaret olduğunu, firmalara dağıtılan paralara karışamayacağınızı anlatacak, aksi durumda komisyonun yüzde on beşi geçeceğini ve bunu ödeme imkanınızın bulunmadığını ileri süreceksiniz. Ortam gerginleşecek. Nuri, normal şartlarda ne kadar bir tenzilat yapacağınızı soracak sana % 35 falan diyeceksin. % 5'i kendisinin alacağını, % 10'unu da diğerlerine dağıttıktan sonra bile size % 20 kalacağını söyleyecek. Bu adam İnci Baba'ya özenmiş, işi bilmiyor. Eyvah ki ne eyvah! Kardeşim koca ihale bedelinin yüzde on beşini, hem de peşin olarak kim çıkarıp verebilir sana. Bunu karşılayacak ne maddi gücünüz var, ne de o kadar parayı çıkarıp vermek akıllıca. Tamam, diyeceksiniz, "Biz yokuz bu işte, işte dosyamız burada, alın bunu istediğinize verdirin işi, daha biz bir şey istemiyoruz." Sinirle çıkacak Nuri yazıhaneden. Sizi hafiften bir korku sarmaya başlarken bir yandan da üzerinizden büyük bir yük kalkmış gibi rahatlayacaksınız.

Ertesi gün İzmir'e gitmek için yola çıkmaya hazırlandığın bir sırada telefonun çalacak. Arayan Nuri, o asabi halinden eser yok. İstanbul'da birisi adına ihaleye katılacakmış. Sen anlıyorsun bu işten deyip hazırladıkları teklif dosyasına bir göz atmanı isteyecek. "Tabi yardımcı olurum ama az sonra yola çıkacağım." diyeceksin. Fehmi'yi arayıp Nuri'nin aradığını söyleyecek ve yaptığın görüşmeyi anlatacaksın. "O zaman bekle biraz istersen, ortamı yumuşatmış oluruz belki." diyecek. Hemen Nuri'ye telefon açıp gecikmemesini söyleyeceksin. Yazıhanenin yerini bilmediklerinden senden yeri tarif etmeni isteyecek. Ayrıntısıyla adresi verecek ve gecikmemesi konusunda bir kez daha ikaz edeceksin. "Sakın ayrılma, amca oğluyla çıktık, geliyoruz." diyecek. Beklemeye koyulacaksın.

Zonguldak-Ereğli arası taş çatlasın bir saat. Saatler geçecek, ne gelen var ne giden. Hava kararmaya başlayacak. Fehmi'yi arayacaksın, bu herif gelmedi daha, artık bekleyemeyeceğim, yolum uzun biliyorsun diyeceksin. "Biraz daha bekle bakalım." diyecek. Bir yandan yola çıkman, ailene kavuşma arzun, diğer taraftan önüne çıkan Nuri denilen ne idüğü belirsiz adamla bozulan ilişkinizin onarma imkanı arasında gidip geleceksin. Gergin bekleyiş sürecek. Zaman zaman kalkıp şehrin meydanına bakan pencereden beklediğin karanlık misafirin gelişini gözleyeceksin. Sabrının tükendiği bir anda karşıdan dikkat çekici bir şekilde ağır ağır yanaşmakta olan Amerikan arabasını fark edeceksin. Araç göbeği dönüp yazıhanenin önünde taksi durağının yanına park edecek. İki kişi inecek arabadan ve doğruca bulunduğun binaya girecek. Kapının zili çalınacak, kalkıp karşılayacaksın gelenleri. Sarışın mavi gözlü Nuri'nin yanında esmer iri cüsseli hafiften göbekli bir adam var. Amca oğlu olmalı. Ellerini sıkıp buyur edeceksin. Bekleyeceksin ki, teklif dosyasını versinler hemen, bir göz atıp varsa eksiklerini söyleyesin. Amacın bir an önce gelenleri gönderip yola çıkmak. Ortağının nerede olduğunu soracak Nuri. Onu ne yapacaksınız, o anlamaz ki bu dosya işlerinden. Ne ihalesi bu katılacağınız? diye soracaksın. Öfleye püfleye "temizlik işi" diyecek.

