KATEGORİLER

10 Haziran 2020 Çarşamba

MASUM BİR ADAMIN İTİRAFLARI - BÖLÜM 38/2


“Bu çiçekleri buraya siz mi dikiyorsunuz?” diye sordum. Bana cevap vermeye gerek duyan olmadı. Öndeki muhafız, elektronik olmayan, üstünde telli bir emniyet camlı ağır kapıyı açmak için anahtarını kullandı. Koğuştaki hücremle aşağı yukarı aynı büyüklükte, düşey çelik çubukların yanı sıra dört yanı kümes teliyle kapatılmış bir hücreye geldik.

Hücrenin kapısı açıktı. Sağ tarafta duvara cıvatalı bir karyola ve yanında paslanmaz çelik tuvalet ve lavabo vardı. Kelepçelerimi çözdükten sonra dışarı çıkıp kapıyı kapattılar. Gardiyanlardan biri, anahtarıyla kapıyı kilitledi ve sürgü çubuğunu sağdan sola çekerek çentiğine oturttu.

Kendi aralarında sessizce konuştular, durmaksızın dönüp dönüp bana bakıyorlardı. Üç adım attım ve geri dönüp üç adım daha attım. Derin nefes aldım. Sargent’ın haykırışı beynimde yankılanıyordu. “Onların gözlerine bak, Inocente.” Bunu yapabileceğimden emin değildim.

Kimsenin ziyaret etmesini beklemiyordum, ancak saat dörtte hapishane müdürüyle birlikte Luther geldi. Yanlarında bir de gardiyan vardı. Luther bana Eyalet Mahkemesi kararının bir kopyasını verdi. Kaybetmiştim. İkiye karşı bir oyla! Mahkeme iki nedenden dolayı son dakikada DNA testi yaptırma talebimin uygun olmadığına karar vermişti. Birincisi, yargıçlar, geçen altı yıl boyunca, bandananın sonradan oraya konulmadığını ya da bir başkasıyla karıştırılmadığını kanıtlayamayacağımı, ikinci olarak ise, bu durumun yine de önemli olmadığını, çünkü suçluluğumu kanıtlayan çok fazla neden bulunduğunu belirtmişlerdi. Karar metni, “Soğukkanlı katilin söz konusu talebi, adaleti yanıltmak ve dikkatleri başka taraflara çekmek amacıyla tezgâhlanan son dakika çırpınışlarından başka bir şey değildir.” cümlesiyle sona ermişti.

Karara muhalefet eden tek yargıç kuşkucu biriydi. Sonradan masumiyetleri anlaşılan birçok insanın idamdan son anda kurtulduğuna dikkat çekmişti. Muhalefet şerhinde “Ceza adalet sistemimizin yanılmaz olduğunu varsaymak aşırı bir kibirliliktir ve insan hayatı söz konusu olduğunda - muhtemelen masum bir insan yaşamı - bu iğrenç bir hale dönüşür. Bay Zhettah suçluysa, ölüm cezasını daha sonra yerine getirmek için bolca zamanı olacaktır; ama eğer öyle değilse, mazur görülemeyecek ya da geri alınamayacak basit bir cinayet işleyeceğiz.” diyordu.

Luther, “Federal Mahkemeye yeni bir itiraz dilekçesi verdik.” dedi.

“Bana söz ver.” dedim. “Ne olursa olsun, bandana testi yaptırılacak.”

Luther, “İnfazı durdurmaya çalışacağız.” dedi.

“Bana söz ver.” dedim.

“Söz veriyorum.” dedi.

Bir infaz memuru yemek tepsisini getirdi. Kapıdaki gardiyan saatine baktı ve memura geç kaldığını söyledi. İnfaz memuru omuz silkti ve

“Bana söylediklerinde hemen koşup geldim.” dedi.

Onlara aç olmadığımı söyledim. Gardiyan, memura tepsiyi alıp götürmesini söyledi. Memur bana uzunca bir süre baktı, yalvardığını düşündüm, sonra tepsiyi tekerlekli servis arabasına koyup uzaklaştı. Luther kenarda sessizce duruyordu. Elini aramızdaki kümes teline koydu ve sonra dönüp gitti. Onun arkasından bir papaz yanıma gelerek kendini tanıttı.

“Efendim, sizi kırmak istemem, ama hayır, teşekkür ederim.” dedim.

O da geldiği yöne dönmeden önce bana acıyarak baktı. Saat beşte hapishane müdürü içeri girdi ve sakinleştirici isteyip istemediğimi sordu. Ona hayır dedim. Buna rağmen bir süre sonra gardiyanlardan biri vasıtasıyla plastik bir hap kutusu bıraktı.

Hücremin karşısındaki gri duvarda, saatin ikinci kolu, her seferinde bir çentik ileriye doğru tıkladığında, dakikalar görünmez bir şekilde kayıyordu. Müdür beni saat altıya kadar infaz odasına götüreceklerini söylemişti ama saat 6:05'te olduğu halde hala hücremdeydim. Tuşları olmayan kırmızı bir telefon, kapının yanındaki kirli plastik sandalyenin üstünde duruyordu. Saat 6:07'de çaldığında yerimden zıpladım. Telefonu muhafızlardan biri cevapladı, adını söyledi, sonra sessizce,

“Bir dakika lütfen.” dedi. Kalbim olması gerekenden on kat daha hızlı atıyordu. Kulaklarım ıslık sesleriyle çınlıyordu. Muhafız, telefonu tam da bu amaçla kesilmiş olduğu anlaşılan kümes telindeki delikten içeri uzattı. Ahizeyi terleyen elimden az kalsın kaydırıyordum.