"Kaç çocuğun var senin? diye soracak Nuri. İki tane diyeceksin, bir oğlan bir kız. Allah bağışlasın demelerini beklerken seslerini çıkarmayacaklar. Evet evlat, son zamanda belediyeler bu temizlik işlerini özel firmalara ihale etmeye başladılar. Her halde ihalenin gerginliği diyeceksin suratlarına bakarak. Nuri ani bir hareketle oturduğu koltuktan kalkıp bağıracak, "Rezil ettiniz ulan bizi, etek giydirdiniz Zonguldak'ta." Hoppala, ne oldu şimdi. Amca oğlu sessizliğini koruyacak. Nuri "Telefon et Fehmi'ye gelsin o da hemen." diyecek emir verircesine. Hafiften korkmaya başlayacaksın." Evinde istirahat eden ortağını arayacak, "Seni de istiyorlar." diyeceksin. Beş dakika sonra o da gelecek. İçeri girdiğinde Fehmi'nin gergin suratı da kırmızıya boyanacak. "Yanınıza bırakacağımızı mı sandınız bu yaptığınızı?" diye bağıracak Nuri. Fehmi'yle birbirinize bakacaksınız bir an çaresiz. "Kalk, kalk gidelim, amca oğlu" diyecek. Oda kapısını çekip yazıhaneden çıkacaklar. Şaşkın bir şekilde bu adamlarla başınıza büyük bir bela aldığınızı düşünmeye başlayacaksınız. Siz çaresizlik içinde çözüm ararken Nuri ve yanındaki adam büyük bir gürültüyle kapıyı tekmeleyip ellerinde silahları olduğu halde odadan içeri dalacaklar. Masasında oturan Fehmi'ye yönelecek silahlar önce. Belli ki onu daha tehlikeli buluyorlar. Birkaç el silah sesi, feryat. Fehmi yere yığılacak. Diğer masanın başında ayağa kalkmış, olanlara anlam veremeyen sana yönelecek Nuri'nin silahı bu kez. Birkaç el silah sesi daha duyulacak. Sen de yığılacaksın yere. Çıkarlarken, bağıracak Nuri, ifade verirken sakın benim adımı anmayın, sizi vuran amca oğlum anlaşıldı mı? Her ikinizin de cevap verecek hali yok.