Olvido, “Öleceğiniz gece bu gece olmayacak. Federal Bölge Hâkimi, size süre verdi ve Temyiz Mahkemesi de bunu onayladı. Başsavcı bana, Yargıtay'a itiraz etmeyeceğini söyledi. Birazdan seni koğuştaki hücrene geri götürecekler. Yarın seni görmeye geleceğim.” dedi.

Ölmeyi beklediğiniz bir anda, eğer beklentiniz gerçekleşmezse küçük bazı şeyleri yapmayı unutabilirsiniz. Bu yüzden önemli olan şeylerin listesini yapmıştım. Güle güle de, teşekkür et, masum olduğumu hatırlat, hazır mıyız de. Onlara, masum bir adamı öldüreceklerini söylemek, Sargent'ın fikriydi. Benim açımdan en önemli kısım ise teşekkür etmekti. Olvido'ya kendisinin ve diğer ekip arkadaşlarının benim için yaptığı ya da yapmaya çalıştığı her şey için teşekkür etmek isterdim fakat oldukça gergin bir durumda olduğumu biliyordum. Ölüm bana yaklaştıkça daha unutkan, daha sessiz, belki de hem unutkan, hem sessiz bir hale geleceğimden endişelenmiştim. Bu yüzden, son başarısızlığına rağmen, ona kısa bir teşekkür yazısı yazmış, önceki günden itibaren ezberlemeye başlayarak yüksek sesle okumuş ve ezberimi tecrübe etmiştim. Yargıtay’ın itiraz dilekçemizi reddettiğini bildirmek için beni yanına çağırdığında, Olvido'ya teşekkürümü ezberimden okumayı planlamıştım fakat beni dinlerken ağlamasından endişe ediyordum.

O gece saat sekizde hücreme dönerken, hayatımı kurtardığı için Olvido’ya teşekkür edip etmediğimi hatırlayamadım. Onunla ne konuştuğumuzu bile tam olarak hatırlayamıyordum.

Beni tekerlekli sedyeyle taşımayı planlayan üç gardiyandan birinin avluya açılan kapının kilidini açmasını bekledik ve sonra bu kez tersi yöne doğru, rotamızı geri çevirdik. “Bu yoldan ne sıklıkta yürüyorsunuz?” diye sordum. Kimse cevap vermedi. Çiçekleri görebilmek için hava iyice kararmıştı. Hapishane girişine vardığımızda Müdür orada bizi bekliyordu.

“Mahkûm, soğukkanlılığınız ve iyi halinizden dolayı size teşekkür ederim.” dedi. 

Sonra tekrar, konuşmayan üç gardiyan eşliğinde başka bir minibüse bindirildim, bu sefer minibüs pencereliydi. Yüksek meşe ağaçları arasından geçerek geniş bir meydanı çektik. Saat geç olmasına rağmen, bir çift yürüyüşe çıkmıştı ve adam önündeki bebek arabasını itiyordu. Ceviz ve meşe karışımı bir koku aldım. Midem guruldadı. Dumanı tüten döş ve kaburga etlerinin pişirildiği bir mangaldan ne kadar uzakta olduğumuzu merak ettim. Yarım düzine üniversite öğrencisi, sokak lambaları ile aydınlatılmış bir futbol sahasında frizbi oynuyorlardı. Ölüm cezası protestocuları, iktidar ve muhalefet yanlıları, hepsi evlerine dönmüştü, elle çizilmiş sloganları olan poster panoları aniden esen bir rüzgâra kapılıp kaldırımdan havaya uçtu. Yukarıya baktım, ince sirrus bulutuna rağmen venüs, mars ve hilal formundaki ayı birbirine bağlayan üçgeni gördüm. Ayı, beş yıldan beri ilk kez görüyordum. Bir saat sonra hücreme geri dönmüştüm.

(Devam edecek)

6 yorum:

  1. Olvido, Rafael'i ipten aldı resmen. Ama bakalım daha neler olacak?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Federal Bölge Yargıcı sayesinde infaz ertelendi, tabii Olvido ve ekibinin olağan üstü gayretleri tartışılmaz. Gelecek bölümle birlikte 2. bölüm bitiyor. 3. bölümden itibaren farklı bir yönde gelişecek olaylar:)

      Sil
  2. alla alla yani acaba bandana yüzünden mi oldu yani bu, nedeni tam açık diyil de :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gelecek bölümlerde net bir şekilde anlaşılacak:)

      Sil
  3. Merhaba! Yorumunuzu aldım. Konuyu çok beğendim, haftaya için öneride bulunan da henüz olmamıştı zaten. Haftaya pazartesi siz paylaşırsınız sonrasında ben duyurusunu yaparım öyleyse. Yorumunuzu paylaşmadım çünkü şimdiden gören olursa bir karışıklık olmasın diye. Bu yorumu da iletişim amaçlı yazdım, dilerseniz silebilirsiniz.

    İyi günler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, iyi yapmışsınız.
      İyi günler:)

      Sil