Fehmi benim durumum kötü çok kan kaybediyorum diyecek, kardeşini aramanı isteyecek. Kımıldamaya çalışacaksın. Daha önce yaşamadığın bir ağrı danalar gibi böğürtecek seni. Kurşun ayağını parçalamış, ağrın dayanılmaz. Benden ümidi kes, kıpırdayamıyorum, başının çaresine bak diyeceksin ortağına. Sürüne sürüne peşinde bir kan gölü bırakarak merdivenlerden aşağı inecek Fehmi. Taksi durağında kimse yok. Çevrede kimse yok. Herkes iki ortak birbirine girmiş, silahlar konuşmuş diye düşünüp arazi olmuş. Kıpırdamadan ağrılar içinde inleyeceksin dakikalarca. Ne kadar zamanın geçtiğini hatırlaman mümkün değil. Fehmi'nin kardeşi gelecek. Ortağını en hassas yerinden vurmuşlar, erkeklik organından. Seni de acilen hastaneye götürmek istiyorlar ama ne mümkün. En ufak bir hareket, dayanılmaz acı veriyor. Bağırmana aldırmayıp bir battaniye içinde merdivenlerden aşağı indirip devlet hastanesine yetiştirecekler. Serumlar takılacak koluna, ağrı kesiciler kar etmeyecek. Sabah olunca eşine telefon edip vurulduğunun haberini vereceksin. Hemen ameliyata alacaklar. Yakın mesafeden attıkları birkaç el kurşundan sadece biri isabet etmiş, o da yetmiş zaten. Sol ayağından giren kurşun kemiğine dokunmadan sağ dizinin hemen üzerini delip geçmiş. Kemiği parçalamış elbet bu kez geçerken, dayanılmaz ağrılarının sebebi bu. Akşamına eşin, annen gelecek hastaneye. Olayı anlatacaksın onlara. Kapıda iki polis güya seni koruyor. Sizi vuranlar kayıp çünkü daha. Durmak bilmeyen ağrılara hiçbir ilaç kar etmiyor. Hemşire doktorun daha fazla ağrı kesici verilmemesini istediğini söylüyor eşine. Ameliyatı yapan baş hekim, bir zamanlar Ereğli'de oturduğunuz bir apartman komşusu. Özel odanızın kapısını arkadan kilitlemesini isteyeceksin eşinden, daha sonra bir sigara yakıp vermesini. O hiçbir ağrı kesicinin durduramadığı acıyı, içine çektiğin o nefes dindirecek ilk kez. Şaşıracaksın. İzmir'e götürmek isteyecek seni eşin. Kıpırdamak dahi böylesine acı verirken o kadar yol nasıl gidilir? On günden fazla kalacaksın hastanede. Yine ağrıların büyük ama zor da olsa dayanabileceksin. Olayın ertesi günü yerel gazetelerde manşet haber olacaksınız. Belki ana medya organları da söz edecek sizden. Çünkü hastaneye gönderilen büyük bir çiçeğin üzerinde Rauf Beyin adı var. Nereden duydu, kimden öğrendi bu kadar çabuk diye soracaksın kendine.

Olaydan sonra ihale iptal edilecek. Nuri ve amca oğlu ortalık yatışınca gidip teslim olacaklar. Polis gelip ifadeni alacak. Bütün bildiklerini olduğu gibi anlatacaksın. Nuri, daha önce birini vurup öldürmüş ve şartlı tahliye edilmiş, bu yüzden bu kez suçu amca oğlunun üzerine atmaya çalışıyor. Yoksa ilk aldığı ceza ile birlikte bütün hayatı ceza evinde geçecek. Hastane'den taburcu olur olmaz şoför seni ve eşini İzmir'deki evinize götürecek. Parçalı kırık evlat, dile kolay öyle birkaç hafta ya da birkaç ayda iyileşmez. Aylarca yatacaksın evde. Psikolojin bozulacak. Çocuklarına muhtaç olacaksın, onlardan bir bardak su istemek zorunda olmak ağırına gidecek. Eşinin seni evde bırakıp bir arkadaşının yanına gitmesini bile kabullenmeyeceksin. İlacı oldum olası sevmedin, sevmeyeceksin. O bunalımlı günlerinde eşinin verdiği minik, pembe bir ilacın sihrine hayran kalacaksın. "İnsidon" adındaki bu hapçık, ruhundaki acıları alıp rengi gibi pembe bir dünya gösterecek sana.

Fehmi'ye gelince; İlk müdahaleden sonra İstanbul'a götürecekler onu. Bir biri ardına tam üç ameliyat geçirecek ama senden önce toparlayacak kendini. Bir gün sana telefon edecek. "Bu adamlar yine para istiyorlar" diyecek. Ne parası? Kan parası mı? Hani sizi vurdular ya, kan akıttılar, çok pişman oldular demek. Hayır diyecek, bizden para istiyorlar. Neden? Göz dağı vermek için evini silahla taradıklarını söyleyecek. Bu işin şakası olmaz. Hayır, diyeceksin. Ne yaptık ki biz bunlara. Tam aksine bize yaptıkları yetmiyor mu? Ortağın ben vereceğim istediklerini diyecek. Adam haklı, sen kaçıp uzaklaşmışsın tehlikeden. Fakat eşin aynı fikirde değil. Çocukların okul servisine binişleri, dönüşlerini endişe içinde izliyor. Ya peşimize düşüp gelirlerse?

Birkaç ay geçtikten sonra Fehmi arayacak yine. Sana yalvaracak adeta, mahkeme günü ifadeni Zonguldak'ta ver diyecek. Ne fark eder, burada adliyeye verebilirsin ifadeni. Olsun, sen gel yine diyecek. Koltuk değnekleriyle ayaklanmaya başlamışsın artık. Araba gönderip İzmir'den aldıracak seni. Eşin yalnız bırakmayacak. Ereğli'ye varınca ısrarla çağırmalarının nedenini anlayacaksın. Vermen gereken ifadeyi güzelce hazırlatmışlar. Olaydan sonra yazıhanede yapılan aramada ikisi ruhsatlı olmak üzere tam üç tabanca bulunmuş. Senin haberin yok bundan. Yok, efendim Fehmi silahını çekmişmiş, sizi vuranlar nefsi müdafaa yapmış. Hayır, diyecek, direteceksin, beni bunun için mi çağırdınız? diyecek isyan edeceksin. Duruşma günü Fehmi arkadaşlarını toplayıp dört beş arabanın korumasında Zonguldak'a gideceksiniz. Arabadakilerin hepsi silahlı. Salon hınca hınç dolu, etrafında gördüklerinin hiçbiri tanıdık değil. Hakim adını okuyacak, olayı anlat diyecek. Kulakların sağır, hiçbir şey duymayacaksın. Sadece bir uğultu. Gerçeği anlatacaksın olduğu gibi. Planlı bir şekilde geldiklerini. Planlayarak adam öldürmeye tam teşebbüs yani. Sonradan öğreneceksin ki, arka sıralardan sana laf atarak, "Canına susamış bu, keşke zamanında gebertseydik"  dediklerini, hakimin ise "Sessiz olun, atarım dışarı" diye formaliteden göz dağı verdiğini. Duruşma sona erdiğinde bir et duvarının arasında peşine takılanları fark etmeden yanından geçtiğin polislerin sesini duyacaksın sadece. "Burada olay çıkartmayın, dışarıda ne isterseniz yapın." dediklerini.

Fehmi, karamsarlık içinde bunu neden yaptığını sormayacak sana. Sen de bunu neden yaptığını bilmeyeceksin. Sanki bir rüyadasın. Eşinin ısrarı üzerine vakit geçirmeden İzmir'e doğru çıkacaksınız yola.

(Devam edecek)

YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 1 ***                 
YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 38 ***
YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 39 ***
YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 40 ***

31 Aralık 2019 Salı

YENİ BİR HAYAT BÖLÜM 40

YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 40 ***

Zamanının büyük bir bölümünde hiç istemediğin halde ailenden uzak kalacaksın. Bu yüzden eşinin butik işine  bile destek olamayacaksın. Hem çocukların bakımı hem de işi birlikte yürütmekte eşin zorlanacak tabii. Mal bitecek, İstanbul'dan mal almanız gerekecek fakat sen işlerinin başından ayrılamayacaksın. Eşinin teyze oğlu işin erbabı, senelerdir bu işi yapıyor. Egoist, kendini beğenmiş, fırsatçı biri. Eşine yardımcı olmak bir tarafa, avını gözüne kestirmiş bir şahin gibi dolaşacak çevrenizde. Hani bu işi yapamayasınız da kendisine muhtaç olasınız diye bekleyecek. Fırsat buldukça dükkana gelip işleri soracak eşine. Denize düşen yılana sarılır evlat. Ortaklık teklif edeceksiniz ona mecburen. Bu durumda mal alım işini o üstlenecek, çevresi sayesinde İzmir'den mal  İstanbul'a gitmeye gerek kalmayacak. Fakat adam uyanık. Yakın akraba olduğu halde yardımcı olacağına, bir yabancı gibi know-how'ını satacak eşine. Mal alımında yardımcı olurum ama yarı yarıya ortaklık isterim diyecek. Çaresiz kabul etmek zorunda kalacaksınız. Bir müddet sonra işi elinizden almaya kalkacak. Ama onun bu hayali gerçek olmayacak, ortaklık kavgalı bir şekilde bozulacak ve dükkanı başka birine devretmek zorunda kalacaksınız.    

Sen ise kendi işinin başındasın. Yeni aldığınız bir köprünün yapımına başlayacaksınız. Suya karşı yaptığın zorlu mücadelelerden sonra temel betonlarını dökeceksin. Köprü ayakları yükselecek. Tabliye için ilk açıklığa iskele kuracak ve kalıp montajını tamamlayacaksınız. Betonu döktükten hemen sonra yağmur başlayacak ve derenin suyu hızla yükselecek. İlk başlardaki tedirginliğin gelen sel suları ile korkuya dönüşecek. Talihine küseceksin. Beton henüz mukavemetini kazanmadığı için, iskeleye ihtiyacı var döşemenin. Azgın sular ahşap iskele direklerini birer birer önüne katıp sürüklemeye başlayacak gözünün önünde. Fakat inanılmaz bir şey olacak, daha 24 saat geçmediği halde köprünün uzun açıklığında döktüğünüz beton çökmeden yerinde kalacak. 

Yeni aldığınız ekskavatörle Zonguldak çevresinde on üç köyün içme suyu kanallarını açmaya başlayacaksınız. Her köyde işçiler için kalacak yer bulmak mümkün olmayacak. Köylerden birinin muhtarı size yardımcı olmak için sadece burası var deyip caminin avlusuna açılan bir odayı gösterecek. Odanın içinde boş tabutlar var. İşçi ayaklanacak, tabuthanede yatamayız biz diyecekler hep bir ağızdan. İşçileri ikna etmen boşuna. Tamam diyeceksin, madem ruhlardan, hortlaklardan korkuyorsunuz, onlardan ben koruyacağım sizi. İlk birkaç gece işçilerle birlikte tabuthanede yatacaksın. Madem çıktın yola, her işi çözmek senin görevin evlât. Bir zamanlar oruçluyum deyip kaytarmaya çalışan işçilere örnek olman için Ramazan ayı boyunca oruç tuttuğunu unutma. 

Akşamları yazıhane olarak kullandığınız bir dairenin odasına kalacaksın. Fehmi'nin oğlu Fethullah Hoca efendinin müridi olmuş. Fehmi üzerine düşmese de muzdarip bu durumdan. Yazıhaneye bol miktarda Zaman gazetesi geliyor, belli ki hayır olsun diye çocuğa satıyorlar bu gazeteleri. Sen de bu adamı merak edeceksin. Akşamları iş dönüşlerinde yemeğini yedikten sonra Samanyolu kanalını açıp her akşam hoca efendinin hutbelerini dinleyecek ve dediklerini anlamaya çalışacaksın. Bazen aşka gelip salya sümük ağlayacak hoca, cemaat de onun peşinden. Bir sürü uydurma hikayenin dışında ele avuca gelen bir şey bulamayacaksın anlattıklarında. Seninki sadece merak. Milyonları peşinde sürükleyen bu adam nasıl bunu başarıyor! O ağlamaya başlayınca seni bir gülme tutacak. 

Yazıhaneninizin hemen yanı başında sizin ölçeğinize göre büyük sayılabilecek bir ihale açılacak. DSİ Zonguldak Şube Müdürlüğü tarafından yapılacak ihaleye katılacaksınız. Artık diğer müteahhitler ve İdareler sizi aralarına almış durumdalar. İşi almak için diğer müteahhitlerle yoğun bir temasa geçecek, sizi desteklemelerini isteyeceksiniz. Büyük bir bölümü bu iş size yakışır diyecek. İtiraz edenleri diğerleri ikna edecek. O gün yapılacak ihalede beş ayrı iş daha olacak. Hepsi büyük çaplı dere ıslahı işleri. Bu işi almanız sizin için bir dönüm noktası evlât. Zira işin kontrolünü yapacak kişi senin Ereğli'deki barajının kontrol mühendisi. Şube yakınlarında bir kahve salonunda ihaleye teklif verecek firma sahipleri toplanacak. İlk ihalenin size verileceğini kabullenmiş görünecekler. Çek defterleri cebinde. Diğer ortakların, araya sızma olmasın diye kapıda teyakkuz halinde. İhale saati yaklaşırken gerilim artacak. Seni sıkıştırmaya başlayacaklar, çekleri vermen için. "Yoksa biz zarfımızı vermeye gidiyoruz." deyip korkutacaklar. Ortaklarını arayacak gözlerin, ulaşamayacaksın. Eğer bir kişi oyun bozanlık etse vermiş olduğun çeklerlin üzerine bir bardak soğuk su içmek durumunda kalacaksınız ki, bu sonunuz demek. Ya herru, ya merru deyip teker teker çekleri imzalamaya başlayacaksın. İhale kapanış saatine dakikalar kala anlaştığınız tenzilatı yapıp zarfınızı vereceksiniz. İhale salonunda sessizlik hakim. Teklif zarfları açılmaya başlanacak. Her an bir gol yiyeceğiniz korkusu peşinizi bırakmayacak. Son zarf açıldığında derin bir oh çekeceksiniz. Bu iş oldu evlât. Diğer işlerin ihalesi sizin için formaliteden başka bir şey değil. Sonuncu ihalede hakediş salonu birbirine girecek. Küfürler havalarda uçuşacak, silahlar çekilecek. Adamın biri çıkmış, zarfını verip kimseye görünmeden terk etmiş salonu. Ama onların adamları var. Bu işi yanlarına bırakmayacak. Bütün masraflar gizlice zarf atan firmaya ödetilecek ve aldatılan firma işi ondan devir alacak. Aynı şey sizin de başınıza gelebilirdi evlât, ama sizin silahlı adamlarınız yok bu işi temizleyecek. Kaderinize razı olurdunuz böyle bir durumda. Hatta bu sizin sonunuzu da getirirdi.

Yıl sonuna kadar işler yolunda gidecek. Geliriniz ile kullandığınız kredi borçlarını rahatlıkla karşılayacaksınız. Lakin yılın sonuna doğru ödenekler bitip gelir kesilince borçlarınızı ödeyebilmek için yeniden kredi kullanmak zorunda kalacaksınız. Borçlarınızın hemen tamamı aldığınız onlarca ihaleye karşılık diğer müteahhitlere ödediğiniz komisyonlar. Elbette onların geri dönüşü olacak ancak banka faizleri çok yüksek. O yıllarda enflasyon % 130'ları aşmış, kredi faizlerini sen düşün. İşin gerçeği, kendinize değil, aslında bankalara çalışıyorsunuz. Bu gerçeği kabul etmek zorunda kaldığında moralin bozulacak.  Fakat son aldığınız iş moralini yeniden yükseltecek. Gözün daha yükseklerde artık. 

Her şey Zonguldak şubenizde çalışan sekreterin bir telefonuyla başlayacak. TKİ Zonguldak'ta büyük bir işin ihalesine çıkacakmış. Bu işle ilgilenir misiniz diye soracak kız. İlgilenmez misiniz hiç, ihale artık sizin işiniz. Sekreter tanıdığı bir kişinin size bu işi ayarlayabileceğini söyleyecek. Birilerinin ayarlaması lâzım zaten. Yoksa TKİ, tanıdığınız bir İdare değil. Biliyorsun artık, İdare'yi tanımıyorsan boşuna para harcayıp teklif vermeyeceksin Ortağın Fehmi ile birlikte işi ayarlayacak kişiyle randevulaşacaksınız. 


Aracı tipsiz herifin teki. Uzun boylu, zayıf, mavi gözlü bu adam size ihaleye teklif verecek bütün firmaları ve İdare'yi bağlayabileceğini, sadece bir firmadan icazet alması gerektiğini onun onayını aldıktan sonra işe koyulabileceğini söyleyecek. Şartları konuşacaksınız. Firmalarla görüşme yapması için sizden bir cep telefonu isteyecek, peki diyeceksiniz. Çetin bir pazarlık neticesinde bu işin sizde kalmasına müteakip işin ihale bedelinin yüzde beşi kadar bir komisyon ödemeyi kabul edeceksiniz.
 (Devam edecek)

YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 1 ***                 
YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 38 ***
YENİ BİR HAYAT *** BÖLÜM 39 *** 

AĞAÇ EV SOHBETLERİ # 18

Moderatörlüğünü şimdilik Sade ve Derin (Deep Tone) ile İrem Can'ın birlikte yürüttüğü Ağaç Ev Sohbetlerinde bu yılın son konusu İrem Can'dan gelmiş. Eski yılı uğurlayıp yeni yılı karşıladığımız bu günlerde bizleri düşünmeye sevk eden bir konu. İşte haftanın sorusu:

"2019 senin için nasıl geçti, zor veya kolay bir yıl mıydı? 2020 yılı için beklentilerin neler?"


2019 yılının başında uzun yıllar ayrı kaldığım memleketime, İzmir'e geri döndüm. Bana unutamayacağım günlerimin geçtiği Taş Ev Restaurant'ı hatırlatan, ağırlıklı olarak doğan ürünlerin satıldığı, Taş Ev adında küçük bir şarküteri dükkanı açtık. Göztepe semtinde benzer işi yapan çok sayıda dükkan arasında bu işe soyunmak pek çoklarına göre akıl karı değildi. Baştan beri bu işten aşırı bir beklenti içinde olmadığım için hayal kırıklığı yaşamadım. Herkesin yakındığı ekonomik krize rağmen ilk yılımızı geçirdik ve bu bizim çevreyi tanımamızı, bulunduğumuz muhitte yaşayan insanların neler talep ettiğini ya da hangi ürünlere ilgi göstermediklerini anlamaya yaradı. Öncelikle şunu gördük. Göztepe, eğitim ve gelir düzeyi yüksek bir yer olmaktan çıkmış. Ankara'da olduğu gibi İzmir'de de gelir düzeyi yüksek, genç ve orta yaşlı nüfus yeni kurulan semtlere göçerek site yaşantısını tercih etmiş. Geriye kalanlar eğitim düzeyi yüksek ama çoğunluğu emekli bir kesim. Yaş ortalaması hayli yüksek olduğundan hepsinin sağlık sorunları var. Hiçbir yerde göremeyeceğin sayıda alzheimer hastası cadde boyunca bir aşağı bir yukarı gidip geliyor. Kiminin şekeri var tatlı yemez, kimine tuzlu dokunur. Dünya hali ne kadar yaşayacağımız belli değil düşüncesine sahip yaşlı amcalar, teyzeler sadece emekli maaşıyla yetinmek zorunda kaldıkları için "A o bana fazla oğlum, sen bana ucundan azıcık kesiver." modundalar. Bir kısmı eşini kaybetmiş, yalnız başına. Hangi yaşta olursan ol, yine de can kıymetli. Apartman dairelerinin çelik kapıları yetmemiş, korkuları sebebiyle her zaman kilitli tuttukları çubuk demirden güvenlik kapıları yaptırmışlar. Pek dışarı çıkamıyorlar, demir parmaklıklar arasından isteklerini apartman görevlilerine söylüyorlar. Bu görevlileri elde etmek için onları hoş tutmak içime sinmedi bir türlü. Çevrede ayrıca çok sayıda Migros türünde marketler var. En ucuzu oradadır şeklinde bir algı oluşmuş. Sana gelince fiyat soruyorlar, "A, çok pahalı" derken büyük marketlere gidip fabrikasyon ürünleri daha yüksek fiyatlarla satın alıyorlar. Ayrıca ekonomik krizin etkisiyle doğal gıda tüketimini bırakıp ucuza kaçıyor halk.

Aynı Taş Ev Restaurant'taki gibi gelen gidenle yaptığım tatlı sohbetlerden büyük zevk aldım yıl boyunca. Her birinin ayrı bir hayat hikayesi vardı. Onların anlattıklarından güzel öyküler çıkar. Yaz ayları İzmir'in nüfusu ciddi oranda azalıyor. Hemen herkesin Çeşme ve diğer sahil beldelerinde birer yazlıkları var. Doğal olarak bu dönemde işler etkileniyor. Bunu fırsat bilerek bir aylığına dükkanı kapatıp Ayvalık'ta tatil yaptık. Bir önceki yıl yaz tatilini geçirdiğimiz Foça daha çok hoşumuza gitmişti ama yine de fena değildi. Kitap okumakla ilgili bu yıl bir hedef koymamıştım kendime fakat yine de fırsat buldukça okumaya zaman ayırdım. Özellikle yaz aylarında artan kitap okuma sayım son zamanlarda blog okuma ve yazmalarım sebebiyle sekteye uğradı. Bundan hiçbir zaman rahatsızlık duymadım. Çünkü bazı blogger dostlarımın yazıları ve onlardan öğrendiklerim kitapları aratmadı. 

Yılın en sevindirici olaylarından biri oğlumun sürpriz bir şekilde evlenmesiydi. Diğeri ise kızımın zorunlu hizmetini tamamlayıp yanımıza gelmesi. Ufak tefek sorunlar dışında ciddi bir sağlık problemi yaşamadım. Bu yıl yeni bir ortamı tanıma, ona ısınma ve ayak uydurma dönemiydi. Bu sebeple 2019 yılında minimalist bir yaşamı tercih ettim. Kolay bir yıldı benim için diyebilirim. Fakat aksiyon ve macera sever  biri olarak bu yıl biraz sönük geçti gibi geliyor yine de bana.

2020 yılı için kendime büyük hedefler koymak niyetinde değilim. Bir ihtimal internet üzerinden satışa başlayabiliriz. Bu yıl yine kitap okumayı ve daha fazla yazmayı düşünüyorum. 2016 yılında yayınladığım yazı sayısı 422'lere ulaşmasına karşın bu yıl yayınladıklarım 130'u bulamadı.  Onların da büyük kısmı yılın ikinci yarısında yazdıklarım. Hedef koymak istemiyorum ama 2020 yılında yaklaşık 300 yazı yazmayı geçiriyorum aklımdan. Sanat ve kültür etkinliklerine, özellikle tiyatro ve konserlere daha fazla zaman ayırmayı planlıyorum. 

Elbette hedeflerimden biri de YENİ BİR HAYAT dizisini tamamlamak. Kaç bölüm çıkar daha, tahmin etmek zor. 40 bölümde tamamlanır dediğim dizide bölüm sayısı şimdiden buldu bu sayıyı. Eğer günümüze kadar sürecekse bu öykü, anlatacağın 23 koca yıl daha var.

Evet, yeni yılın ülkemize, siz sevgili blogger arkadaşlarıma ve yazılarımı okuyan kıymetli dostlarıma şans getirmesini diliyorum bu vesileyle. Sağlık başta olmak üzere bütün istedikleriniz gerçekleşsin, her şey gönlünüzce olsun. Sevgilerimle,